Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Röportajlar 1 Ekim 2012, Pazartesi 07:43
banner

Uğural: "Görevimin başındayım..."

image

Durum böyle olunca Kamu Hizmeti Komisyonu da mercek altında. Yapılan sınavların, atamaların güven verici ve şaibesiz olduğunun anlaşılmasını en başta kurumun başındaki isim Sayın Çetin Uğural istiyor. Sayın Uğural şu an ülkede en çok konuşulan birkaç isimden biri. Sıkıntılı günler yaşayan Uğural içini Erçin Şahmaran’a döktü.   

Kamu Hizmeti Komisyonuna çok önceki zamanlardan bir güvensizlik vardı. Ama sizin başkanlığınızda bir güven oluşmuştu. Komisyona güven nasıl gelişti?

“Tabi ki bende kurumun içinde olmadığım zamanlarda bu tür şikâyetleri hep duyardım. Ve genel olarak toplumda da Kamu Hizmeti Komisyonunun objektif, tarafsız, adil ve hakkaniyete dayalı çalışmadığına dair bir inanış vardı. Bu kötü imajı düzeltme iddiası ile Başkanlığı kabul edip göreve başladım. O dönemde, bir önceki Cumhurbaşkanı R.Denktaş tarafından atanmış iki üye de vardı. Benim objektiflik ve tarafsızlık ilkelerime bu iki üye de destek oldu. Kuruma getirdiğim teknolojik yeniliklerle ve somut objektif ve tarafsız Başkan imajı ile kısa sürede kamu vicdanında olumlu bir kanaat yaratmayı başardım. Ciddi uygulamaları hayata geçirdik. Güven duyulan bir kurum yarattık. Hatta Güvenlik Kuvvetlerimizin sınavlarını biz yapmaya başladık. Bu güveni yarattık. 2010 yazına kadar komisyon toplum nazarında en güvenilir kurumların başında geliyordu”.

Meclis’teki Partilerin başlangıçtaki tavrı nasıl olmuştu?

“O dönemde mecliste bulunan tüm partilerden, Komisyon uygulamalarındaki tarafsızlığımdan dolayı tümünün de güvenini ve desteğini kazanmıştım. O dönemde UBP Genel Başkanı olan sevgili Tahsin Ertuğruloğlu ile yakın bir dostluğumuz oluştu. Onun yanında Hasan Bozer, Türkay Tokel, Ahmet Kâşif, Ali Çetin Amcaoğlu, Hasan Taçoy, Şerife Ünverdi, İlkay Kamil ve daha birçok UBP milletvekili ile tarafsızlığıma saygıya dayanan olumlu bir ilişki vardı. Sevgili Serdar Denktaş ile uzun yıllara dayanan dostluğumuz nedeniyle DP’nin de genel bir desteği vardı. Sevgili Mehmet Çakıcı ve partisindeki birçok yakın dostlarımdan dolayı TDP’den de genel bir güven ve destek alıyordum.

O nedenle Bütçe görüşmelerinde muhalefetin genel eleştirel tavrından ayrı olarak Komisyon bütçesi oybirliği ile geçiyordu. Muhalefetin genelde zamlara karşı oy kullanma geleneğine rağmen, benim sınav ücretlerini artırma talebim de meclisten oybirliği ile geçmişti”.

Siyasetin Komisyona yönelik olumsuzlukları ne zaman başladı?

“Sayın Derviş Eroğlu’nun, önce parti başkanı daha sonra da Başbakan ve Cumhurbaşkanı olması ile Komisyon sistematik bir husumetin odak noktası oldu. Cumhurbaşkanlığı’nda UBP hükümeti dışında oluşturduğu kendine bağlı militan bir ekip ile Komisyona yönelik sistematik bir çalışma başlattı. Önce yasa değişikliği ile benim görev süremi kısaltmak suretiyle görevime son vermeği denedi. Buna paralel olarak Komisyon’un üst kademe yöneticilerinin, yasal prosedürü çalıştırıp benimle istişare dahi etmeden görevden alınmasını sağladı. Komisyona yapılan yeni atamalarla, parti ötesinde kendisine kişisel olarak bağlı bir ekip ile Komisyon’da benim etkinliğimi kırmaya çalıştı. Ciddi bir rahatsızlığı olduğunu kendisine söylemiş olmama rağmen Sevgili Mehmet Öke’nin ölümünü süratlendiren görevden almaları uygulamaktan çekinmedi. Ve ne acıdır ki ölümünü süratlendirme pahasına görevden aldığı Mehmet Öke’nin yerine atadığı şahıs, sınav dairemizde yaptığı sahtekârlık ve manipülasyonlarla KHK’nın bugünkü yıkımını ortaya çıkardı.

Derviş Bey’in UBP hükümetinin desteğini yitirmesi nedeniyle, benim görev süremi kısaltma ile ilgili yasayı meclisten geçirmeyi başaramadı ki bugün hala başkanım. Ama sınav müdürlüğüne atadığı şahsın sahtekârlık ve manipülasyonlarının ortaya çıktığı bu son günlerde Komisyonumuz çok ciddi bir yara almış oldu”.

Kurumun bağımsız mı? Sizin atanmanız da siyasi sebeplere mi dayanıyor?   

“Ben hiçbir zaman bir siyasi partinin militanı olmadım. Siyasetle ilgilendim ama ben mesleğimden dolayı siyasetçilerin dikkatini çektim. Ben iktisatçıyım ve araştırmalarım, yayınlarım var. Bunları bir siyasi partiye kabul ettirmek gerek ki hayata geçsin. Benim hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Türk Partisinde konuşup tartıştığım ekonomist arkadaşlarım vardı. Görüşlerimin hayata geçirilmesi yönünde CTP içerisinde çalışmalarım oldu. Benim siyasetle ilişkim sadece bu çerçevede oldu. Ekonomi ile ilgili inandığım projelerim vardı. CTP hükümetleri döneminde bunları hayata geçiremedim. Hala daha iddialıyım ki ekonomiye katkısı olacaktı. Ve bugünkü sıkıntıların önemli bir kısmı olmayacaktı. Ben CTP hükümetinin özellikle ekonomi konusundaki uygulamalarını eleştirdiğimden, 2004-2007 arası hiçbir görev almadım. Daha sonra komisyonda başkanlık boşaldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Talat komisyonun başına bu görevi tarafsız yapabilecek birini atamak istiyordu. Ve bana teklifte bulundu. Benim alanım ekonomi niye ben diye sordum. Sayın Talat benim tarafsız olarak bu görevi yapabileceğime inandığını söyledi. Ve bu çerçevede bu göreve gelmiş oldum.”

Kurumdaki düzen 2010 yazından sonra mı bozulmaya başladı?

“2009 yılında hükümet değişti. UBP iktidara geldi. Tarafsızlığımdan dolayı yeni hükümetle de bir sorunum olmadı. Benim dönemimde hakkı olan herkes hangi partiden olursa olsun hakkını aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar bir sıkıntı olmadı. Derviş bey Cumhurbaşkanı seçilince bir yasa konuşulmaya başlandı. Görev süresinin değiştirilmesi ile ilgili. Altı yıllık süre dört yıla indirilmek istendi. Yasada iki madde vardı. Birincisi, görev süresi dört yıl olacak. İkincisi, bu süreyi dolduranlar ayrılacak. Yani benim görev sürem sona erecekti. Ben karşı duruş sergiledim. Hükümet yetkilileri ile konuştum. Hiçbirinin, hatta İrsen beyle de görüştüm, haberimiz yok, Cumhurbaşkanlığında hazırlandı ve geldi dendi. Parti Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu ile de görüştüm. Genel Sekreter olarak kendisinden habersiz böyle bir yasa tasarısının söz konusu olmasına şaşırdı. Taslağın bir kopyasını ilk kez bende görmüş olduğunu ve uygun bulmadığını söyledi. Ben bu yasayı engelledim ve hükümet de tasarıyı meclisten geri çekti.”.

Yasanın amacı sizin görev sürenizi bitirmek miydi?

“Amaç Mustafa Tokay’ı benim yerime komisyona Başkan yapmaktı. Ben Sayın Cumhurbaşkanını bu sebepten dolayıdır ki son yaşananlardan doğrudan doğruya sorumlu tutuyorum. Bu taammüden yapılmış bir müdahaledir. Bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak komisyona saldırıldı ve yıkıldı. Artık Kamu Hizmeti Komisyonu yıkılmıştır, bitmiştir”.

Komisyonda değişiklik yapılması gündemde, faydası olur mu?  

“Cumhurbaşkanının tekelinde olan atama yetkisinden kaynaklanan güçle Komisyonun ele geçirilmesine çare olarak düşünüldüğünü zannediyorum ki bu açıdan haklılık var. Bu küçücük memlekette, sorumluluk sahibi bir Cumhurbaşkanı buraya atayacak düzgün beş kişi bulabilmeli. Yeter ki niyet olsun. Teorik olarak Cumhurbaşkanı yetkisi bu nedenle daha doğru. Ama pratikte, hele bu yaşananlardan sonra, özellikle önümüzdeki kısa vadede hükümetin bu ciddi riske karşı çare arayışı içerisinde bu düşüncenin doğduğunu düşünüyorum. Daha iyi bir çare var mı bilmiyorum. Sorumlu bir Cumhurbaşkanı sorunu aşılmadıkça galiba başka çare de yok.

Komisyondaki çoğunluk desteğini ne zaman ve nasıl kaybettiniz?

“Sayın Talat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yapılan son iki üye atamasında ciddi hata ve isabetsizlik oldu. Sayın Talat, tarafsız ve bağımsız üye profiline gerekli dikkati göstereceğine, atanacak üyelerin bayan olmasına odaklandı. Atananlardan bir tanesi mevcut genel sekreterimizin abisinin eşi idi. Genel Sekreterin bir yakınının üye olmasının görüntü olarak güven sarsıcı olabileceğini düşünürken, bunun tam tersi, büyük bir husumet olduğu ortaya çıktı. Atanır atanmaz bana genel sekreterin usulsüzlükler yaptığını, soruları sızdırdığını ihbar etti. Ciddiye aldım. İlk anda Genel Sekreteri görevden almayı düşündüm. Araştırdıkça bu bayanın Genel Sekretere ki yakın akrabasıydı, bir hıncı olduğunu anladım. Bitip tükenmeyen ısrarlarına karşı durmam sonucunda bu üye bana düşmanca bir tavra girdi. Diğer bayan üyenin ise öğretmen gelininin ilave branş konusu gündeme geldiğinde, söz konusu branş sınavında başarısız olduğu için bu talebe karşı çıktım. Geçmişte, özellikle kısıtlı sayıda branş sınavları yapıldığı yıllarda ilave branş, kişinin evsafına bakılarak verilirdi. Bilahare buna kural getirilerek, istenen ilave branşta sınav başarısı aranmaya başlanmıştı. Buna rağmen bu bayan üye bu kuralın son bir kez daha uygulanmayarak gelinine ilave branşın verilmesinde ısrarlı oldu. Komisyon çoğunluk oyu ile reddetti. Bu üye de bu nedenle bana karşı düşmanca bir tavra girdi. Bu olaydan bir yıl sonra Mustafa Tokay da üyeliğe atandığında, daha görevdeki ilk haftasında Başkanlığa yazılı başvuruda bulunarak söz konusu üyenin gelininin ilave branş konusunun gündeme alınmasını talep etti. Ben o dönemde yıllık izinde idim. Başkanlığa vekâlet eden üyenin başkanlığındaki bir oturumda,  Mustafa Tokay konuyu gündeme aldırarak bire karşı üç oy ile kural dışı bu ilave branşı, söz konusu üyenin gelinine verdirmiş oldu. Bu şekilde bu iki üyenin desteğini garanti altına almayı başaran Mustafa Tokay, atanır atanmaz Komisyon çoğunluk desteğini kontrol altına almış oldu. Üst kademe yöneticileri zaten kendisine yakın kişiler olarak önceden atanmış bulunduğundan, Komisyonun bütününün kontrolünü eline geçirmiş oldu”.

Tüm bunlar kurultay olduğu için mi ortaya çıktı?

“Kurultay aşamasında, Mustafa Tokay Komisyonu Cumhurbaşkanının seçim bürosu haline getirdi. Delegeler kapısında kuyruğa girdi. Gündemli toplantıları, delegelerle, kamudaki üst kademe yöneticileriyle ve vatandaşlarla görüşmelerinden fırsat bulduğu saatlerde yapabiliyorduk. Cumhurbaşkanının hükümetle kutuplaşmasında, hükümetin makul taleplerinin dahi komisyonda engellenmesi ortaya çıktı. Bu durum sınav sonuçlarında da göze batan anomalileri artırdı. Sınav sonuçlarına itirazlar yaygınlaştı ve büyüdü. Benim de sınav sonuçlarıyla ilgili güvenim sarsıldı. İtiraz edenleri daha üst prosedür olan yargı yoluna giderek sonuç almaya çalışmalarını tavsiye ederek sınavları mercek altına almaya çalıştım. Sınav Dairesi Müdürünün görevden alınması için Başbakana talepte bulundum. Şikâyetçi olan polise gitti araştırıldı. Ama bu yolla da bir sonuç alınamadı.

Doktorların sınavlarında da ciddi itirazlar olmuştu, sonuç ne oldu?

“Doktor sınavlarında ciddi manipülasyonlar yapıldığına şahit oldum. Özellikle mülakatlarda. Mustafa Tokay ve yanındakiler bir adayın kaybetmesi, diğerinin ise kazanması için önceki verdikleri notları değiştirdiler. Benim müdahale şansım yoktu. Çünkü her üyenin değerlendirme yetkisi var. Bir doktor, iki ayrı kadro için mülakata girdi. Aynı mülakat değerlendirmesi olarak, bir kadroda başka, diğer kadroda başka notlar verdiler. Daha doğrusu ikinci kadroda istedikleri adaya kazandırmak için verdikleri notları çizip daha düşük not verdiler. İtiraz eden doktora yasal yola başvurmasını tavsiye ettim. İlgili doktor davaya gitti ama daha sonra aldığım bilgiye göre gördüğü baskı sonucu davadan vazgeçti.

 İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?   

“Hayır. Ben görevimin başındayım. Bana ihtiyaç duyulan bir dönmededir kurum. Süreç sürdüğü sürece, güven içinde bir düzen oluşana kadar hiçbir şey yapmayacağız. Hiçbir prosedürü çalıştırmayacağım”.

Sayıştay sınavında başarılı olup da iş başı yaptırılmayan gençlerin durumu ne olacak ve Doktor sınavları ile Sayıştaylık sınavı ve bugün yaşananların siyasi bir hesaplaşma olduğu düşünülebilir mi?  

“Anlatmaya çalıştığım bu ekip Başbakanın damadına doktorluk sınavında operasyon yaptı. Sayın Başbakan ailesine kasıtlı bir haksızlık yapıldığını düşünüyor ki haklıdır. Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki bu çelişkiden Sayıştay başkanlığı güç almış olabilir. Ama Sayıştay da bağımsız bir kurumdur. Ben Sayıştay başkanını anlamaya çalışıyorum. Art niyet de aramıyorum. Ancak yetkisi yok. Bağımsızdır ama istihdamda yetkili Kamu Hizmeti Komisyonudur. Biz de bağımsızız ama Sayıştaylık tarafından denetleniyoruz. Bana göre yanlış yapılıyor. Aramızdaki dostluğa dayanarak Sayıştan Başkanı’nı bu kararından döndürmek için samimi olarak çok çaba gösterdim. Kendisine doğru karar vermesi için yardımcı olmaya da çalıştım. Sınavı kazananların haklılığını destekleyen referanslarımızı ve resmi belgeleri kendisine gönderdim. Konuşmalarımızda olumlu bir sonuca varmaya çok yaklaştık. Ama nedenini anlamadığım şekilde bu sorun hala aşılamadı.”

Facebook yorum

Yorum Yaz     Paylaş Share/Bookmark    
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
increase font size decrease font size print this page tell a friend Yorum Yaz (0)

banner
AP Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Harms: "Akkuyu delilik, aptallık!"
image Kıbrıs Postası’na konuşan AP Yeşiller GurubuEş Başkanı Rebecca Harms, gazetemizin gündeme getirdiği Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili “bu santralin kurulması bir deliliktir. Ekonomik açıdan aptalca bir bakış” diyerek...
Özersay Politis'e Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirdi
image Soru: Ortak açıklamadan sonra müzakerelerin şu anki durumuna bakarsak, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda her iki toplumda da bir momentum olduğu göze çarpmaktadır. 2004 yılında Annan Planını reddedenin Kıbrıslı Rumlar...
Barış Başel, ceza yasası ile ilgili değerlendirmelerde bulundu...
image Bilinçli medya okuryazarlığının çok önemli olduğunu ifade eden Başel, özellikle vatandaşlara, okudukları yayın organının kimlere tetikçilik yaptıklarının bilincinde olmaları gerektiğini anlattı. En son meclise sunulan...
banner