Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Radar REŞAT | 8 Nisan 2011, Cuma

Gündem ne olmalı?

Paylaş  
4
3
4

Bana göre gündem sadece “Sistemin Tıkanması”, Sistemsizlik Sistemi’nin veya yaşadığmız Düzensizlik Düzeni’nin yıllar yılı yaşatılmışlığı hususu olmalıdır.

Kabine değişimi değildir bizde değişimi sağlayacak ve bizi düze çıkaracak olan.

Esas cevabını bulmamız gereken soru,

“Bu güne kadar değiştirilmeyen mevcut çarpık düzeni yaşatan NEDİR”? sorusudur.

Bu soruyu cavaplandırma sorumluluğumuz var. Halk olarak tabii ki. İşte bu noktadan hareketle bu yazımı düzenledim.

Sorunlarımızın çözümlenmesinin başlangıç noktası bu cevabın içerisinde yatacağı inancındayım.

Var Oluş Platformu da kendi tutumlarının öz eleştirisini de yaparak sözünü ettiğim soruyu cevaplandırmalıdır.

“Elini yakamdan çek”,   “Bu paket bana dar geliyor. PAKETİ GERİ ÇEK” şikayetinde bulunarak eylem planlarıyla tehdit savurma bir maharet değildir.

TV kanalları, sabahtan akşama kadar telefon ucunda tedirginliğini, mağduriyetini dile getiren halkı konuşturmakla programcılık yapıyor ama deşarj olmanın ötesine geçilemiyor.

Halk gerçekten karar verecek kadar bilinçleniyor mu? Tahmin etmiyorum.

Toplum sorunlarına çare bulmakla görevlendirdiğimiz Millet Vekillerimiz, görev üstlenirken verdikleri yemini unuttular sanki. Yasal boşluklar diz boyuna ulaşmışken, bu yasaların tasarımı tanzimi veya değişimi takvimlenerek sözünü ettiğim boşlukların acilen doldurmaları  zorunluluğunu hissetmemek nasıl bir görev anlayışı olabilir?

Vekillerimiz, Mecliste vakit harcama yerine, ne var ki daha fazla  televizyon kanallarında tartışmayı, vakit harcayı tercih etmekte.

Mecliste oldukları zaman da gündem oluşturarak ve o gündeme sadık kalarak çalışmalarını bu uğurda odaklama yerine, Gündem Dışı konuşmalar yapmakta. Hem de Mecliste değil kahvehanede dahi konuşulmayan ifadelerle, takınmayan tavırlarla.

Yasal boşluklar varsın kalsın.

Meclis üyelerimizin kaç tanesi mevcut yasalara değişiklik tasarısı getirme zahmetinde bulunur? Haftada iki gün oturum yapmakla her zaman sözü edilen AB UYUM Yasaları tamamlanır mı? Halka açıklanır işlerlik kazanır mı? Mümkün mü? Değil.

Mecliste Isbat-ı vücut ettikleri zaman neler sergiledikleri, kendilerini hiç mi rahatsız etmiyor?

Sergilediklerinin, kendilerini rahatsız etmemesini, yaptıklarından hicap duymamalarını nasıl yorumlayalım dersiniz?

Daha da önemlisi “Halk” olarak bizlerin bu sergilenenlere karşı olan sessizliğimiz ne anlam taşır, nasıl nitelenir acaba?

FARKINDA MIYIZ?

Ne denli aciz, bilgisiz, bilmediğini bilmeyen kişiler tarafından yönetilmiş ve halen de yönetiliyor olduğumuzun farkında mıyız? Farkında isek, sineye çekmemiz dışa ne mesaj verir?

Bizlere ne gözle bakılır diye bir sormak yerinde olmaz mı?

Sineye çekme, bu seviyesizliği kabul etme, GENELDE HALK OLARAK İSTEĞİMİZİN  bu olduğu kanısını yaratmaz mı?

Yani, Allah aşkına:

“istenilen budur” mu dedirtmek istiyoruz?

Bu iktidara taşıdığmız şahsiyetlerin hususiyetleri, ihtisasları ne imiş ki onlara “dokunulmazlık” zırhını da giydirerek:

i) sadece meslek etiğini ihlal etmelerini değil, ahlaki  yolsuzlukları işlemelerine, işletilmesine izin vermelerine,

ii) ilkesizliği, hesap vermemeyi geçerli kılmalarına,

iii) böylesine köhne  bir yönetim anlayışıyla, yetkilerini yanlışa kullanmalarına,

iv) Adalet mevhumunu yıpratarak adaletsizliği geçerli kılan  Partizan davranışlarına nasıl hala tahammül ediyoruz?

Yoksa sorum yanlış mı?

Yapılanlara göz yummamızın tahammül etmemizin gerisinde gizli yatan ne olabilir?

Cevap acaba bir şekilde,   hala edinilen kişisel menfaatlerin boyutu toplumsal kayıplarımızı yeterince tazmin ettiği düşüncesi mi? Ve bunun  hala büyük bir çoğunluğu kapsaması veya çoğunluğa  hitap etmesi mi?

v) Nedir bizlere bu Düzensizlik düzeninin devamlılığını sağlatan? Vekillerimizin, iktidar ettiklerimizin sergiledikleri sığ düşünce ve  bilgi yetersizliğiyle, ilkesiz politikalar ve  ciddiyetsizlikle, seviyesiz ve saygısız davranışlarla “Meclisimiz”in, “Yüce Meclis” olarak nitelenmesi veya  algılanması mümkün mü?

Devletimizin, TOPLUMUMUZUN çağdaş rekabet dünyasına ayak uydurabilmesini, kalkınmasını yücelmesini bu hususiyetlerimizle mi mümkün kılacağız?

Ama esas acı olan ve bir türlü kavrayamadığım kabullenmeyi reddettiğim nedir biliyor musunuz?

Bu düzensizlik düzeninin TÜM OLUMSUZLUKLARINA RAĞMEN yıllar yılı yaşanmışlığı.

Demek ki daha farklı sorular sorarak  açıklamak gerekir.

*** Bu sistemi yıllar yılı yaşatan NEDİR?

“Nedir” bu adaletsizliği yaşattıran, insan kaynağı yeteneğini kıyım kıyım ederek   katledilmesine göz yumduran?

*** Yolsuzlukları uhdesinde yaşatması yanında  yeşermesine de sebebiyet veren,

*** geleceğimizin güveni  olan  fonlarımızı güven altına alma değil tam ters  kör çar etmelerini bile bizlere kabul ettiren bu   düzensizlik düzeninin devamlılığını sağlatan NEDİR? NEDİR?

Dikkatiniz çekmek isterim. “Kimdir veya kimlerdir diye sormadım sorumu. “Nedir” diye sordum. Nedir sorusunun cevabının bir anahtar olacağı kanısındayım.

“Nedir” bu düzensizlik düzeninin devamlılığını sağlatan? Onu tanımlamak durumundayız.
Mecburuz.

***Çünkü bizlerin oyları ile meşruiyet kazandı bu sistemsizlik, düzensizlik düzeni.

*** Bizlerin onayı ile oylarımızla  sürdürülmekte bu sistemsizlik sistemi.

*** Bu Düzensizlik düzeni bizlerin tasvibi ile oluştuğunu kabullenmek durumundayız.

*** Bu günahımızı itiraf edip üzerimizden çıkarmak atmak mecburiyetindeyiz.

***SİL BAŞTAN’I bunu yaparak gerçekleştirebiliriz ancak.

“Kendimizi Yönetme” yapımızı bu temeller üzerine oturtmak mecburiyetindeyiz.

Bizi bu duruma getiren düşüncelerden kendimizi arıtarak, bu kokuşmuşluğu yaşatan aktörleri saf dışı edebildiğimiz nispette Var Olmayı başarabiliriz .

Yoksa tutumumuza sadık kalarak yani bizi batıran zihniyetin kişisel menfaat yarışı olduğu alışkanlığımıza son vermeden, bundan vaz geçmeden, DEĞİŞİM’den bahsedemeyiz.

Bu DÜZENSİZLİK DÜZENİNİ ortadan kaldırabiliriz. KALDIRMALIYIZ. Silkip atmalıyız.

Daha ne diyeyim ki?

Bu kararlılık irademizi göstermek mecburiyetindeyiz. 

Doğruya aç olduğmuzu kanıtlamak durumundayız.

Yalana yanlışa TOK olduğumuzu da tutumumuzla sergilemek durumundayız.

Bu olgunluğa, bu cesarete sahip olduğumuz hususunda kimse kuşkulanmasın.

Şüphelenmesin de.

Sahibiz. O zaman bunu yerine getirme görevimize de sahip çıkalım.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
14 Mayıs 2016, Cumartesi    Müşavirlik, popülizm ve kifayet
24 Eylül 2015, Perşembe    Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
18 Kasım 2014, Salı    Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
2 Temmuz 2012, Pazartesi    Olamaz olamaz olamaz olamaaazzz
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik.
4 Ocak 2012, Çarşamba    Yeni sene mesajı
11 Aralık 2011, Pazar    Yönetimlerin görev ihmalkarlıklarının ağır bedellerini hep halk mi ödeyecek?
10 Ekim 2011, Pazartesi    Vijdanımızla sınav vermeye hazır mıyız?
26 Haziran 2011, Pazar    Menfaat çelişkisine bürünmüş icraatlara kim dur diyecek?

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müşavirlik, popülizm ve kifayet
Radar REŞAT | 14 Mayıs 2016, Cumartesi
Hasbelkader bir partiye yakın olmuş. Üst düzey yönetici görevine getirilmiş. Sonra da partisi hükümetten gidince hiçbir iş yapmadan devletten maaş alanların varlığı beni de rahatsız ediyor.
Hatta sinirlendiriyor dese...
Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
Radar REŞAT | 24 Eylül 2015, Perşembe
Bu gün bayram arifesindeyiz. Hepimizin,  sevdiklerimizle paylaşacağı, güzel anılar yadedeceği, büyüğümüzü küçüğümüzü bağrımıza basarak sevindireceği bir gün. Herkesin bayramını şefkat dolu duygularımla kutlarım. Mübar...
Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
Radar REŞAT | 18 Kasım 2014, Salı
Kıbrıs Türk Havayolları ve CAS Eski çalışanlarının durumu gerçekten sıkıntılı. Açlık grevi noktasına gelip bir mücadele vermek için gerçekten zor durumda ve kararlı olmak gerekir. Talep basit.
Onlar CAS’ta çalışmaya ...