Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Radar REŞAT | 11 Aralık 2011, Pazar

Yönetimlerin görev ihmalkarlıklarının ağır bedellerini hep halk mi ödeyecek?

Paylaş  
4
4
4

Bankaları  Düzenleme ve Denetleme konusunun, Anavatan’da yıllardan beri  yürürlükte olduğu ve olumlu sonuçlar elde edildiği bilindiği halde, bunca zaman bizde bu yönde yasal zemin hazırlıklarının olmayışına anlam vermek gerçekten çok  zordur.  Bu duyarsızlık ve ihmalkarlık kabul edilir bir “Yönetim” şekli olamaz!
Enflasyonun çok yüksek olduğu yıllarada, elbette  faiz oranları  da çok yüksekti. Ama o yıllar geride kalalı çok uzun zaman olmuştur. TC’nin etkin bütçe ve para politikaları uygulamalarının devamlılığı sonucu enflasyon oranı kontrol altında tek haneli rakamlara düşeli de epey olmuştur.

Pekala biz kendi ülkemizde ayni ciddiyetle Finans sektörünü düzenleme ve denetleme, borçlu alacaklı hakları, borç ve iflas kanunları ile ilgili yasalar ve tüzüklere bakmayı,  gerekeni yapmayı niye hep gündem dışı bıraktık?

Niye diye soruyor, cevapsız kalıyor ve  kıvranıyor halkımız. Binlerce kişi ve kuruluş mahkemelerde davalaşmakta, mahkemeler de tıkanmış durumdadır. Bununla ilgilenmemeyi bırakın, aylar öncesi yapılan uyarılar da hiçe sayılmıştır. Halbuki bilhassa o inşaat keşmekşliğinin rasyonal düşünmeyi  tatile gönderdiği 2005-2007 döneminde özellikle devlet bankalarının, verilmemesi gereken krediler verdiğini en sağır kulaklar bile işitmiştir. Halk arasında söylentileri bir tarafa bırakalım  “Yönetim” olarak, Denetleme ve Düzenleme sorumluluğunun üstlenilmeme nedeni ne olabilirdi? Anlamak hayli güç. Denetimsizlikten rant sağlayanlar, bu kadar mı yönetime hakim durumdadır?

Merkez Bankasının Konsolide bilançoları ve ek raporlarını içeren üç aylık bültenlerinde yayımlanan rakamlara bakıldığında,  rakamların günümüzün  bahse konu kredi problemlerini nasıl yansıttığını görmek mümkün değil midir?

Bankaları “Kamu” bankaları, Özel Bankalar ve TC Şube bankaları diye üç grupta incelediğimizde;
Tüm bankalardaki toplam 8.2 milyar TL civarındaki mevduat, çok az bir farkla bu üç grup arasında bölünmüştür. Özel bankalardaki mevduat, sadece yarım milyar TL  daha fazladır.

Burada altı çizilmesi gereken, verilen kredilerin mevduata olan oranının, kamu bankalarında daha yüksek oluşudur. Bu rakam %79’ a yakındır. Diğer iki gruptaki yerli özel bankalar ile TC şübe bankalarının kredi mevduat oranları, %68.5 ile %66.3 olarak gerçekleşmiştir. Bu oranlar görüldüğü üzere  birbirine oldukça yakın rakamlardır. Bu iki gruptaki bankalar, topladıkları mevduatı ayni oranda piyasaya plase ederek kredilendirmeketedirler. Buraya kadar herhangi bir sorun göze çarpmamaktadır.

Ancak dikkat edilmesi gereken ve esas sorun yaratan, TAHSİLİ GECİKMİŞ ALACAKLAR kalemidir. Yani, verilen kredilerin kaçta kaçının tahsili gecikmiş alacaklardan oluştuğu hususudur.

Bu oran, tahmin edebileceğiniz gibi TC şube bankalarında en düşüktür. Burada herhangi bir sorun yoktur.
TC şübe bankalarının verdiği kredilerin sadece %2.4’ ü  Tahsili Gecikmiş Alacaklar kalemini oluştururken, bu oran yerli özel bankalar için % 11.6 civarındadır. Yani Tahsili Gecikmiş Alacacaklar, TC Şübe bankalarınkinden  BEŞ kat fazladır. Bu, üzerinde durulması gereken önemli bir hususdur.

Kamu bankalarında ise bu oran %7.6’dır.  Yani özel bankalarınkinden göreceli olarak daha düşüktür.
Kamu bankalarının tahsili gecikmiş diye tanımlanan alacakları, özel bankalarınkine göre daha pozitif görünmesine rağmen,  esas gerçekleri yansıtmamakta ve yanıltıcıdır.

Nedeni ise, Kamu bankalarının DEVLET GARANTİSİ İLE VERDİĞİ KREDİLERİN, tahsili gecikmiş alacak diye algılanmamasıdır. Ama bu bankaların da Devletten alacaklı olmaları, likid sorunlarını çözemediği gibi, kredi verme gücünü de arttırmamaktadır. Sorun ortadadır .

Bankaların durumunun teker teker incelenmesi ve gerçek durum tespiti yapılması şarttır. Tahsili Gecikmiş Alacaklar rakamında, medyada dile getirilen FAHİŞ FAİZ uygulamalarının payı ne kadardır?

Bankacılık sektörünün pek sağlıklı pozisyonda olmadığı, ileride tehlikeli durumların var olabileceği endişelerini de taşımaktayım.

Devletin bankalara olan borcunun hiç de küçümsenmeyecek düzeyde olduğu gerçeği dikkate alınırsa, bahse konu duruma acilen el atılmasının kaçınılmaz olduğunu tekrardan vurgulamak isterim. İhmalin ve ertelemenin büyük bedelleri olacağı gerçeği, şimdiden  kendini hissettirmeye başlamıştır bile!
Rahatsız edici diğer bir husus da, Tüketici kredilerinin 1.6 milyar TL gibi yüksek bir rakama ulaştığıdır . Yani, ülkemizdeki tüketici borcu çok yüksektir.

Bizdeki bazı özel kuruluşların, kendi yatırımları için aldığı krediler toplamının, “Tüketici Kredisi” olarak addedilmesi, işi daha da zorlaştırmaktadır. Bir an önce bunlara el atılmalı, bankalar nezninde incelenerek, bekletilmeden  sonuçlandırılmalıdır. Burada, Devlet Ciddiyettinin sorgulanması gerekmektedir.
Bu gayri ciddi görev anlayışının toplumda yarattığı huzursuzluk, güvensizlik ve moral çöküntüsü olarak yansıyan  bedelin boyutu parayla ölçülemez! Ölçülemeyecek kadar büyüktür.

Buna benzer ihmalkarlıkların bedelini halka ödetmeyi kabul edebilen, vicdanlarında yaşatabilenler, toplum yönetimi yükümlülüğünü niye üstlenmeye kalkışırlar  Allah aşkına?
Halka hizmet etmek amacı, bir bakarsınız ki yönetici rolündeki kişinin menfaatına hizmet etmeye  dönüşmüştür.   Halka ise hizmet değil “Hezimet”  kalmıştır.

Acı olan, bütün bu duyarsız ve sorumsuz davranışların hesabını sormamak bir yana,  usulsüz ve yolsuzluk davranışlarını da içeren bir yönetim anlayışını, yetkilendirmede yaptığımız siyasi tercihlerle idame ettiren bir topluma dönüşmüşüz sanki de!

Henüz “ Dönüşmüşüz” dedim, ne olur  “döndük” dedirtmeyelim.

“Hatalara sadık kalarak doğru olana varmanın imkansızlığını idrak etmekten bu kadar mı uzakız?
Bu uzak düşünceler peşinde olanların çoğunlukta olduğuna inanmak istemiyorum. İnanamam da!  Ancak etkilerinin fazla olduğunu kabul edebilirim. Matematiksel çoğunluğa hakim olanların  dikte ettirdiği bu düzende, Adalet ve  hukuka olan güven hasar görür, demokrasimiz, sosyal kültürümüz, bu çoğunluğa hakim olanların  değer yargılarından zarara uğrayarak şekillenir. Buna nasıl razı olabiliriz?

Bu gerçeği bir tarafa not ederek, bilgisizce, duyarsızca ve sorumsuzca davranan hesap vermezlerden biran önce hesap sorulmazsa,  işte esas tehlike o zaman kapıya yaklaşmış olacak. Bunun adı KABUSTUR! Çünkü böylesine yönetilme, var oluşun değil, yok oluşun reçetesidir. Çağdaş medeniyet ışıklarını söndürenlerin elinden yetkiyi alacak olanın bizler olduğunu, hakimiyetin biz halkta olduğunu asla unutmayalım.

Son kamuoyu yoklamalarında, halkımızın hiçbir siyasi partiye geçer not vermeyişi, beni az da olsa ümitlendirmektedir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
14 Mayıs 2016, Cumartesi    Müşavirlik, popülizm ve kifayet
24 Eylül 2015, Perşembe    Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
18 Kasım 2014, Salı    Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
2 Temmuz 2012, Pazartesi    Olamaz olamaz olamaz olamaaazzz
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik.
4 Ocak 2012, Çarşamba    Yeni sene mesajı
10 Ekim 2011, Pazartesi    Vijdanımızla sınav vermeye hazır mıyız?
26 Haziran 2011, Pazar    Menfaat çelişkisine bürünmüş icraatlara kim dur diyecek?
29 Mayıs 2011, Pazar    Devlet yönetiminde etik ve ahlaki kurallar "olmazsa olmaz"ı ve bizdeki boşluk

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müşavirlik, popülizm ve kifayet
Radar REŞAT | 14 Mayıs 2016, Cumartesi
Hasbelkader bir partiye yakın olmuş. Üst düzey yönetici görevine getirilmiş. Sonra da partisi hükümetten gidince hiçbir iş yapmadan devletten maaş alanların varlığı beni de rahatsız ediyor.
Hatta sinirlendiriyor dese...
Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
Radar REŞAT | 24 Eylül 2015, Perşembe
Bu gün bayram arifesindeyiz. Hepimizin,  sevdiklerimizle paylaşacağı, güzel anılar yadedeceği, büyüğümüzü küçüğümüzü bağrımıza basarak sevindireceği bir gün. Herkesin bayramını şefkat dolu duygularımla kutlarım. Mübar...
Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
Radar REŞAT | 18 Kasım 2014, Salı
Kıbrıs Türk Havayolları ve CAS Eski çalışanlarının durumu gerçekten sıkıntılı. Açlık grevi noktasına gelip bir mücadele vermek için gerçekten zor durumda ve kararlı olmak gerekir. Talep basit.
Onlar CAS’ta çalışmaya ...