Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Radar REŞAT | 4 Nisan 2010, Pazar

Nelerden kuşkularım var?

Paylaş  
6
3
5

Gündemimiz ne? Seçim. Sorunlarımızın hangisi kimin seçileceği ile ilgili? Hemen akabinde soralım.
İçinde bulunulan ekonomik sorunların halli neye bağlı?

Dikkatinizi çekerim. “Kime bağlı” diye sormadım. “Neye bağlı” dedim.

Kimin seçilmesi, içinde bulunulan ekonomik durumu düzeltilmesinde bir katkısı olacak?

Birinci kuşkum,
*** BİR YILIN EKONOMİK HESAPLAŞMASI

Ekonomik sorunlarımızın halledileceği vaadiyle gelen Sayın Eroğlu, misyonunu teğet geçti sanki. Vizyonunu dahi ortaya koymadı. Koyamadı. Halbuki neler söylemiş, ne vaadlerde bulunmştu. Ekiplerinin, uzmanlarının sorunlarımızın çözümü için gerekli plan ve programların bir süreden beri hazırlamakta olduğunu, göreve başladıktan hemen sonra kısa bir süre içerisinde göreceğimiz vaadinde bulunmamış mıydı?

İşsizler ordusu küçülmeyi bırak azalma trendine girdi mi?

Özel sektörün önü daha mı açık?

Son bir yılda,
Ne kadar iş yeri kapandı? Ne kadar yeni iş yeri açıldı?

Hangi sahalarda hangi niteliklerde istihdam olanakları gerçekleşti?

Yurt içinde veya yurt dışında lisans üstü eğitim görmüşlerin durumu ne?

Topluma kazandırabildik mi?

KİT’lerin kamu maliyesine olan ağırlığı azaldı mı?

Üretimimizde artışlar kaydetmiş miyiz? Var mı öyle bir artış?

Rekabet edebilirliğimizi daha yüksek bir düzeye getirecek neler yapıldı?

Yapıldı mı?

Bütün yukarıda saydıklarımın cevabı negatif.  Son bir yılın sonucu bu mu olmalıydı? Beni de düşündüren, manzaranın bu oluşu. Gözleri ümitle ışıldayan insan görmenin hasreti oldum demekten kendimi alamıyorum.

Ekonomik çıkmazdan kurtulma yollarını hala kişisel sorunları halletmekle halledileceği sanılmakta. Yöntem, yangın söndürme yöntemi.

Halk adına sormak durumundayım.

**** Saydığım ekonomik sorunların kronikleştiği bir ülkeyi, yaşatma amacına nasıl ulaşılır? 

*** * Ülkeyi yaşatabilmenin ön şartının, halkın rekabet edebilirlik düzeyinin üstün olması  zorunluluğunun kaçınılmazlığı gerçeği ile gerçekleştireceğini vaat ettiği ekonomik vizyonunu ortaya koymadığı gerçeğini nasıl açıklar?

Toplumu kemiren “gelecek” kaygısını, ümit dolu bir geleceğe dönüşmesini sağlayacak yaklaşımının ne olacağı hakkında söyleyeceklerini halkımızın sabırsızlıkla beklediğini, bundan kaçınma değil, bunu yerine getirme mükellefiyetini hatırlatmak isterim.

İkinci kuşkum,

KALICI SEÇİM İÇİN MASAYA NE KOYACAĞI İFADESİZLİĞİ.

Sözünü ettiği adil ve kalıcı çözüm için kendisinin nasıl bir yaklaşımla elde etmeye çalışacağını ortaya koyması gereği var.
 
Cumhurbaşkanı olmak için seçim yolunda olduğu ülke toplumunu beş yıl sonra nasıl görmek istediği vizyonunu ortaya koymamışlığının nedeni ne olabilir?
 
Oy talebinde bulunduğu halkımızı rahatlatacağına inandığı “kapsamlı çözüm”den kastedilenin ne olduğu, kastettiğinin gerçekleşmesinde yaklaşımın ve takınacağı tavrının,  “çözüm”e ulaşımla bağdaşır olduğu güven ve güvencesini halka verme görevinden kaçınılamaz.
 
Bunca yıllık bir politikacı olan Sayın Eroğlu’nun  yeni liderlik yarışında, düşüncelerini halkımızla paylaşmasını, halkımıza olan bir güven borcu olarak da niteliyor, tecrübe birikimini halkı ikna edici, rakiplerine galip gelecek argumanlarını halkın huzurunda sergilemesi çağrısında bulunur, bunun bir fırsat olduğu inancını taşıyorum.
 
Kendisinden beklenilen budur. Yoksa, reklamını yaptığı şekliyle, görüşmeci olarak  her şeyin halkla paylaşılacağı, saray kapılarının halka açık olacağı mesajlarının çok sathi ve basit kalacağı inancındayım.
Üçüncü kuşkum olarak, bir hususa daha değinmek isterim.

İAŞEYE DAYALI BAĞIMLILIĞI İDAME TEMAYÜLÜ.

Kendini tehdit altında hisseden, davranışlarını da konuşmalarını da saklayarak, düşündüğü ile söylediğinin çelişkisini yaşayan devlet memuru camiasına
 “Maaşlarınız zamanında ödenecektir” mesajı vermenin anlamı ne idi? Maaşların zamanında ödeneceği haberini vermeyi olağan üstü bir şey yapmış gibi müjdeleme ihtiyacının, ne denli aşağılayıcı olduğunu idrak edilmediği inancı mı var? Böylesine bir haberin gazetelerde başlık olması neyi kanıtlar?

Bu onur kırıcı duruma düşürülmüşlüğü algılayamadan alkışlama da alkışlanma da  bir anlam taşıyorsa vay halimize.
 
Bunu kendimize yakıştırmayacağımızı, sineye çekemeyeceğimizi zan ediyorum.

Oylarımızla mükafatlandıracağımız başarı anlayışının bu olduğu zannı kaygılarımı daha da artırıyor.

YAŞAM ANLAYIŞIMIZI BİR SORGULAYALIM.

Biz yaşatılmak isteyen bir toplum muyuz?

Ben, yaşamak isteyen bir toplum olduğumuz inancındayım. “Yaşatılmak” değil, “Yaşamak” isteyen.

İNSAN KAYNAĞI YETENEĞİNİN YEŞERECEĞİ ORTAMI YARATAMAMASI.

Biz, yaşamımızı idame ettirmenin kendi yeteneklerimizi ve enerjimizi ortaya koyarak çalışarak, üreterek, ürettiğimize değer kazandırmayı da başarmış ve yine de başarabilen bir toplumuz. Bunu içte de dışta da kanıtlamadık mı?

Soruyorum.
Kendimize olan özgüvene ne oldu ki sanki yaşatılmaya terk edilmiş duruma düşürülmüşlüğü kabullenip, bizleri aşağılayan “maaşınız zamanında ödenecektir” haberine sevineceğiz?

Bizleri aşağılayan cümleleri alkışlayacak kadar değişti mi değer yargılarımız? Bundan daha  kaygı verici ne olabilir ki?

Sevgili kardeşlerim.

Ekonomi, insan kaynağının, onun yeteneğinin ve girişiminin yarattığıdır. Gerekli olan finans kaynağını yaratan da yine insan kaynağıdır.

Hükümetin birinci görevi, insan kaynağının çalışma ve başarı , azmini ayakta tutarak, motive ederek onu üretime yönlendirmek, üretkenliğiyle verimli kılmaktır.

Çünkü “Var Olma”nın ön şartı üretimdir. Üretimimizle, yeteneklerimizi çalışma azmimizle taçlandırmayı yeğleyen bir toplum değil miyiz biz? Elbette.  Aksi halde eğitimimizin, bilgi birikimine sahip olmanın anlamı var mı?

O halde YETENEKLERİN YEŞERDİĞİ ORTAMI YARATMALIYIZ.

Böylesine bir ortamın hazırlanmasında her türlü engeli aşma azmiyle bu mesuliyeti üstlenmeyi bir toplum görevi addeden hükümet kadrosunu
seçmek ve oluşturmak mecburiyetimiz var.

Bunun tersini kabullenmek, söz konusu olamaz.  Aksi halde,

Başkalarının ürettiğiyle var olmayı yeğlemiş, bağımlılığa terk edilmeyi kabullenmiş oluruz.

İşte o nedenledir ki, Hükümetlerin görevi, toplumunu
BAĞIMLI KILMAK, BAĞIMLI KILARAK YAŞATMAK ASLA OLAMAZ.

Hükümet edenlerin, populizm ve çıkar politikalarını bırakarak, Yeteneklerin yeşerebildiği ortamın yaratılması sorumluğunu, mesuliyetini yıllardır üstlenme İRADESİNİ GÖSTERMEMELERİ kabul edilemez.

Sayın Başbakan’a, ikinci kez Parti başkanlığına gelmeyi planladığında, bulunduğum televizyon programında,
“Eskisi gibi  davranacaksa emekliliğine devam etmesini öneririm” mesajını gönderdiğimde, defalarca çeşitli platformlarda tartışılan “Değişim” i gerçekleştireceği vaatleri henüz unutulmadı sanırım.
İşte kaygım esas bu noktada.

Hakim olan yönetim anlayışında hiç bir değişiklik yok.

*** Delegeden tutun, Parti organlarını, Kabine Üyelerine yetmediği gibi halkın bireyine hakim olmayı esas alan bir liderlik anlayışı.

Halkın tümünü kucaklamadan, tam tersi, halkı kamplara ayırarak ona “Hükmederek yönlendirme ve yönetme” zihniyetinden hiç vazgeçilmemiş.
Hem de adalet, haksızlık, doğruluk ilkelerini de çiğneyerek, o, sözünü ettiğim ekonomik varlığın yaratıcısı olan insan kaynağı yeteneğini heba etmeyi dahi göze alacak kadar acımasızcasına hükmetmek.

Böyle bir yaklaşımla devlet yöneticiliği, insan kaynağı yeteneğinin yeşereceği değil;

Adaletsizliğin, haksızlığın yolsuzluğun ve tehditlerin,insanlarımızı müthiş rahatsız edecek kadar yer almışlığıyla, tam ters, o kutsal kaynağın katledildiği bir ortam yaratılmış, yalakalık, yeteneği ikame etmiştir.

Bu zihniyet değişmediği ve değiştirilmediği süre, sorunlar azalma yerine, ileride mevcudu da katlayarak yaşanılacağını hep bilelim. Çünkü ekilen tohumlar ancak onun fidanı olabilir.

İnsan kaynağı yeteneğine karşı gelerek gelecek vaat etmek bir çelişkidir.

Bu zihniyete DUR deme görevi hepimizindir.

Çözüm, barış, ekonomik kalkınmadan geçer.

Ekonomik kalkınma da halkın hükmedilerek yönlendirilmesiyle değil, onun birey olarak motive edilmesiyle, yeteneklerinin, özgür düşüncelerinin tanınmasıyla taltif edilmesiyle mümkün kılınır.

Toplum, bir bütün olarak bunun gerçekleşmesinde, reform yolunun açılmasında öncülük yapabilecek, bu sorumluluğu üstlenecek liderini er geç bulacaktır.
 
Hangi vizyonla, takınmış ve takınacağı hangi tavırlarıyla  bu arzu edilen ortamın hazırlanması rolünü kimin üstlebileceğini belirlenecektir.
Bu yolda kimin öncülük edebileceği inancımızı ortaya koyacaktır bu seçim.

Ben böyle değerlendiriyorum.

Yani insan kaynağı yeteneğinin yeşermesi ortamını kimin hazırlayacağına inanıyorsunuz? Bunun tercihini yapacak olan bizleriz.

Esas kritik işler, Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra başlayacaktır. Ama bu seçim de hayati bir seçimdir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
14 Mayıs 2016, Cumartesi    Müşavirlik, popülizm ve kifayet
24 Eylül 2015, Perşembe    Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
18 Kasım 2014, Salı    Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
2 Temmuz 2012, Pazartesi    Olamaz olamaz olamaz olamaaazzz
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik.
4 Ocak 2012, Çarşamba    Yeni sene mesajı
11 Aralık 2011, Pazar    Yönetimlerin görev ihmalkarlıklarının ağır bedellerini hep halk mi ödeyecek?
10 Ekim 2011, Pazartesi    Vijdanımızla sınav vermeye hazır mıyız?
26 Haziran 2011, Pazar    Menfaat çelişkisine bürünmüş icraatlara kim dur diyecek?

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müşavirlik, popülizm ve kifayet
Radar REŞAT | 14 Mayıs 2016, Cumartesi
Hasbelkader bir partiye yakın olmuş. Üst düzey yönetici görevine getirilmiş. Sonra da partisi hükümetten gidince hiçbir iş yapmadan devletten maaş alanların varlığı beni de rahatsız ediyor.
Hatta sinirlendiriyor dese...
Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
Radar REŞAT | 24 Eylül 2015, Perşembe
Bu gün bayram arifesindeyiz. Hepimizin,  sevdiklerimizle paylaşacağı, güzel anılar yadedeceği, büyüğümüzü küçüğümüzü bağrımıza basarak sevindireceği bir gün. Herkesin bayramını şefkat dolu duygularımla kutlarım. Mübar...
Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
Radar REŞAT | 18 Kasım 2014, Salı
Kıbrıs Türk Havayolları ve CAS Eski çalışanlarının durumu gerçekten sıkıntılı. Açlık grevi noktasına gelip bir mücadele vermek için gerçekten zor durumda ve kararlı olmak gerekir. Talep basit.
Onlar CAS’ta çalışmaya ...