Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Radar REŞAT | 14 Nisan 2010, Çarşamba

Halk neyin arkasında?

Paylaş  
5
4
5

Bir türlü halkımızın dimağına değil hislerine hitap etmekten vaz geçilmiyor.

Politika, insanları yanıltabilme ve yanıltarak kişisel hedefe ulaşma sanatı olduğuna inanlar bu kadar çokmuymuş? İnanamıyorum.

Seçim propagandaları halkı bilgilendirmeden ziyade yanıltmaya yönelik.

Halkın bilgi eksikliği   zaafiyetlerini fırsat bilerek yanlış yönlendirildiği rahatsız edici bir durum. 

Hele “EGEMENLİK ELDEN GİDİYOR”, TEK EGEMENLİK, ÇİFT  EGEMENLİK  sözleri o kadar abartılarak halkı korkuturcasına ağızlarda telaffuz ediliyor ki!

Nasıl elden gidecekmiş?

Hangi egemenlikmiş elden gidecek olan?

Kim, hangi egemenliğimizi elimizden alarak bizleri mahvedecekmiş? Bu güne dek bu mümkün olmadı da şimdi mi olacak? Ama amaç zihin karıştırma ve korkutma.

Bizleri esas mahvedenin neler  olduğu hakkında  adaylarımız NİYE TARTIŞMIYOR?

Korku ve zihin karıştırma yöntemi etkinliğini burada da göstermekte.

Ekonomik çöküntü, mağdur ve bağımlı duruma düşen halkı, içinde bulunduğu ümitsiz duruma düşürülmenin esas nedenini arama yerine, alışılagelmiş günlük  kısa vadeli menfaat vaadlerinin arkasında olduğu izlenimini veriyor. Gerçek mi? Göreceğiz.

Neden tartışmadan kaçınılıyor?

“Halk karar vermiştir bile deniliyor anket sonuçlarına bakarak.” Bu kadar basit mi?

Halk, telaffuz edilen lafların içinin doldurulmamışlığını idrak etmiyecek kadar boş değildir. Vijdani düşüncesini sessizliğe teslim etmiştir diye düşünüyorum.  Boş lafların içini dolduracak tartışmalardan kaçınmamak bu nedenle şart.

Zihin karmaşası ve korku yaratarak seçim kazanmayı  becermiş çok liderler kaydetmiştir tarih.

Ama onların tarihdeki yerlerinin ne olduğunun da bilincindedir halklar.

Çok kısa olarak şu Egemenlik konusuna değinmek ve bazı gerçekleri  bütün çıplaklığı ile gözünüzün önüne koymak isterim. 

Egemenlik, bir ülkede, bir devlette,  hukuk düzeninin oluşmasını  ve bu düzenin devamlılığını mümkün kılacak karar verme   prosesi ve mekanizmasının, üstünde hiç bir otorite varlığını kabul etmediği en üstteki  otorite merciidir. 

Hukuk düzeninin oluşumunu ve devamlılığını mümkün kılma görevini üstlenme yetkisini  DEMOKRATİK düzende halk, oylarıyla iktidar yaptığı  HÜKÜMETİNE vermiştir. 

Yani hükümete yetkiyi veren halkın kendisidir.  Burada bir noktalayalım.

SORGULAMAK GEREK.
Bizim kendi yönetimimizi kurma ve yetkilendirmemiz elimizden alınıyor mu? Yani bizim kendi hükümetimizi seçme ve görevlendirme  yetkimiz mi elden gidiyor? Tabii ki hayır.

Kuzeyde kendi hükümetimizi kurma egemenliğimiz bakidir ve öyle de kalacaktır.

AMA EGEMENLİK ANLAYIŞI 1800 YILLARINDAN İTİBAREN DEĞİŞMİŞ.
Egemen devletlerin de egemenliğinin 1800 yıllarından sonra değiştiği gerçeklerini de bilelim.

Egemen devletler,  halklarının yönetimindeki bazı sorunları aşmak için ta 1800 yıllarında başlayan Sosyal kontratlarl a (Mükellefiyetlerle),  Hague ve daha başka  Konvansiyonlarda belirlenen ilkelerle,  egemen ulus devletlerinden oluşan Birleşmiş Milletler tüzüğüyle ve Uluslararası Hukuk prensiplerinin mutabakatıyla  nasyonalist anlamdaki egemenlik anlayışı kabuğunu çoktan yırtmış.

Egemenliğinin bir kısmını, oluşturmuş olduğu birlikle paylaşma yoluna gidilmiştir.

EMSALLER GÖZ ÖNÜNDE.
Tıpkı AB ülkelerinin kendi ülke para politikalarını Brukselle paylaştığı, ülke hukuk düzeninin üstünde bir  İnsan Hakları Hukuku otoritesini tanıdığı gibi.

Bunu yapabilmek, kendi egemenliğini başkalarına teslim etme şeklinde algılanmamıştır. Peki niye?

Çünkü bunu yapabilen ülkeler kendi hükümetini seçebilme, kendi yurt içi hukuk düzenini oluşturma yetkisini elinde tutarken,  feragat ettiği para polikası transferiyle daha  rekabet edebilir konuma gelen toplum olmayı başarmış.

Bununla da kalmayıp, hukuk düzenini de daha insancıl konuma yüceltmeyi  amaçlamış, daha özgüvenli, paylaşabilen, yeteneğine güvenen, yeteneyiğle yaşamayı ilke edinmeyi öğrenmiş ve öğretebilmiş halkına.  Bağımsızlığını yeteneğine olan güveniyle kazanmayı   ekol haline getirebilmiş.

İnsan kaynağı yeteneğinin sonsuz olduğu inancıyla  onu kucaklayarak, içine alarak, ona güç vererek  güçlenme yönteminin daha geçerli bir yönetim şekli olduğu güven ve güvencesini  paylaşma yollarını aramış ve daha iyiyi da aramakta. Benim AB özelliği anlayışımın özeti bu.

BU ANLAYIŞ NEDİR?
Bu anlayış, bireyi ön safhada tutan, onun yeteneğinin sonsuzluğuna inandığı gibi  yeteneğinin  önünün açılmasında gerekli  motivasyon politikalarını detaylandırabilen bir anlayış.

Bununla yetinmemiş, haksız olarak yeteneğin önüne geçenlere karşı da cephe almış,  ilgili yasaları da yürürlüğe koyabilmiştir.

Bu anlayış,  Yetkinin yanlışa kullanılmasını yargılayabilen  ve  yasalarıyla men edebildiğini kanıtlayabilmiş bir anlayıştır.

Esasen elden gidecek olan egemenlik, halkın egemenliği değil, yetkiyi kendi menfaatleri için kullanmayı alışkanlık haline getiirmiş olan “yönetcilerimizin YETKİYİ YANLIŞA KULLAMA EGEMENLİĞİDİR”. 

İstenilen de bu değil mi?

***Partizanca davranarak senden benden diyerek halkı kamplara ayrılmasına izin veren,

*** istihdam, terfi  ve taltiflerin işinin adamı olana değil de, olmayan taraftarlardan oluşmasını onaylayan bir zihniyet  ve takınılan tavırların sergilenmesini  sinesinde sindirebilen bizlerin, ulusal davaya sahip çıkabilmesi söz konusu nasıl olur diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

*** Biz yukarıda değindiklerimi  yeğleyen bir toplum muyuz?

*** Bunları isteme ve istememe kararı  bizlerin değilmidir?

Yine soruyorum.

Ulusal davadan kastedilen  eğer ”Var Olmak” ise,

Var olmanın gerektirdiklerini yapmadan, halkın coşkusunu  onun gerçekleşmesine  yönlendirmeden  mevcut düzenin devamlılığı  mı sağlayacak?

*** Bu düzen nasıl değişecek , değiştirme önderliğini  ve sorumluluğunu kim üstlenecek?

Kendi iç dinamiğimizle niye bunca yıl değiştirmeyi yeğlemedik?

*** Sözünü ettiğim İÇ  DİNAMİĞİMİZİN oluşamamasında, bu adaleti bozarak haksızlıkların yer almasına zemin olan düzenden  haksız olarak nemalananların  payı nedir? Ayrıca,

*** Ulusal dava ve Egemenlik elden gidiyor sloganlarının yaygınlaşmasında bu gurubun payı nedir?

Tablo önümüzde.

Ben , kişi olsun veya toplum olsun, mukadderatını tayin edenin insanın  kendisi olduğu inancındayım.

Mukadderatımizi tayin etme sorumluluğumuzu yerine getirirken gereken hassasiyet gösterilmesi temennilerimle, başarılar dilerim.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
14 Nisan 2010, Çarşamba
Eralp Arslan         - Güzelyurt
AB örneği yanlı örnek: AB ülkeleri BİRBİRİNİ TANIYARAK birlik kurdu. İstedikleri vakit de bu birlikten ayrılabilirler.

İkincisi, bu dünyada kimse kimseyle bir şey paylaşmıyor. Egemenliği ise ASLA:
DÜNYADA BİRLEŞME YOK! DÜNYADA YALNIZCA AYRIŞMA VAR! 1990'dan bu yana Federasyonların, Konfederasyonların, Devletlerin (aynı ırklı, aynı dinli, aynı dilli Sırbistan-Karadağ bile!) ayrışmasıyla 33 ülke bağımsız olup HİÇ BİR TAVİZ VERMEDEN tanındı:
SOVYETLER BİRLİĞİ: 1 Ermenistan 2 Azerbaycan 3 Belarus 4 Estonya 5 Gürcistan 6 Kazakistan 7 Kırgızistan 8 Latvia 9 Litvanya 10 Moldova 11 Rusya 12 Tacikistan 13 Türkmenistan 14 Ukrayna 15 Özbekistan
YUGOSLAVYA = 16 Bosna Hersek 17 Hırvatistan 18 Makedonya 19 Sırbistan-Karadağ 20 Slovenya
21 Namibya (Güney Afrika) ** 22,23,24 Marşal Adaları, Mikronezya Karolin Adaları, Palau (Amerika Birleşik Devletleri'nden ayrıldı)
TÜRKLERİ RUMLARA YAMA YAPMAK İÇİN ARABULUCU OLAN SLOVAKYA’NIN KENDİSİ YAMA OLMAYI REDDETTİ:
ÇEKOSLOVAKYA = 25 Çek Cumhuriyeti + 26 Slovakya
27 Eritre (Etiyopya) 28 Timor-Leste (Endonezya)
SIRBİSTAN-KARADAĞ = 29 Karadağ + 30 Sırbistan (AYNI IRK, AYNI DİN, AYNI DİLLİ DE AYRILDI!)
31 Kosovo (Sırbistan)
32, 33 Abazya, Güney Osetya (Gürcistan) ve ... Federasyonların, Konfederasyonların, Devletlerin AYRIŞMASI HİÇ BİTMEYECEK! 34,35,36 Trinistra, Grönland, Quebec, Wallonia, Flanders, Katalonya, Bask, Padova, Batı Sahara, Somaliland, ...

YAZARIN SON 10 YAZISI
14 Mayıs 2016, Cumartesi    Müşavirlik, popülizm ve kifayet
24 Eylül 2015, Perşembe    Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
18 Kasım 2014, Salı    Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
2 Temmuz 2012, Pazartesi    Olamaz olamaz olamaz olamaaazzz
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik.
4 Ocak 2012, Çarşamba    Yeni sene mesajı
11 Aralık 2011, Pazar    Yönetimlerin görev ihmalkarlıklarının ağır bedellerini hep halk mi ödeyecek?
10 Ekim 2011, Pazartesi    Vijdanımızla sınav vermeye hazır mıyız?
26 Haziran 2011, Pazar    Menfaat çelişkisine bürünmüş icraatlara kim dur diyecek?

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müşavirlik, popülizm ve kifayet
Radar REŞAT | 14 Mayıs 2016, Cumartesi
Hasbelkader bir partiye yakın olmuş. Üst düzey yönetici görevine getirilmiş. Sonra da partisi hükümetten gidince hiçbir iş yapmadan devletten maaş alanların varlığı beni de rahatsız ediyor.
Hatta sinirlendiriyor dese...
Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
Radar REŞAT | 24 Eylül 2015, Perşembe
Bu gün bayram arifesindeyiz. Hepimizin,  sevdiklerimizle paylaşacağı, güzel anılar yadedeceği, büyüğümüzü küçüğümüzü bağrımıza basarak sevindireceği bir gün. Herkesin bayramını şefkat dolu duygularımla kutlarım. Mübar...
Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
Radar REŞAT | 18 Kasım 2014, Salı
Kıbrıs Türk Havayolları ve CAS Eski çalışanlarının durumu gerçekten sıkıntılı. Açlık grevi noktasına gelip bir mücadele vermek için gerçekten zor durumda ve kararlı olmak gerekir. Talep basit.
Onlar CAS’ta çalışmaya ...