Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Radar REŞAT | 1 Kasım 2010, Pazartesi

Bu çıkmazdan toplumu kim kurtaracak?

Paylaş  
4
3
4

Toplum, zihniyet değişimine hazır mı? İstiyor mu?

Ekonomi çökermiş. Sosyal Güvence o kadar sarsılmış ki halk ümit değil ümitsizliği, geleceğe olan güveni değil, güvensizliği her yerde her fırsatta  dile getirmekte ve şunları sormakta:

“Geleceğimiz ne olacak? Durumu kim düzeltecek? Nasıl düzeltecek?”

Öncelikle şunu bir saptayalım.

1. Politik yolsuzlukların bu denli yoğun yaşandığı,

2. hukuk üstünlüğünün işlersizliği ve sonuçta da adaletin sağlanamaması nedenleriyle, halkın geleceğe olan güveninin, ümidinin  gün geçtikçe sarsılması ve azalması doğal değil mi? Elbette ki.

Halbuki, Ekonomik ortamın, yani ürün veya hizmet üreten iş ve çalışma ortamının “olmasza olmazı”,

a) istikrarlı bir güven ve güvencenin sağlanmışlığıdır.

b) Prodüktif çabada gerekli olan kaynakların rasyonel bir biçimde kullanımı ancak çalışanın da çalıştıranın da karşılıklı menfaatlerini koruyabileceği adil yasal ortamın varlığıdır.

c) Sözünü ettiğim ortamı sağlama yükümlülüğünü üstlendiğini vaad ederek iktidar olan politik partilerin yani HÜKÜMETLERİN güvenilirliği, yarattığı ve yaratacağı düzenin istikrarlılığıdır.

Adaletin, güven ve güvencenin  sarsıldığı, sıfırlanma noktasına geldiği yerde sadece kaos  yer alır.  

Bunların doğru olduğu bilindiği halde niye sosyal güven ortamı yaratılamadı bunca yıl?

TEKRAR DÜŞÜNELİM, SORALIM ve CEVAPLAYALIM

1. Niye her zaman işin esasına değil de bölük pörçük tedbirlerle, sırf iktidarda kalma amacıyla, baskı yapan kişi, kurum ve kuruluşlara hep de ayni populist, kişi bazında menfaat sağlama politikaları tekrarlanarak ekonomik akıldan uzak, yanlış uygulamalar yapıldı ve hala da ayni zihniyetle uygulama devam ediyor?

2. Bunlara çanak tutanlar niye bu kadar çok?

3.  Kültür ve tahsil seviyesi bu kadar yüksek diye tanıttığımız ve tanımladığımız halkımızın bu durumun yaratılmasındaki SUÇ ORTAKLIĞI ne kadar dersiniz?

Bu sorularla kendi kendimizi de sorgulayarak bir ÖZ ELEŞTİRİ yapmak, halk olarak kendi kendimizi hesaba çekmek gerekmez mi? Bundan her zaman kaçınmışızdır. Niye?

*** Bizlerin de hesabını vermemiz gereken tavırlarımız yok mu zan ederiz?

Taksicisinden öğretmenine, hayvancısından esnafına, memur emeklisinden bankacılara, iş yerlerinden iş yerlerinin çalışanlarına, hastalardan doktorlara ve daha kimlerin şikayetlerini dinlemedik ve dinleyoruz. Medya gündeminde ağırlıklı olarak bunlar varken, bir de SENDİKA TEHDİTLERİ.

Tehditle nereye varılır Allah aşkına? Eğitim, sağlık hizmetleri yerde sürünür ama sendika okul kitabını beğenmemiş efendim GREV. Ek mesai sorunu halledilmemiş doktorlar grev tehdidinde. Vs vs.

Bütün bunlar hergün dile getirilip sorunlar çözüm beklerken Hükümetin gündemi ne?

Parti başkanı adaylarının etrafında dolanan milletvekilleri köy köy gezip Parti delegelerinin peşinde, taraftar arayışında. Hem de,

*** Hiç bir aday, Başbakan da dahil, benim başkan olduğum takdirde ekonomik mandam, taahhütnamem şudur  diye belirlediği bir şey yok.

SERGİLENEN NE?

Malesef söylediğinin ne olduğunu bilmeyecek kadar karanlıkta kalmış, içi boş laf eden ancak bir şekilde de yine popülerliğini devam ettiren bir yönetime sahibiz.

Özelleştirmeden bahsedilir ama nedir ve ne değildir belirlenmemiş.

*** Devlet kamu malını elden çıkarırken tüm hisselerini mi yoksa hisselerin bir kısmını mı elden çıkaracak, şartlar nedir?

*** Nasıl bir özelleştirme düşünülmekte?

*** Gerektirdiği yasal zemin hazır mı?

*** Halk bilinçlendirilmiş mi ve de “Anlayarak Benimsenmiş mi?

GEÇMİŞTEN BİR YAPRAK.

Ekonomik buhranın yaşanmışlığını uzun yıllarımı verdiğim İngiltere’de yakından izleme imkanım olmuştu 1970 li yıllarında.

Bir çoğumuz Iron Lady diye isim yapmış Sayın Margaret Thatcher’i biliyor.

Daha Muhafazakar Partinin başkanlığı yarışında iken onun başkan seçildiği takdirde  ekonomiyi nasıl düzelteceğini belirlemiş ve kazanınca da partisinin mandate’I yani ( Manda veya taahhütname) olarak ortaya koymuştu.

Sendikaların grev ve sempati grevleri ile, ekonomi hayli iş günü kaybına uğratılmış adeta paralize olmuştu. Başkan Thatcher halkına, “Sendikaların ve yanlış politikalar sayesinde  Büyük Britanya’nın o zamanın Yugoslavya’sı seviyesine indirilmişliğini hazmedemiyeceğini,  partisinin “Genel  Seçim”i kazanması ve Başbakan olması halinde sendikal problemleri ilk yüz gün içerisinde hallediceği yasal düzeni gerçekleştireceği vaadinde bulunarak halktan destek istemişti. Halk onu büyük bir çoğunlukla iktidara taşımıştı. O zaman İngiltere’nin (Public Sector Borrowing Requirement) yani kamu açığı  5.5 milyar sterlin veya biraz üzerindeydi. Kamu İşletmelerinden Telekommünikasyon ve Elektrik,  akabinde de karlı hale getirilir getirilmez Maden şirketleri (ki çok iyi hatırlıyorum yıllık zararı 550 milyon sterlindi) ilk etapta özelleştirileceği vaadini de takvimledi. Ama nasıl?

Kamu şirketi birisine satılacak veya devredilecek değildi.

Mesela, British Telecom bir halk şirketi olarak borsaya kaydedilecek, devlet elindeki hisselerin bir kısmını elinde tutacak,  aile fertleri 400er hisse ile sınırlandırıldığı gibi yatırım bankaları  ve brokage house’lara da sınırlandırma getirilerek tabanı geniş bir hisse yapısıyla şirket profesyonel kadro ile yönetilecekti.

Yabancı uyruklu hissedarların hisse toplamı %21 i aşmayacak şekilde sınırlanmış olması ayrı bir husustu.

Gerekli yasalar ve kontrol mekanizmaları hazılanmış olarak başlanmıştı  özelleştirme operasyonu.

Hisse alımı için müracaatlar o kadar fazla idi ki telecom  hisselerinin borsada satılmaya başladığının daha ilk gününde, belirlenmiş olan fiyatın %20 kadar üzerinde kapanmıştı borsa. Dolayısıyla hisse satın almış olan halk da para kazanmış duruma gelmişti. Bu uygulama daha sonra  English Elektrik, Maden şirketlerine de uygulanmıştı. Ancak Maden şirketi önce kar eder duruma getirilmesi sorunu vardı. Bunun için de Başbakan Thatcher bu görevi yani maden şirketini kar eder duruma gelmesi için gereken organizasyonu yapılandırma görevini Amerikada isim yapmış başarılı bir eksekütife  o zaman için çok büyük para karşılığında Ian MacGregor isimli bir Skoç’a vermişti. Verilen para iki milyon sterlini  aşkın bir meblağ idi ki bu da kamu şirketlerinde duyulmamış bir rakamdı. Bunu maaş olarak değil de transfer ücreti  şekliyle bir formül bulunmuşsa da, Başbakan Thatcher televizyona çıkıp izah etmeyi uygun gördü. Ekranlara çıkarak söylediği, harfiyen olmasa da ana hattı ile hala kulağımda.

“Biz İmparatorluk kurmuş büyük bir ülkeyiz. Sözünü ettiğimiz şirket yılda 550 milyon sterlin zarar etmekte. Sayın MacGregor bu şirketin sadece ÜÇ GÜNLÜK zararını durdursa kendisine verilen parayı hak eder. Böyle düşünün”  demişti. Ondan sonra bunun konusu bile olmamıştı. Maksat hasıl olmuştu.

Zaman içerisinde İngiliz Hava Yolları, Hava Limanları, Su Kaynakları vs vs özelleştirilmiş şirket karları hisselere, dolayısıyla hissedarlara yansıyabilmişti.

Bu konuda söylenecek daha çok şey var. Mesela Thatcher o yıllarad pahalı olan telefon görüşmelerine aradan çok zaman geçmeden Monopol durumunu da ortadan kaldıracak tedbiri de almıştı. Rekabeti sağlamak için British Telecom’un  yabancı rakiplerine de İngilterede hizmet verme imkanı tanıyarak rekabeti de sağlamıştı. Zaman içerisinde halk daha ucuz ve etkin telefon görüşmelerine sahip kılındı. Ama dediğim gibi her şey planlanmış, yasal ortam oluşturulmuş ve politikalar halkça destek bulacak kadar benimsenmişti. Halk, yapılanlardan kendisinin de nasıl faydalandığını yaşayarak öğrenmişti. Ayrıca hissedar olan halk Londra borsasını ve ekonomik çarkın nasıl döndüğünü, kendi katılımlarıyla hisse alımlarıyla finans yaratmanın neler olduğu yanında profesyonelce yönetmenin ne olduğu faydasını da eğitilerek yaşamaya başladı.

Bizde ise eksik olan çok şey var. Şimdilik borsa olmayışını boş verelim.

Güven ortamı  var diyemeyiz.

Yasalarımız hazır mı? Değil.

Bizde eksik olan, bir çok yazar arkadaşlarımın da belirtmiş oldukları gibi sadece Özelleştirme, Rekabet , Uluslararası Tahkim yasaları değil.

Şirketlerin muhasebe ve murakabeleri uluslararası standarta olması şartını da bilelim artık.

Nasıl oluyor da özel kuruluşlarımız içerisinde bu kadar zarar gösteren şirketler var?

Şirket bilançoları AB standartlarına uygun belirli kriterler ve standartlar çerçevesinde mi hazırlanır? Bunu emreden yasa var mı?  Kontrol mekanızması oluştu mu? Cevabın ne olduğunu bilmezlikten gelemeyiz sevgili kardeşlerim.

Halka açık olacak bir kuruluşun  muhasebesinin güvenilirliği elbete ki önemli.

Diğer önemli eksiklik “Küçük hissedarları koruyan yasa” eksikliği.

Kısacası,

Biz, halkı da arkamıza alacak, halkın da hissedar olmasını sağlayarak finans kaynağı oluşturma olanağından çok uzaktayız.

Halbuki mevduat sahibi, bankalardaki mevduatların bir kısmını değindiğim şekilde de değerlendirebilir.

Sevgili kardeşlerim Bunun için ne mi lazım?

1. Bu, bilgili, donanımlı, ilke sahibi “Devlet Adamlığı” vasfı olanların işidir.

2. Bu , bu kadar sorun ve çıkmaz içinde olan topluma çare üretme varken   millet vekillerinin, parti bölge başkanlarını ve daha kimlerin de seferber edilerek  köy köy gezip de gündemi yine çıkar vaadleriyle sadece parti delegesi avlamadan başka birşey düşünmeyenlerin işi değildir, olamaz.

3.  Bu iş, sorunu yaratanların işi değildir.

4. Her zamanki uygulamalarla yine kişisel menfaata dayalı destek avıyla iş başına gelmeyi amaçlayan ilkesizlerin  işi hiç değildir.

Ama ne yazık ki bu durumda dahi gözlemlediklerim beni hiç de iyimserliğe götürmüyor. Üzgünüm. Çünkü bakıyorum hayli insanımız yine ayni mentalite ile yani kişisel işlerini halletmek için bu  ilkesislerin etrafına çökermiş.

Sanki halk, sorunlara toplum adına çözüm bulabilecek yeteneği arama peşinde degil de kendi kişisel menfaatini koruyacak veya kendi kişsel sorununu halledecek kendisi  ile haşır neşir olan insan arayışında. Aranan yetenek  karşılıklı çıkar karşılama yeteneği.

AYNİ ŞEYLERİ YAPARAK FARKLI NETİCE BEKLEMEYİ BİZ KENDİMİZE NASIL YAKIŞTIRABİLİRİZ?

Kişisel ihtirasların bedelini topluma ödetmeyi ne zaman kim durduracak diye merak ediyorum. Bizler yani halk istemeden başarılabilir mi? Elbette hayır.

Niye bu denli bir azınlık var bu konuda?

Toplumu kaosa sokan zihniyet hala ayni.

Yazımın başlık nedeni de bu.

Sonuç olarak,

Halk zihniyet değişimine hazır olmadıkça  bu günleri de arayacağmız uyarısını yapmaktan başka elimden gelen birşey yok.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
14 Mayıs 2016, Cumartesi    Müşavirlik, popülizm ve kifayet
24 Eylül 2015, Perşembe    Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
18 Kasım 2014, Salı    Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
2 Temmuz 2012, Pazartesi    Olamaz olamaz olamaz olamaaazzz
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik
25 Haziran 2012, Pazartesi    Vatan sevgisi ve vatanseverlik.
4 Ocak 2012, Çarşamba    Yeni sene mesajı
11 Aralık 2011, Pazar    Yönetimlerin görev ihmalkarlıklarının ağır bedellerini hep halk mi ödeyecek?
10 Ekim 2011, Pazartesi    Vijdanımızla sınav vermeye hazır mıyız?
26 Haziran 2011, Pazar    Menfaat çelişkisine bürünmüş icraatlara kim dur diyecek?

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müşavirlik, popülizm ve kifayet
Radar REŞAT | 14 Mayıs 2016, Cumartesi
Hasbelkader bir partiye yakın olmuş. Üst düzey yönetici görevine getirilmiş. Sonra da partisi hükümetten gidince hiçbir iş yapmadan devletten maaş alanların varlığı beni de rahatsız ediyor.
Hatta sinirlendiriyor dese...
Tüm halkımıza mutlu bayramlar dilerim
Radar REŞAT | 24 Eylül 2015, Perşembe
Bu gün bayram arifesindeyiz. Hepimizin,  sevdiklerimizle paylaşacağı, güzel anılar yadedeceği, büyüğümüzü küçüğümüzü bağrımıza basarak sevindireceği bir gün. Herkesin bayramını şefkat dolu duygularımla kutlarım. Mübar...
Sorunu çözün, sorumluyu sonra bulursunuz
Radar REŞAT | 18 Kasım 2014, Salı
Kıbrıs Türk Havayolları ve CAS Eski çalışanlarının durumu gerçekten sıkıntılı. Açlık grevi noktasına gelip bir mücadele vermek için gerçekten zor durumda ve kararlı olmak gerekir. Talep basit.
Onlar CAS’ta çalışmaya ...