Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Cenk UZUNOĞLU | 3 Mart 2019, Pazar

Yeni "çekim gücü" fay hattını harekete geçirirse

Paylaş  
18
18
19

Salı günü iki lider bir araya geldi ama geçtiğimiz haftaya damgasını vuran, tarihe milat olarak geçecek nitelikteki haber Rum tarafında Exxon üst yönetimi ile yapılan ortak basın duyurusu ile gazın tahmini miktarının açıklanmasıydı.

İlk ciddi kazı sonrası yapılan duyuru bundan sonra denizden çıkacak olan gazın parasal olarak adının konması ve bununla ilgili spekülasyonların haber olacağı süreci başlatmış oldu.

Denizden çıkacak olan gazın damlayan tanelerinin her iki toplum için fazlasıyla bir zenginlik kaynağı olacağı bundan sonra her fırsatta haber yapılıp işlenmesinin yolunu açmış oldu.

Annan planı referandum sürecinde devrede olan ‘’AB’nin çekim gücü’’ yerini denizden gelecek olan gaz haberlerinin yaratacağı çekim gücüne bırakacak.

Komşuda pişer bize de kokusu gelirse bizim de doğal olarak canımız çekecektir.

Bilinçli ya da çözüm arayışı sürecinin doğal akışı içerisinde kendiliğinden ortaya çıkan tablo bu.

Bilinçliyse de bu şu an için Anastasiades’in başarısı gibi duruyor. Tarih elbette sonrasında bunu nasıl yazacağını olacak olan gelişmelerle hep birlikte göreceğiz.

Türkiye’nin gazın yaratacağı yeni çekim gücünün etkisiyle Kıbrıs’ta oluşmaya başlayacak tablo karşısında ne düşünebileceğine kafa yormamız lazım.

Adada Kıbrıs Türkü nezdinde geniş kapsamlı desteği olmayan hatta karşı çıkılan, yalnızca ada etrafındaki karasularında askeri güce dayalı, siyaset Türkiye’nin görmek isteyeceği en son karedir.

Türkiye’nin bu yeni çekim gücüne kapılmasının önüne geçmek için Kıbrıs Türkünü iki ayrı devlet görüşü etrafında mobilize etme isteğinin altında yaklaşma ihtimali olan bu tedirgin edici tehdit yatıyor olabilir mi diye düşünmekte fayda var.

Güneşin altında bir süre daha maddi olarak adı konan gazın yaratacağı çekim gücünün yaratacağı gündemin tepsermesi sürecek.

Güneşin yetmediği yerde basının doğru yanlış üfürme haberleri yoluyla yaratılacak rüzgâr ile konjonktür iyice kalıplaşacak.

Sonrasında da bu sürecin doğal akışındaki acıtan tarafları ‘’$’’ olarak adı kesinleşen gazın gölgesinde kamuoyuna sürülecek.

Görüldüğü üzere değişen yalnızca olası yeni çözüm modellerin gündeme getirilme olasılığı değil, her iki tarafta da farklı toplumsal psikolojilerin de sınanması ve harekete geçirilmesi olacaktır.

Bizim tarafta nasıl kapatacağımızı bilemediğimiz kamu açığının sıvadığı ekonomik çıkmazın toplum üzerinde giderek artan dayanılmaz etkiden bir an önce kurtulma içgüdüsü ağır basmaya çok müsaittir.

Rum tarafında da gazın refahı katlayacak fırsat olarak algılanması ve buna bir an önce ulaşmanın yaratacağı sabırsızlığın siyaset üzerindeki baskısı giderek ön plana çıkacaktır.

İki toplumda başlangıç noktaları ve amaçları farklı toplumsal zafiyetlere dayalı bir çözüm sürecine sürükleniyoruz.

Bu zafiyet sonucunda da en çok neyi istemeyiz ya da neyi isteriz diye tanımlayacağımız tercihlerin önümüze gelme ihtimaline hazırlıklı olmalıyız.

Kendi tanınmış devletimize sahip olmak için neleri feda ederiz sorusuna cevap ararken, Türkiye’nin garantörlüğü ve O girmeden AB’ye girmek ister misin tercihi ile karşı karşıya kalabiliriz.

Türkiye’nin olmadığı ve hatta olamayacağı AB’de ayrı olarak devletimizin olması mı yoksa Türkiye’ye verilecek üslere karşılık garantörlüğünün topyekûn kalkması mı?

Kıbrıs sorununda en son tahlilde belki de bizi sınayacak esas soru da bu olacaktır.

Siz Türkiye’nin yerinde olsanız bu sorunun sorulmasından tedirgin olur musunuz?

40 yıllık müzakerelerden sonra siyasi eşitliğimizi kabul edemeyeceğini teyit eden Rum tarafına rağmen hala daha Kıbrıslılık temelinde Federasyon kurulmasında ısrar edenlerden dolayı Kıbrıs Türkü arasında oluşan ayrışmanın üzerine bir de bu tercih ve ikilem eklenebilir.

Kendini yalnızca Kıbrıs Türkü görenlerle, kendini yalnızca Türk olarak görenlerin ayrışmasının yaratacağı toplumsal kırılma ve travma adanın kuzeyinde tarihe not düşülecek olayları da birlikte getirmeye adaydır.

Varlığı bilinmeyen ama çözüm arayışında toplumu kendi içinde bir de etnik aidiyet bazında ayrıştırma potansiyeli olan fay hattının üzerinde yaşamaya toplum olarak hazır mıyız?

Adanın kuzeyinde değişen demografik realite karşısında düne göre çok daha kırılgan olan bu fay hattının varlığını da düşünmeye ve dikkate almaya alışmalıyız.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
27 Mayıs 2019, Pazartesi    Zor olan denenmezse işleri zor
26 Mayıs 2019, Pazar    Temeli sağlam gibi gözüküyor ama...
19 Mayıs 2019, Pazar    Suyun 99 derecedeki ruh hali...
12 Mayıs 2019, Pazar    Küçük-Denktaş hayal ortaklığından Tatar-Özersay ittifakına
5 Mayıs 2019, Pazar    Koalisyonun ömrü ile Türkiye'nin dertleri
28 Nisan 2019, Pazar    En zoru üçüncü seçeneği tartışabilmek
21 Nisan 2019, Pazar    Maraş'ı niye açma zamanı geldi?
14 Nisan 2019, Pazar    Özersay'ın cevabını değerlendirmesi gereken soru: "Cui bono?"
7 Nisan 2019, Pazar    Özersay'ın zamanlama ile ilgili sınavı
31 Mart 2019, Pazar    Bir gün hepimiz CTP'li olur muyuz?

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Zor olan denenmezse işleri zor
Cenk UZUNOĞLU | 27 Mayıs 2019, Pazartesi
Bugün mecliste hükümet programı okunacak. Bu satırları yazarken birileri hükümet programını konsolide edip son halini veriyordur.

Bu hükümet programındaki hedeflerin hayata nasıl geçirileceği ile ilgili ortaya konac...
Temeli sağlam gibi gözüküyor ama...
Cenk UZUNOĞLU | 26 Mayıs 2019, Pazar
Geçtiğimiz Eylül ayında yaklaşmakta olan UBP kurultayına atıfta bulunarak Ersin Tatar seçilirse UBP-HP koalisyon hükümetinin önündeki engelin kalkacağını ve bunun da siyasete ve ekonomiye istikrar getirecek yegâne çık...
Suyun 99 derecedeki ruh hali...
Cenk UZUNOĞLU | 19 Mayıs 2019, Pazar
Bilinen o ki, toplumsal patlamanın ya da daha yumuşak deyişle değişimin öncesine dayanan bir ömrü vardır.

Bu da çoğu zaman olan olduktan sonra anlaşılır.

Bunun sonucu bazen ilkbahar bazen de sonbahar olur.

Toplum...