Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Erçin ŞAHMARAN | 28 Aralık 2018, Cuma

"Solcu kesimlerde bile ırkçılık gözlemliyorum"

Paylaş  
25
25
23

Özel hayat nedir, nerede başlar, nerede biter?

Kamusal alan, kamuyu ilgilendiren sınırlar, basının kamusal görevi, nerede başladığı, nereye kadar gittiği, hepsi tartışmalı.

Bir basın mensubu sokakta bir resim çekti, sosyal medyada yayınladı.

Kuzey Kıbrıs'ın alışkın olmadığı ve esasen alışmak istemediği, belleklerde korkuların olduğu, tablolar var artık sokaklarımızda.

Elbette herkes dilediği gibi yaşamakta özgürdür.

Kimse tercihlerinden dolayı toplumsal yargıyla, yargılanmamalı.

Ama bu toplumunda bir kültürü, yaşam şekli var ve bu yaşam sınırlarının aşılmasını da istemiyor.

Açık söyleyeyim, sokakta veya bir başka yerde şahsen resimlerimin çekilmesi ve sosyal medyada yayınlanması beni de rahatsız eder.

Ama bu benimle, beni rahatsız eden kişi arasında hukuk yoluyla çözülebilir.

Son yaşanan olayda, esas sorun, polisin sokakta çektiği resimleri yayınlayan gazeteciye karşı uyguladığı tavır, davranış ve muameledir.

Burada mesaj açıktır.

Sokakta dini görüşlerin sembolize edildiği kıyafet ve davranışları bu şekilde ortaya koyanlar suçlu muamelesi görecek.

Yarın ben veya bir başkası, görüşü, yazdığı bir yazısı ya da bir cümlesi için aynı muameleyi görebilir, birkaç saat hücrede kalabilir.

Kadından Yaşama Destek Derneği'nin (KAYAD) Proje Koordinatörü ve Avukat Mine Atlı ile ev içi şiddet, artış gösteren adli olaylar ve kadına karşı önlenemeyen şiddeti konuştuk.  

 “Ceza yasası gereği bir gazetecinin kamusal alanda kimsenin resmini çekemez diye bir ibare yoktur. Polise çok şikâyet gider. Polis her şikâyette tutuklama yapmaz. Resmi yayınlanan kişi mahkemeye başvurabilir. Fakat bu olay bir suç değil. Bu konuda devletin taraf olması çok düşündürücü ve yanlış.

Polis bunu sorgulamadan yapamaz. Bu konuda polis dava açamadı. Çünkü böyle bir suç yok. Bugün ülkemizde resim ve karikatür yayınlanması sonucu açılan bir dava var. Geldiğimiz nokta bu.

Ülkemizde kadına şiddet vardır. Bir anket çalışması yaptık. Çıkan sonuç, her üç kadından biri şiddet görüyor. Toplum olarak yaşanan şiddeti anlatmakta bile halen özgür değiliz. Bizim toplumumuzda şiddet yoktur inanışı son zamanlarda kırılmaya başladı. Görünür oldu, farkındalık artıyor. Siyasiler için kadına şiddet sorunu tali bir konudur. Üçüncü ülke vatandaşı kadınlar ve onların sorunları siyasiler için tali konu bile değildir.

Şiddet uygulanmasının, doğum yeri, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ile ilgisi yok. Diplomalı olanlardan, doktor olanlara kadar, şiddet uygulayan eşler var. Bu araştırmalarda bunları gördük. Mesele güç ve kuvvet göstermektir.

Ev içi şiddetin mağduru %10 erkek, %90 kadındır. Çocuklara olan şiddeti, hem kadın, hem de baba yapabiliyor. Sağlıklı ilişkilerin olduğu evlerde çocuğa şiddet azdır. 

Bizim ülkemizde fırsat eşitliği yok. Özel okul ve devlet okulları arasında ciddi bir eşitsizlik var. 157 çocuğun Türkçe bilmediğini öğrendim. Bu devlet, bu çocukların entegre olması için ne yapıyor? Şiddetin olmaması için ilk adım sosyal eşitliğin sağlanmasıdır. Bu ancak eğitimle sağlanır. Yabancı çocuklara karşı sınıflarda, öğretmenlerde bir öfke görüyoruz. Kendilerini buraya ait hissetmiyorlar. Böyle olunca da, haklı olarak, buraya uyum sağlamaya çalışmıyorlar. Öfkeyle yetişiyorlar.

Nüfus artışı var. Ama bu hizmet vermeye engel değil. Orta eğitim yasamız diyor ki, anne babası çalışma izni olmayan çocuk ortaokula kayıt olamaz. Bu ülkenin utancıdır bu. Çok acıdır ki solcu ve aydın kesimlerde bile ciddi bir ırkçılık gözlemliyorum. Konulara doğru zeminde yaklaşılmıyor.”

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
2
 
0
 
0
 
0
 
0
 
1
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
28 Aralık 2018, Cuma
İsmail Mehmet         - Lefkoşa.
Bu Toplum başkaları tarafından kendisine farklı farklı dönemlerde hade açıkça yazayım özellikle gelmiş geçmiş ve şimdiki Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri tarafından empoze edilmek istenen yaşam veya yönetimşekillerini kabul etmek zorunda değildir.Yıllardır bu ülkeyi yap boz tahtasına çevirdiler ve 15 yıldan fazladır da din üzerinden bu yapılmak isteniyor.Sürekli bu konular üzerinde çalışıyorlar.Yeter artık Irkçılık da olacaksa olsun bırakın bu ada insanlarının yaşam şeklini sizin düşünceleriniz ve yaşam şekliniz bize göre değildir.ANLAYINIZ ARTIK.16 yıldır TC de yapmak istediklerinizi de sonuçlarını da görüyoruz düşün yakamızdan artık rahat bırakın.(Tabi gelmiş geçmiş tüm sahte KKTC yöneticileri de suçludur bu konuda)

YAZARIN SON 10 YAZISI
18 Mart 2019, Pazartesi    3,5 yılda vatandaş sayısı 130 bin artan başka bir ülke var mı?
15 Mart 2019, Cuma    Bu ülkede kabullenilmeyenler
13 Mart 2019, Çarşamba    Anayasa ve Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin artırılması
11 Mart 2019, Pazartesi    Dome Hotel sözleşmesi eleştirilere cevap veriyor
8 Mart 2019, Cuma    Dimağ Çağıner'in sitem dolu uyarıları
6 Mart 2019, Çarşamba    Bu toplumun bölünme lüksü yok
4 Mart 2019, Pazartesi    İyi ki Adalet Bakanlığı yok
1 Mart 2019, Cuma    Niyazi Kızılyürek kimin adayı?
27 Şubat 2019, Çarşamba    Cumhurbaşkanlığı seçimini "hamaset" kazandırır mı?
25 Şubat 2019, Pazartesi    "Kamu yasası, Anayasa mahkemesinden döner"

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

3,5 yılda vatandaş sayısı 130 bin artan başka bir ülke var mı?
Erçin ŞAHMARAN | 18 Mart 2019, Pazartesi
Gerçekler acıdır ve siz görmezden gelseniz bile, gerçekler bir yerlerde durmaktadır.

Gerçeğin veya gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir de huyu vardır.

Korkmak, saklanmak, her şey normalmiş gibi davranmak...
Bu ülkede kabullenilmeyenler
Erçin ŞAHMARAN | 15 Mart 2019, Cuma
Öyle zamanlar vardır ki, toplumu tetikler, dürtüler.
Bir canlılık getirir, adı “umuttur” ve değişimin belirleyicisidir.
Umutlu insan, daha iyi yaşam, daha iyi bir iş, ev, araba beklentisi ile bir değişim...
Anayasa ve Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin artırılması
Erçin ŞAHMARAN | 13 Mart 2019, Çarşamba
Hepsi bitti, her şey tamam.
Toplumu ilgilendiren ve sorunsal sarmalda karmakarışık, kördüğüm olan her şey yerli yerinde iken bir de Anayasa değişikliği, gündeme getirildi.
Toplumsal bir kaygı, bir talep var mı?
Tab...