Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Erçin ŞAHMARAN | 4 Şubat 2019, Pazartesi

Sarı saçlı, mavi gözlü kız "Aydın"

Paylaş  
15
13
14

Geçen hafta, 28 Ocak pazartesi gecesi, program konuğum, Maliye Bakanı Serdar Denktaş idi.

“Aydın hanım nasıl?” diye sordum, cevabı “iyi değil, böbrekler de çalışmıyor, bekliyoruz” olmuştu.

Aydın Denktaş yeniden yoğun bakıma alınmıştı.

Geçtiğimiz hafta sonu Aydın Denktaş vefat etti, vefat haberini önce kızı Ender Denktaş Vangöl şöyle duyurdu;

“Annemiz, babamıza kavuştu. Bir çınarımızı daha kaybettik”.

Kıbrıs adasının tarihine, dönüm noktalarına, alınan kararlara, yanlışlara, doğrulara, bir evlilikten öte yaşananlara, evlat acılarına, her şeyiyle bir tarihe tanıklık etmek, üstelik en yakından, Kıbrıs’ın kaderinin değişmesinde aktör isimlerden Rauf Denktaş’ın eşi olmak, insani yönünü, baba yönünü, eş, dost yönünü görmek yaşamak.

Aydın Denktaş’ı, sadece Aydın olarak, Rauf Denktaş hatıralarında şöyle anlatmıştı;

“Nihayet, sonu gelmeyecek sandığım bir beklentiden sonra burs kazandığım duyuruldu.

Ayrılık zordu. En zoru sonradan eşim olacak olan Aydın’dan ayrılmaktı. Aydın, amcamın torunuydu. Doğduğunda “işte nişanlın” diye kucağıma vermişlerdi. Büyüdükçe güzelleşen bu mavi gözlü küçük kız, o sözlerle sanki kalbime de yazılmıştı.

Ayrılık günleri yaklaşıyordu. Yengem, Aydın’ın nenesi, Aydın’a avukat olarak döndüğümde evleneceğimizi söyler, bana da “sakın ha Londra’da İngiliz kızlarına kapılma, altın gibi kızımız seni bekleyecek, unutma!” derdi. O günlerde Aydın’a şiirler yazar, yine hayal âleminde onun sevgisiyle yanar tutuşurdum.

Ağabeylikten, nişanlı’ya terfi etmek pek de kolay değildi.

Ada’dan ayrılmadan aile arasında sessizce sözleştik. Ada’ya dönüşümde nişanlanacaktık. Artık içim rahattı ve “sözlü” olmak Londra’da beni derslerime bağlayan başlıca faktör olacaktı.

…Ah Kıbrıs, güzel Kıbrıs, iyilik dolu insanlarımız, ah Aydın, aydın diyerek günler geçecek, Kıbrıs’a dönüş hazırlıkları başlayacaktı.

Gemi, Mağusa limanına dayandı. Yengem ve yeğenlerim oradaydı. Ben “Aydın nerede?” diye soruyordum. Okulu olduğu için daha sonra gelecekmiş. Büyük üzüntü. Ve o gün kendi aramızda nişanlanıyoruz.

Aydın sarışınlığını ve mavi gözlerini baba tarafından almıştı. Zor bir hamilelikten sonra doğmuştu. Münir bey oğlan bekliyordu. Adını da bulmuştu, “Aydın”. Çocuk kız olunca Münir bey;

“evim aydınlık oldu, adı yine Aydın olsun” demiş ve böylelikle çocuk sağlığı yarışmalarında derece alacak kadar sağlıklı ve güzel bir kız çocuğu, daha önce de anlattığım gibi, doğduğu an, benim yengem, Aydın’ın anneannesi tarafından “işte nişanlın” diyerek kucağıma verilmişti. 9 yaşındaydım ve 14 yıl sonra, çocuk denecek yaşta bir kızla “18 yaşına gelmeden evlenemeyiz” sözünü vererek nişanlanmıştık.

…1947 yılının mart ayında, fuadiye vapuru ile İskenderiye’den Mağusa limanına geldim. Akşam tüm aile bir araya geldi ve resmen, bana uzaktan bakıp gülümseyen, sarı saçlı, mavi gözlü bir kızla nişan sözü verildi. Ben 23, Aydın 14 yaşındaydı. Bugün geriye baktığımda, eşime büyük haksızlık ettiğimi teslim ediyorum. Bir kız, 18-20 yaşında bile evliliğin ağır sorumluluğunu paylaşacak olgunluğa ermiş değildir. Ancak o günlerde bunları düşünecek durumda değildim.

Evlendiğimde ben 25, eşim 16 yaşındaydı. Bugün 50 yıllık bir beraberliğe rağmen, geriye baktığımda, bu haksızlığı genç bir kıza nasıl yapabildim sorusuna makul bir cevap bulamıyorum.

Aydın doğduğu gün büyükannesi, İsmet hanım o’nu kucağıma “al nişanlın” diye vermişti. Kader böylelikle ağını örmeye başlamıştı. 6 çocuğumuz oldu. Sevinçlerini paylaştık. Üçünü Allah aldı. Acılarını kalbimize gömdük. Birbirimizi daha da perişan etmemek için gözyaşlarımızı içimize akıtmasını öğrendik. Tesellimizi torunlarımızda bulmaya çalıştık.

Bir an için çocuklarımın kaybını düşünecek olsam çok fenalaşırım. Kader, kısmet, hakkın tecellisi, Allahtan gelen her şey karşısında sabır, tevekkül, gün gele onlara er geç kavuşacağımız gibi düşünceler, bu çileli okyanusta cankurtaran simitleri oluyor. Devamlı meşgale, devamlı “Kıbrıs meselesi” ise, bu acıların bir örtüsü haline gelmiş!”.

Kıbrıs adasının, yakın tarihinin en önemli tanıklarından bir olan Aydın Denktaş’ı, eşi Rauf Denktaş böyle anlatmış.

Bir dönem kapandı, Allah rahmet eylesin, huzur içinde olsun.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
24 Nisan 2019, Çarşamba    24 Nisan ve neden AB?
22 Nisan 2019, Pazartesi    Serdar Denktaş: "Karakter katli ile karşı karşıyayım"
19 Nisan 2019, Cuma    Denizi geçtik, derede boğulduk
17 Nisan 2019, Çarşamba    Amaçsız, çabasız nesiller
15 Nisan 2019, Pazartesi    Burcu: "Kovboyculuğa özenmiş arkadaşlar var"
12 Nisan 2019, Cuma    Nereden başlarsak kârdır
10 Nisan 2019, Çarşamba    Tek bir ihtimal var "sorun siyasi"
8 Nisan 2019, Pazartesi    Özersay; "İş adamından avans alınması konusunda onayımız alınmadı"
5 Nisan 2019, Cuma    Maçoğlu ve yaptıkları örnek olsun
3 Nisan 2019, Çarşamba    Doğa çıldırmış, insanlar çıldırmış

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

24 Nisan ve neden AB?
Erçin ŞAHMARAN | 24 Nisan 2019, Çarşamba
CTP eski Başkanı, eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ANNAN planı döneminde yaşananlardan bir kesit anlatmıştı.
Ve altı çizilmesi gereken şu cümleleri söylemişti;
“Bakın, ANNAN planı dönemi, yapılan mitingler, binlerce...
Serdar Denktaş: "Karakter katli ile karşı karşıyayım"
Erçin ŞAHMARAN | 22 Nisan 2019, Pazartesi
Yıllara, yanlışlara yayılmış bir sorunsal birikim var.

Toplumun gündemi çok farklı, boş yere harcanan enerji ve zamanla gerçek sıkıntıları unutuyor, unuttukça biriktiriyoruz.

İçinde bulunduğumuz zaman, böyle bir zam...
Denizi geçtik, derede boğulduk
Erçin ŞAHMARAN | 19 Nisan 2019, Cuma
Gelinen noktanın şakası yok.
Her alanda ciddi bir yozlaşma yaşanıyor.
Siyasete bakınca, milletvekilliği araç değil, amaç olmuş.
Bu genelleme mi, evet, o zaman genelleme yaptırmamak bizzat siyasetin, siyasilerin ken...