Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Gökhan ALTINER | 3 Ocak 2019, Perşembe

Toplum çok hasta

Paylaş  
21
17
20

Toplum çok hasta

Yeni yıla girdik ve önümüzde koskoca bir yıl var. Dün Kıbrıs Postası’ndaki canlı yayını açtığımda meslektaşlarım bana biraz pozitif olmam yönünde telkinde bulundular ama haberleri okumaya başlayınca kendi kendime ne yapsam da pozitif olsam dahi sordum. Sordum sormasına ama cevap alamadım. Gazetelerde geniş yer bulmasa dahi yeni yıla bir intihar haberiyle girdik. Ne yazık ki ne intihar ne de cinayet olaylarından kurtulamıyoruz ve küçük bir ülke olmamız nedeniyle bu tür olaylar bizi derinden etkiliyor. Ne yazık ki artık intihar ve şiddet haberleri doğal bir olaymış gibi geliyor hepimize.

Yeni bir yıla girmiş olmamız aslında hiçbirşeyi değiştirmiyor hayatımızda. Çünkü sadece değişen yaşadığımız zamana verdiğimiz takma isimlerden başka değil.

Şu an bir yerlerde ya da dün gece yine bir kadın şiddet gördü, bir çocuk belki de ailesi tarafından horlandı ya da azarlandı, kim bilir belki dayak yedi. Hep söylemişimdir. Toplum olarak şu an yarınların ya da 15 yıl sonrasının dayak atacak, cinayet işleyecek, intihar edecek çocukları yetiştiriyoruz.

En önemlisi de Devlet olarak yaşanan ve toplumun dinamiklerini ciddi anlamda sarsan fakat her birimizin kesinlikle görmek istemediği, konuşmak istemediği olayları biz ne kadar görmezden gelsek de yaşanıyor.

Asıl sıkıntı devletin özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu konularda yetersiz kalması. Burada bakanı suçlamak adına yazmıyorum tüm bunları. İnsanın kendisine ya da bir başkasına yapmış olduğu şiddet eylemi ancak ve ancak Devlet politikasıyla, eğitimle değiştirilebilir. Her zaman olduğu gibi yaşanan tüm şiddet olaylarının en yarısından Devletin kendisi suçludur.

Ve evet bizim Devletimiz yaşanan her suç olayının yarı sorumluluğunu üzerinde barındırıyor.

Devlet belki bunun cezasını yargı önünde çekmiyor ama hızla çöken bir toplum yapısıyla devletin kendisi de zayıflıyor.

Kıbrıs konusu olsun ekonomik problemler olsun bu konularda belki çok mesai ve enerji harcıyoruz ama bugünün çocukları yarının yetişkinleri olacak ve gerçekten bugünkü çocuklar her anlamda ciddi tehdit altında. Tecavüzden, tacizden tutunda hem fiziki hem de psikolojik şiddet altında eziliyorlar. İşte hem devlet hem de sivil toplum örgütleri bunun önüne geçemezse yarının yetişkinleri de intihar eden, cinayet işleyen ve kendi çocuklarına kötü davranan bireyler olarak sahnedeki yerlerini alacaklar.

Çocuk gelişimi ve büyümesi son ama son derece önemli ve ciddi ihmalle karşı karşıyalar.

Ben de siyaset üzerine yazacak çok konu vardır ancak gözüme bir çocuk ölümü ya da kanserden bir ölüm takıldı mı moralim anında düşer ve ülkede dönen onca entrikaya karşı tepkisizleşirim. Düşünsenize bizim memleket siyasi entrika üzerine kurulu bir ülke. Dedikodu yazdın mı okunma rekoru kırıyor yazılarım. Sağlık, ölüm, intihar yazdın mı başlığı gören tıklayıp açmıyor bile.

Kuzey Kıbrıs kadına şiddetten kaynaklanan intihar, kendi öz kızına tecavüz, kendiyle ilişkiye girmediği gerekçesiyle kadına şiddet olaylarıyla çalkalanıyor. Olay çok boyutlu ve yalnızca bir penceren bakmak mümkün değil. Yanlış yapılan evlilikler, yanlış eş seçimleri, aile baskıları, aldatmalar bir aileyi bir anda cinayet ya da intihar noktasına sürükleyebiliyor.

Ne yazık ki şiddet gören bir kadının sığınacağı bir sığınma evi olmadığı gibi devleti tarafından da sahiplenemiyor.

Kadına şiddet, şiddetten kaynaklanan intiharlar ve kadın cinayeti,  kadının KKTC’de nasıl bire olgu içinde yaşadığını ve ne tür zorluklar çektiğini bir kez daha gündeme getirdi.  Kadın savunucusu örgütlerin de aslında büyük bir çoğunluğunun tabela örgütü olduğunu anlıyoruz her geçen gün. Eğer tabela örgütü olmasalar bu ülke de kadına yönelik şiddet biraz olsun önlenirdi. Türkiye’de kadına şiddet konusu zaten kontrol edilebilir ve önlenebilir bir durum değil ve birçok ülke de olduğu gibi Türkiye de kadına şiddetin de ötesinde kadın cinayetlerine haberlerde birçok kez şahit olmuşuzdur. Peki, KKTC’de bu durum nasıl diye bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim.

Son yıllarda sıkça şahit olduğumuz bir konu haline geldi. Genç bir erkek çocuğu mini minnacık bir çocuğa tecavüz ediyor, erkek çocuğun ailesi korkudan ortadan kayboluyor.

Öte yandan kızlarıyla ilişkiye giren babalar türedi. Hikâyelerini okuduğunuzda uzun yıllardır kızlarının bu tecavüze maruz kaldığını öğreniyorsunuz. Evet, bu bir tecavüzdür hem de çok çirkin bir tecavüzdür. Şu an bu ülke de kim bilir ne baba kız ilişkileri vardır ki haberimiz yok. Her yıl mutlaka birkaç vaka karşımıza çıkıyor. Son derece utanılan bir durum olması nedeniyle kızlar bunu kimseye söylemiyor.

Hangi akıl sağlığı yerinde olan bir baba kızıyla ilişkiye girmek ister. Bu tek kelimeyle bir hastalık ve belki de tedavisi zor bir hastalık. Peki, bununla ilgili çare nedir?

Çocuklar taciz ve şiddetle savaşamazlar

Bizim memleketin bitip tükenmek bilmeyen bir işçi sorunu var. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı şu an enerjisini buna harcıyor, oldukça olumlu işler de çıkarıyor belki ama dağılan aileler, kötü giden evlilikler, şiddet gören kadınlar değil yalnızca şiddet gören çocukların sayısı hiç de az değil. Hükümetin bir bütün olarak bu işe el atması lazım.

Bir kere Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığı aynı çatıda olmamalı artık. Hükümet bir Aile bakanlığı kurabilir, böyle bir kadro yaratabilir ve bu sorunların üzerine sert bir şekilde gidebilir. Devletin kadına ve çocuğa şiddetli engelleme konusunda, intiharları engelleme konusunda hiçbir zaman bir politikası olmadı. Kıbrıs artık eski Kıbrıs değil. Nüfus yapısı değişti, yaşam tarzı değişti, insanların eğilimleri dahi değişti. Ama devletin bu korkunç değişime karşı aldığı hiçbir tedbir yok.

Benim elimde yalnızca 2015 yılına kadar yapılmış bir anket tespiti var birazdan onu da yazacağım. Devletin elinde bu toplumun yaşadığı sorunlarla ilgili hiçbir net veri yok. Bu ne kadar aciz bir durumda olduğumuzu gösteriyor.

Her eve bir psikolog artık şart

Bunu daha önce de yazdım. Her eve bir psikolog artık şart. Siz biliyor musunuz bu ülkede annesi ve babası tarafından ne kadar çok dövülen çocuk var. Bu çocukların yanında devletleri yok ki gidip sığınsınlar! Şiddet gören kadınların sığınacağı bir devlet yok bu ülkede.

Kim yardım edecek bu insanlara. Belki de yüzden fazla psikolog var bu ülkede hepsi de işsiz güçsüz geziyor ya da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Eğer bugüne kadar Hükümetler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bütçe ve kadro yaratsaydı ve her eve bir psikolog gönderseydi düzenli olarak mutlaka o evde şiddet gören çocuklar da tespit edilirdi, taciz edilen kızlarda, dövülen kadınlarda tespit edilirdi ama bu yapılmadı. Mesele neden bu devletin böyle bir vizyonunun olmamasıdır.

Şöyle örnek verelim. Son zamanlarda yaşanan tecavüz ve taciz vakalarında; eğer ki belli aralıklarla bir psikolog hatta aynı psikolog gidip de mağdur çocuklarla konuşsaydı, sorunlarını dinleseydi; daha en başından kızlar yaşadıkları tacizi devletine anlatacak ve kötü son yaşanmayacaktı. Bu kızlar şu an medyanın diline düştü, hayatları boyunca asla mutlu olamayacaklar. Bunun sorumlusu devletten başkası değil.

Ya da babasından dayak yiyen bir çocuk, sürekli bir psikolog tarafından ziyaret edilseydi, eminim ki ikinci üçüncü seanstan sonra “babam beni çok dövüyor” diyebilecekti. İlerleyen yıllarda babasını öldüren çocuklar ya da annesini babasını döven çocuklar yetişirse hiç şaşırmayın.

Şiddeti, tecavüzü, intiharı engellemek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın altında Müsteşarlık düzeyinde geniş bir kadro yaratılabilir. Bu küçük ülkenin düzgün bireylere sahip olması için devletin hareketlenmesi lazım.

***************

GÜNÜN SÖZÜ

Ama sen yine de gitme. Gidersen peşinden gelmem ama kalırsan bu masalın sonunu birlikte öğreniriz.

Cemal Süreya

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
6
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
2
ONAY BEKLEYENLER
0
4 Ocak 2019, Cuma
Goncoloz         - Sorma Gir hani
Anlamadiniz daha ki, "giden Mehmet, gelen Mehmet" veya "giden Turk, gelen Turk" politikasi, dusuncesi iflas etti? Gerisini, daha nelerin olacagini siz dusunun!

3 Ocak 2019, Perşembe
Gıbrız Türkü         - Şeherin Kuzeyi
Boşverin Sn Altıner pozitif olma yönündeki telkinleri.... Pozitif olunma ile mevcut durumumuzdan kurtulunmaz... Hatta farkındalığımızı bile yitiririz.... Bu nedenle bu günkü makaleniz durumu çok güzel ve gerçek hali ile ortaya koydu.... Gerçek halimiz bu ve yetiştirdiğimiz yeni jenerasyonlar 10-15 yıl sonra dünyada kaotik toplumlar içinde en ön sıralarda olacağımızın habercisidir... Ne yazık ki mevcut ve gerçek durumumuzu dile getirenlerin sayısı çok az Sn Altıner.

YAZARIN SON 10 YAZISI
20 Haziran 2019, Perşembe    Maraş gerçek sahiplerinin hakları gözetilerek açılırsa ancak...
19 Haziran 2019, Çarşamba    Özersay ne konuştu... Onu söylesin!
18 Haziran 2019, Salı    Akıncı en başından uyarmıştı...
17 Haziran 2019, Pazartesi    Taçoy istifa ediyor... İbre Saner'den yana
14 Haziran 2019, Cuma    UBP 'hayır' diyecek mi?
13 Haziran 2019, Perşembe    Gerildik sonra gerildik...
12 Haziran 2019, Çarşamba    Baybars etkin olamıyor...
11 Haziran 2019, Salı    Türk - Rum çatışması çıkabilir...
10 Haziran 2019, Pazartesi    Devletin itibarı sıfırlandı
7 Haziran 2019, Cuma    Polis neden güvenliği sağlayamıyor?

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Maraş gerçek sahiplerinin hakları gözetilerek açılırsa ancak...
Gökhan ALTINER | 20 Haziran 2019, Perşembe
Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın Bakanlar Kurulu toplantısını yarıda keserek basına Kapalı Maraş’ın açılacağı yönündeki haberin yankıları sürüyor. Bu konu iki sene önce sıkışa müzakereler krizinde yine Türkiye’ni...
Özersay ne konuştu... Onu söylesin!
Gökhan ALTINER | 19 Haziran 2019, Çarşamba
Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın Bakanlar Kurulu toplantısını yarıda keserek basına yaptığı açıklamayı izledim. Adeta karşımda nefes nefese kalmış, oldukça heyecanlı, gergin ve “sen da bana bunu yaptıydın” tarzında ...
Akıncı en başından uyarmıştı...
Gökhan ALTINER | 18 Haziran 2019, Salı
Yunanistan Başbakanı Tsipras’ın son açıklamasının ardından iyiden iyiye Akdeniz’de süren doğal gaz aramaları gerginleşti. Bu gerginliğin sonu nereye varır nerede biter bilinmez ama Rum medyası bile konu her ne kadar A...