Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Gökhan ALTINER | 1 Kasım 2019, Cuma

Umudu kestim yurdumdan

Paylaş  
68
23
68

Ne den her gün aynı ya da daha kötü diye düşündüm.  Ya da neden öfkemizi yenemiyoruz? Hayalleri ertelemeyi bir yana bırakın artık hayal de kurmuyoruz. Aşırı sinirliyiz ve birşeyler yapma isteğimiz tam anlamıyla yok oldu.

En kötüsü de tepki verme yetimizi kaybettik. Öğrenilmiş çaresizlik deyin ya da tükenmişlik deyin adı ne olursa olsun hızla çözülüyoruz ve gazı bitmek üzere olan bir lamba misali artık titriyoruz. Yüzümüze yaşadığımız tüm dertlerin karanlık gölgesi çökmüş.

Bu kadar karamsar olmak havalardan mıdır dersiniz?

Artık bir havamız da kalmadı insan olarak.

Her an bir cinayetle irkilebiliriz. Şu an bir yerlerde ya da dün gece yine bir kadın şiddet gördü, bir çocuk belki de ailesi tarafından horlandı ya da azarlandı, kim bilir belki dayak yedi. Hep söylemişimdir. Toplum olarak şu an yarınların ya da 15 yıl sonrasının dayak atacak, cinayet işleyecek, intihar edecek çocukları yetiştiriyoruz.

En önemlisi de Devlet olarak yaşanan ve toplumun dinamiklerini ciddi anlamda sarsan fakat her birimizin kesinlikle görmek istemediği, konuşmak istemediği olayları biz ne kadar görmezden gelsek de yaşanıyor.

Asıl sıkıntı devletin özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu konularda yetersiz kalması. Burada bakanı suçlamak adına yazmıyorum tüm bunları. İnsanın kendisine ya da bir başkasına yapmış olduğu şiddet eylemi ancak ve ancak Devlet politikasıyla, eğitimle değiştirilebilir. Her zaman olduğu gibi yaşanan tüm şiddet olaylarının yarısından Devletin kendisi suçludur.

Ve evet bizim Devletimiz yaşanan her suç olayının yarı sorumluluğunu üzerinde barındırıyor.

Devlet belki bunun cezasını yargı önünde çekmiyor ama hızla çöken bir toplum yapısıyla devletin kendisi de zayıflıyor.

Kıbrıs konusu olsun ekonomik problemler olsun bu konularda belki çok mesai ve enerji harcıyoruz ama bugünün çocukları yarının yetişkinleri olacak ve gerçekten bugünkü çocuklar her anlamda ciddi tehdit altında. Tecavüzden, tacizden tutunda hem fiziki hem de psikolojik şiddet altında eziliyorlar. İşte hem devlet hem de sivil toplum örgütleri bunun önüne geçemezse yarının yetişkinleri de intihar eden, cinayet işleyen ve kendi çocuklarına kötü davranan bireyler olarak sahnedeki yerlerini alacaklar.

Çocuk gelişimi ve büyümesi son ama son derece önemli ve ciddi ihmalle karşı karşıyalar.

Ben de siyaset üzerine yazacak çok konu vardır ancak gözüme bir çocuk ölümü ya da kanserden bir ölüm takıldı mı moralim anında düşer ve ülkede dönen onca entrikaya karşı tepkisizleşirim. Düşünsenize bizim memleket siyasi entrika üzerine kurulu bir ülke. Dedikodu yazdın mı okunma rekoru kırıyor yazılarım. Sağlık, ölüm, intihar yazdın mı başlığı gören tıklayıp açmıyor bile.

Kuzey Kıbrıs kadına şiddetten kaynaklanan intihar, kendi öz kızına tecavüz, kendiyle ilişkiye girmediği gerekçesiyle kadına şiddet olaylarıyla çalkalanıyor. Olay çok boyutlu ve yalnızca bir penceren bakmak mümkün değil. Yanlış yapılan evlilikler, yanlış eş seçimleri, aile baskıları, aldatmalar bir aileyi bir anda cinayet ya da intihar noktasına sürükleyebiliyor.

Ne yazık ki şiddet gören bir kadının sığınacağı bir sığınma evi olmadığı gibi devleti tarafından da sahiplenemiyor.

Kadına şiddet, şiddetten kaynaklanan intiharlar ve kadın cinayeti,  kadının KKTC’de nasıl bir olgu içinde yaşadığını ve ne tür zorluklar çektiğini bir kez daha gündeme getirdi.  Kadın savunucusu örgütlerin de aslında büyük bir çoğunluğunun tabela örgütü olduğunu anlıyoruz her geçen gün. Eğer tabela örgütü olmasalar bu ülke de kadına yönelik şiddet biraz olsun önlenirdi. Türkiye’de kadına şiddet konusu zaten kontrol edilebilir ve önlenebilir bir durum değil ve birçok ülke de olduğu gibi Türkiye’de kadına şiddetin de ötesinde kadın cinayetlerine haberlerde birçok kez şahit olmuşuzdur. Peki, KKTC’de bu durum nasıl diye bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim.

Son yıllarda sıkça şahit olduğumuz bir konu haline geldi. Genç bir erkek çocuğu mini minnacık bir çocuğa tecavüz ediyor, erkek çocuğun ailesi korkudan ortadan kayboluyor.

Öte yandan kızlarıyla ilişkiye giren babalar türedi. Hikâyelerini okuduğunuzda uzun yıllardır kızlarının bu tecavüze maruz kaldığını öğreniyorsunuz. Evet, bu bir tecavüzdür hem de çok çirkin bir tecavüzdür. Şu an bu ülke de kim bilir ne baba kız ilişkileri vardır ki haberimiz yok. Her yıl mutlaka birkaç vaka karşımıza çıkıyor. Son derece utanılan bir durum olması nedeniyle kızlar bunu kimseye söylemiyor.

Hangi akıl sağlığı yerinde olan bir baba kızıyla ilişkiye girmek ister. Bu tek kelimeyle bir hastalık ve belki de tedavisi zor bir hastalık. Peki, bununla ilgili çare nedir?

Çocuklar taciz ve şiddetle savaşamazlar

Bizim memleketin bitip tükenmek bilmeyen bir işçi sorunu var. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı şu an enerjisini buna harcıyor, oldukça olumlu işler de çıkarıyor belki ama dağılan aileler, kötü giden evlilikler, şiddet gören kadınlar değil yalnızca şiddet gören çocukların sayısı hiç de az değil. Hükümetin bir bütün olarak bu işe el atması lazım.

Bir kere Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığı aynı çatıda olmamalı artık. Hükümet bir Aile bakanlığı kurabilir, böyle bir kadro yaratabilir ve bu sorunların üzerine sert bir şekilde gidebilir. Devletin kadına ve çocuğa şiddetli engelleme konusunda, intiharları engelleme konusunda hiçbir zaman bir politikası olmadı. Kıbrıs artık eski Kıbrıs değil. Nüfus yapısı değişti, yaşam tarzı değişti, insanların eğilimleri dahi değişti. Ama devletin bu korkunç değişime karşı aldığı hiçbir tedbir yok.

Benim elimde yalnızca 2015 yılına kadar yapılmış bir anket tespiti var birazdan onu da yazacağım. Devletin elinde bu toplumun yaşadığı sorunlarla ilgili hiçbir net veri yok. Bu ne kadar aciz bir durumda olduğumuzu gösteriyor.

Kim yardım edecek bu insanlara. Belki de yüzden fazla psikolog var bu ülkede hepsi de işsiz güçsüz geziyor ya da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Eğer bugüne kadar hükümetler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bütçe ve kadro yaratsaydı ve her eve bir psikolog gönderseydi düzenli olarak mutlaka o evde şiddet gören çocuklar da tespit edilirdi, taciz edilen kızlarda, dövülen kadınlarda tespit edilirdi ama bu yapılmadı. Mesele neden bu devletin böyle bir vizyonunun olmamasıdır.

Şöyle örnek verelim. Son zamanlarda yaşanan tecavüz ve taciz vakalarında; eğer ki belli aralıklarla bir psikolog hatta aynı psikolog gidip de mağdur çocuklarla konuşsaydı, sorunlarını dinleseydi; daha en başından kızlar yaşadıkları tacizi devletine anlatacak ve kötü son yaşanmayacaktı. Bu kızlar şu an medyanın diline düştü, hayatları boyunca asla mutlu olamayacaklar. Bunun sorumlusu devletten başkası değil.

Ya da babasından dayak yiyen bir çocuk, sürekli bir psikolog tarafından ziyaret edilseydi, eminim ki ikinci üçüncü seanstan sonra “babam beni çok dövüyor” diyebilecekti. İlerleyen yıllarda babasını öldüren çocuklar ya da annesini babasını döven çocuklar yetişirse hiç şaşırmayın.

Şiddeti, tecavüzü, intiharı engellemek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın altında müsteşarlık düzeyinde geniş bir kadro yaratılabilir. Bu küçük ülkenin düzgün bireylere sahip olması için devletin hareketlenmesi lazım.

***************

Günün Sözü

Birini seveceksen, onu her şeyinle sevme. Çünkü bittiğinde; onu unutamamana değil, unutamayacak kadar çok sevdiğine yanarsın.

Can Yücel

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
13
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 
1
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
1 Kasım 2019, Cuma
Gıbrız Türkü         - Şeherin Kuzeyi
Bu duruma/günlere bir anda gelmedik. Hep beraber el ele birlikten güç doğar anlayışı ile bu noktaya vardık. Bunu yaparken insanlık değerlerini, milli değerleri ve yerel değerlerimizi hiçe sayarak istismar ederek hem de kişisel çıkarlarımıza göre yorumlayarak... Sn Altıner yazınız karamsar değil gerçekçi bir yazıdır. Keşke bu gibi durum değerlendirmelerini birçok köşe yazarı daha sık yapsa. Hem de iktidardaki yada Cumhurbaşkanlığı makamındaki partiye yada kişiye göre değil de gerçek anlamda... zira partiler kişiler değişiyor da durumumuzdaki değişiklik hep negatife doğru ilerlemekte.... Önümüzdeki süreçler Kıbrıs’ta yaşayan Türkler için çok farklı ve beklenilmeyen sıkıntıları da beraberinde getirebilir. Böyle zamanlarda ne lüks arabalarımız, ne lüks villalarımız ne de rahat hayat tarzlarımız bizleri ayakta tutabilir. Ancak yitirdiğimiz ve şu anda küçümsediğimiz değerlerimiz bizlerin zorlu süreçlerden çıkmamıza yardımcı olabilir. Bunları geri kazanabilmenin tek yolu eğitim ve öğretimdir. Ve malesef mevcut sistem içinde karnedeki notlarla iyi insanlar çıkaramadığımız ortada....

YAZARIN SON 10 YAZISI
13 Kasım 2019, Çarşamba    Kimler uyuşturucu kullanmıyor? El kaldırsın!
12 Kasım 2019, Salı    Cumhurbaşkanıma Cadillac yakışır...
11 Kasım 2019, Pazartesi    Özersay'da "Tatar" hazımsızlığı...
31 Ekim 2019, Perşembe    Vergiler adil toplanıyor mu?
30 Ekim 2019, Çarşamba    Gyrocopter'ler hayli vukuatlı!
29 Ekim 2019, Salı    Memur paralı... Devlet fakir
28 Ekim 2019, Pazartesi    Ekonomik bağımsızlık ne zaman?
25 Ekim 2019, Cuma    Atakan'dan başka umursayan var mı?
24 Ekim 2019, Perşembe    Hükümette kriz var...
23 Ekim 2019, Çarşamba    Savaşan: "Siyaset edep ister..."

banner
banner
banner
banner

Kimler uyuşturucu kullanmıyor? El kaldırsın!
Gökhan ALTINER | 13 Kasım 2019, Çarşamba
Kim ne derse desin uyuşturucu vakalarının ve psikolojik sorunu olan insanların tedavinde Prof Dr Mehmet Çakıcı tek kelimeyle bir markadır.
Pembe Köşk uzun bir aradan sonra yeniden hayat buldu ve ciddi anlamda madde b...
Cumhurbaşkanıma Cadillac yakışır...
Gökhan ALTINER | 12 Kasım 2019, Salı
Halkın Sesi Gazetesi bir gazetecilik başarısına imza attı ve aslında çok önemli bir detayı yakaladı. Hiçbirimiz bu detayı yakalayamadık. Bildiğiniz gibi 15 Kasım Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümü ve bu güzel günde re...
Özersay'da "Tatar" hazımsızlığı...
Gökhan ALTINER | 11 Kasım 2019, Pazartesi
Uzun bir aranın ardından yazı yazıyor olmak inanılmaz güzel bir duygu. Her ne kadar bazen tekrara girdiğimi hissetsem dahi. Ülke de konuşulması gereken o kadar önemli ekonomik sorunlar varken ne yazık ki ülke olarak C...