Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Yurdagül BEYOĞLU | 22 Haziran 2017, Perşembe

KKTC'den bir hikaye

Paylaş  
110
250
111

İzole, tek tanıyanı Türkiye olan bir devlet.

Üretim yok, zira üretimin maliyeti nüfusa göre ağır. Koca fabrika kurmaktansa ithal etmek daha ucuza geliyor.

Ekonomisinin iki lokomotif sektörü var: Turizm ve eğitim.

Dünyanın en huzurlu tatilini vadetmesine, çok güzel otellere sahip olmasına, hizmet sektöründe 10 üzerinden 10 alacak duruma gelmesine rağmen, direk uçuş olmamasından ötürü turizmde istediği yerde değil.

Üniversiteler turizmden bir tık daha önde ekonomik katkı konusunda.

Yaklaşık 30 yıldan bugüne adanın bakkaldan taksiye, cafeden inşaat sektörüne, ekonominin tüm paydaşlarını besliyor üniversiteler.

Yaklaşık 100 bin öğrenci var adada. Bir zamanlar kalitesi tartışılmış olsa da bugün YÖK’ün koyduğu kurallar, okulları, işi sıkı tutmaya zorluyor. Zaten sağcısı solcusu KKTC Hükümetleri de adanın “üniversiteler çöplüğü” olarak değil, nitelikli üniversiteleriyle anılmasını istiyor.

O yüzden, herkesin üniversite sahibi olmasına olanak tanıyan yasayı değiştirerek, rant için değil, gerçekten ve dünya kriterlerinde eğitim verme, KKTC diplomalarını dünyanın her yerinde tercih edilir hale getirme mecburiyetine malik bir yasa yaptılar.

Özetle yeni yasaya göre her önüne gelen, “okul açayım da para kazanayım” diyemiyor. Belli kriterlere sahip olacak okul açacak olan.

**

Gelelim hikayemize;

Türkiye’nin sayılı okullarından biri KKTC’de de üniversite açmak ister. Başarıları tescilli, standartları, dünyanın en ünlü okullarının seviyesindedir. O yüzden kapıların hemen açılacağını düşünür. Niyet Girne bölgesidir.

2016 yılının Eylül ayında başvuru yapar. Projeyi sunar, KKTC’ye yapacağı katkıları anlatır. Milli Eğitim Bakanlığı yasanın değişeceğini, beklemesi gerektiğini söyler kendilerine.

“Eğitim için üniversite kurma” niyetinde olan ve standartlarüstü yetkinliğe sahip işadamını yeni yasaya tabi olacak olmak korkutmaz, sabırla bekler. Nasıl olsa eğitim adına konulan tüm kuralları yerine getirecek donanımdadır.

Bu dönemde KKTC klasiği, yani “araya adam sokarak, işi çabuklaştırma” yoluna gidilmez, hatta tevessül dahi edilmez. Yasa değişti, değişiyor derken 6 ay geçer.

Bu arada, Türkiye’nin en güzide eğitim kurumlarından birinin KKTC’ye geleceğini duyan İskele bölgesi siyasileri, bu üniversitenin kendi bölgelerinde yapılması konusunda ricacı olurlar. İşadamına bölgeyi gezdirip, “biz her türlü yardıma hazırız. Taş taşır, duvar öreriz. Yeter ki siz buraya gelin” sözleriyle işadamını ikna ederler.

Niyetleri orada Cambridge gibi üniversiteler bölgesi oluşturarak bölgenin makus talihini yenmek, bölge insanına istihdam kapısı açmaktır.

Belli bir bölgenin “üniversiteler bölgesi” olarak ayrılması ve bundan sonra adada açılması planlanan tüm üniversiteleri oraya toplamak adına Bakanlar Kurulundan karar çıkması gerekmektedir.

Herşey yasal prosedür içinde ve olması gerektiği şekilde cereyan ederken, KKTC’deki üniversitelerden birinin sahibi, bu üniversitenin gelecek olduğunu duyar. Öfkesini gizleyemez, “ne gerek var” der. Sonrasında ise bu üniversitenin gelmemesi adına siyasiler üzerindeki nüfuzunu kullanarak, İskele’de Üniversiteler Bölgesi ayrılmasına mani olur. Hatta 30 yıldır aklına gelmeyen bir şey birden aklına gelir, “ben İskele bölgesinde yatırım yapacağım” der!

Olay çok şaşırtıcı bir boyuta gelmiş, bugüne kadar açılan üniversitelere ses çıkarmayan kişiler, bu üniversiteye karşı alenen bir savaş başlatmış, muhalif medya da gerçekdışı iddialarla bilerek veya bilmeyerek kişisel hamleye çanak tutmuştur.

Bu olay üzerinden yürütülen “kıyak”, “Peşkeş” temalı saldırıların anafikri budur;

Birilerinin kazancı azalmasın diye, ülkenin ekonomik kalkınmasına takoz koymak! Zira ne kıyak vardır ve peşkeş…

Kendilerini yarışa sokacak okuldan daha iyi olma çabası içine girmekten korkan, rekabetin getirdiği yarışla KKTC eğitim sektörüne ve ekonomisine ivme kazandıracağını akıl edemeyen, rakipsizlik hissiyatının dayanılmaz hafifliğini korumak için mevcut düzenine halel gelmesini istemeyen bu kişilerin hesap edemedikleri birkaç şey var: Biri, Allah’ın herkesin rızkını ayrı gönderdiği, kimsenin, kimsenin rızkını yiyemeyeceği, diğeri de, bölge halkının, kendileri üzerinden oynanan bu oyunu, oyunun kurucularını, çıkarları için bölgeye verecekleri zararı asla unutmayacakları.

Dileriz bu tek taraflı rekabet bölge insanına yarar, bölgeye yatırım yapma sözü veren işadamı, sözünü tutar da, “Üniversiteler Bölgesi” oluşturulduğunda bölgeye gelecek maddi katkı kadar katkı koyar bölgeye.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
1
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
21 Eylül 2018, Cuma    Krize Rum formülü
4 Şubat 2018, Pazar    Nijeryalı cinayetinin sorumlusu sadece çocuklar mı?
13 Kasım 2017, Pazartesi    “Hukuksuz yasalar” ülkesi
6 Kasım 2017, Pazartesi    Kıbrıs sorununa "seks" katmak!
15 Temmuz 2017, Cumartesi    Şezlong operasyonu!
17 Mayıs 2017, Çarşamba    İşçi va dı da biz mi çalıştırmadık?
30 Mart 2017, Perşembe    Rumlardan bir ders daha
23 Şubat 2017, Perşembe    ELAM ve Türkiye
3 Şubat 2017, Cuma    Bu yıl Avrupa yerine, Türkiyeli KKTC’ye, KKTC’li Türkiye’ye
27 Ocak 2017, Cuma    Çocuk suçluların ailesi de yargılanmalı

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Krize Rum formülü
Yurdagül BEYOĞLU | 21 Eylül 2018, Cuma
Ekonomik kriz, üretime dayalı ekonomisi olmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) Türkiye’den daha fazla etkileyince malum çevrelere gün doğdu.
Kimi sosyal medya paylaşımlarında ekonomik krizden kurtulmanın tek...
Nijeryalı cinayetinin sorumlusu sadece çocuklar mı?
Yurdagül BEYOĞLU | 4 Şubat 2018, Pazar
28 yaşında üniversite öğrencisi Nijeryalı Kennedy Taomwabwa Dede’nin birçoğu 16 yaşında olan 8 genç tarafından, sopalarla döverek öldürülmesinin artçıları sürecek ve bu ülkedeki eğitim sektörü başta olmak üzere birçok...
“Hukuksuz yasalar” ülkesi
Yurdagül BEYOĞLU | 13 Kasım 2017, Pazartesi
27 Mart 2017 tarihinde Meclis’te onaylanan bir yasa var.
Cumhurbaşkanının bir kez geri gönderdiği bir yasa. Cumhurbaşkanının YÖDAK’ın yetkilerinin zayıflatılması gibi bir zafiyet gördüğü için reddettiğini okumuştum. ...