Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Serhat İNCİRLİ | 1 Eylül 2018, Cumartesi

Kıbrıs sorununun çözümünün dışında da bir önerim var!

Paylaş  
15
16
15

Kıbrıs sorununun çözümünün dışında da bir önerim var!

 

Hükümet ile kamuda örgütlü sendikalar, ek mesai konusunda uzlaştı...

Hayırlı olsun...

Güzel bir haber mi?

Çok güzel.

 

-*-*-

 

Ek mesailerdi, herkesin elini taşın altına koymasıydı, şuydu buyduyu bir yana bırakalım...

Kavgaya, greve gerek yok... Uzlaşı güzel şey... Bravo...

Bu arada “Tek çözüm, Kıbrıs sorununun çözümüdür”de ısrarlıyım ama “eleştiriyorsunuz, bir şeyler de önerin” dedi geçenlerde bir “yüksek makam”...

“Ekonomik sorunlara çözüm” adına, çok basit bir önerim var:

KKTC’deki kumarhanelerin gelirleri bir aylığına devletleştirilsin!

 

-*-*-

 

Lütfen birbirimizi kandırmayalım...

Eğer herkes elini taşın altına koyacaksa, bu ellerden biri casinolar olmalıdır...

Bu konuda çılgınlık gibi gelebilir size ama “Bir aylık kumarhane geliri ile KKTC’nin bütçe açığı kapanır; devletin kasası para görür” iddiasındayım...

Hatta bu bir iddia değil, eminim...

 

-*-*-

 

Las Vegas’ta özellikle “makinecikler” dediğimiz bölümde kazandırma oranı yüzde 3 civarındadır...

KKTC’de ne kadardır?

Nüfusu bilmeyen bir ülke bunu bilir mi?

Bilemez!

Peki, tahmini bir rakam belirleyebilir misiniz?

Kumar oynayan bakan var mı mesela?

Şu anda oynamıyor olsa da, daha önce casinoda oynamışlığı olan var mı?

Eminim vardır...

Belirleyebilir.

 

-*-*-

 

Sadece bir gecede “dolar” cinsinden ve “milyonla” ifade edilen  paralarla kumar oynayanlar olduğunu biliyoruz...

Sayılarının az olmadığından da eminiz değil mi?

 

-*-*-

Bir ay...

Sadece bir ay...

30 civarında casinomuz var...

Bir aylığına olsa bile devletleştirirsek, korkup oynamayacak olanlar olabilir...

Casinoların gelirine el koyalım.

“Bir aylığına, casinolar, gelirini devlete bağışlasın” diyelim...

Bu devlet artıya geçmezse, Lefkoşa’daki Dikilitaş’ı yerim!




Dünya nereye KKTC nereye!

 

 

Rum Tarımsal Kalkınma ve Çevre Bakanlığı’nın kara yağın menşe adı veya mahreç işareti korumalı ürün olarak tescilinin yapılıp yapılmayacağı konusunda incelemelerde bulunuyormuş...

 

-*-*-

 

Yunanistan’da bilim insanları, zeytinyağının erkeklerin cinsel performansını artırmada iktidarsızlık hapı Viagra’dan daha etkili olduğunu saptamış...

Atina Üniversitesi’nin araştırmasına göre, zeytin, kalpteki kan akışını güçlendirerek cinsel iktidarsızlığı azaltıyormuş...

600 erkeğin katıldığı araştırma, günde en az 9 çorba kaşığı zeytinyağı tüketenlerde iktidarsızlık riskinin diğerlerine göre az olduğunu göstermiş ve bu kişilerde testosteron seviyeleri de az zeytin tüketenlere göre yüzde 40 fazlaymış...

 

-*-*-

 

Ve KKTV’de Tarım Dairesi tağşişli ürünleri, yani zeytinyağına farklı maddeler karıştırmış markaları tespit etmiş...

Kimse kusura bakmasın...

Karpaz Halis, Hirsofu, Ağırdağ, Ranch Line, Alemdağ Naturel ve Zeytin ağacı markaları “tağşişli”... Yani “başka şeyler karıştırılmış”...

Tüketmeyin...

 

-*-*-

 

Birbirimizi zehirliyoruz...

Ne acı...

Ne ayıp...

 



Coşku yalanı!

 

Propaganda nedir?

Propaganda, yalandır!

Yalanın ta kendisidir!

Mesela KKTC’de hiç bir milli bayram, coşkuyla kutlanmıyor!

17 gün sonra 51 yaşıma gireceğim, 1974 sonrası coşkuyla kutlanan bir milli bayram hatırlamam!

Ama gazetelerde, dün dahil olmak üzere, “coşkuyla kutladık” haberleri olur!

Neden?

Yıllardır aldatılmışlığımızın, yalanın, propagandanın ispatıdır aslında bu!

30 Ağustos’u coşkuyla kutladık!

Yalaaaan!

Eskiden coşkulu olup olmadıklarını bilemem ama artık generaller bile coşkulu değil!

Türk ordusu mensuplarında coşku mu var?

Gönülden törene veya törenlere katılan tek kişi tanıyan varsa, “alo” desin!

Yok!

Ama gazetelerde haber, coşkuyla kutladık!”...

Yalan!

Kuyruklu yalan!

Propaganda!

Ve iyi bilinmeli ki bu propaganda bizi bugünkü iğrenç duruma getirmiştir!

Bu yalanlar bizi bu rezil hale sokmuştur!

Bu yalanlar nedeniyledir ki Kıbrıslı Türkler tükenme riski en yüksek toplumdur!

Bu iğrenç ve aptalca yalanlardır ki, bizi, pandalardan kötü duruma sokmuştur!

Coşkuyla kutlamışız!

Kardeşim, ne coşkusu?

Hangi coşku?

Kim gördü o coşkuyu da biz göremiyoruz?

Değişin artık!

Açın gözlerinizi!

Ortada coşku moşku yok!

Yalanlarla yıllardır aldatılan, kandırılan bir toplum var ve o toplum tükeniyor!

Uyanın!

 



Kurşunun rengi!

TC Cumhurbaşkanı Erdoğan; "Döviz kurundaki istikrarsızlık ülkemize yönelik bir operasyondur. Terör örgütleri eliyle içimizdeki ihanet çeteleri vasıtasıyla yapamadıklarını döviz kurunu, döviz kurşunu haline getirdikleri ekonomi silahıyla gerçekleştirmek istiyorlar" dedi...

Doğru mu yanlış mı bilemem ama en başta Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın ve Enis Berberoğlu’nun tutuksuz yargılanması sağlanır ve bela papaz da geldiği yere postalanırsa, kurşunun rengini çözeriz diyorum...

Elbette haddimiz değil Türkiye’ye akıl vermek...

Ve elbette “kurşunun rengi” olmaz!

Ama ne dediğim sanırım az da olsa anlaşılmıştır...

Dünya Barış Günü’nde...

Neden olmasın?

Türkiye bu sebepten dolayı kaybeder mi kazanır mı?

 

Fıkra...

İki Yahudi arkadaş bir Katolik kilisesinin önünden geçiyormuş. Kilisenin duvarında, Katolik olmayanlara hitap eden büyük bir afiş asılıymış: 

“Bize gelip Katolikliği kabul ederseniz hemen 30 bin dolar nakit para alacaksınız!”

Yürümeye devam eden iki arkadaş bu teklifin ciddi olup olmadığını tartışmaya başlamış. Bir hafta sonra, aynı kilisenin önünde yeniden buluşmuşlar ve biri diğerine sırrını açmış: 

“O teklifin ciddi olup olmadığını hala merak ediyorum.”

Bunun üzerine arkadaşından küçümser bir tavırla şu cevabı almış: 

“Ah siz Yahudiler, aklınız fikriniz para!”

 



Okullar açılırken, bir fıkramız daha var!

Ali okula başlar...

Ama mutlu değildir...

Bir gün öğretmeni Ayşe hanıma (fıkradaki isim böyle, kimse üzerine almasın, öğretmen kadındır burada) "öğretmenim beni yanlış sınıfa koydunuz. Benim yerim birinci sınıf değil. Ablam üçüncü sınıfta ama ben en az onun kadar akıllıyım. Beni üçüncü sınıfa alın” der...

Öğretmen güler. Ama Ali bu ısrarını her ders, her gün yineler...

Birinci hafta sonunda Ayşe öğretmen sıkılır ve çocuğu okul müdürü Ahmet beyin, yanına götürür... (Müdürün adı ve ayrıca erkek olması da tamamen fıkra ile alakalıdır; cinsel ayrımcılık yoktur)...
Ayşe öğretmen meseleyi müdüre aktarır...

Müdür, “peki bir kaç soru soralım, değerlendirelim” der...
Müdür sorar; “iki kere iki”...

Ali, “dört” der...

“Sekiz kere dokuz”, “yetmiş iki” der Ali, hazır cevap!
“Bir yılda kaç mevsim var ve nelerdir?” diye sorar müdür... Ali, “dört mevsim, ilkbahar, yaz, sonbahar, kış” yanıtı şrak!
Ayşe hocanım da müdürden izin ister, bir kaç soru da o saracaktır:
“Ali, söyle bakalım ineklerde dört tane ama ben de iki tane var, bu nedir?"
Ali "ayak " diye yanıtlar...

Ayşeöğretmen bir soru daha sorar;

"Peki senin ve müdür beyin pantolonunda olup da benim pantolonumda olmayan nedir?"
Ali hemen "cep" der...

Müdür atılır, devreye girer:

“Hocanım, bu çocuğu üç değil beşinci sınıfa koyalım, çünkü son iki soruya ben doğru cevap veremedim ama o verdi"...

(Bu arada fıkra dışı bir soru: Erkek veya kadın fark etmez, Ayşe hocanımın iki sorusuna sizin yanıtlarınız neydi? Bence Ali direkt liseye başlayabilir mesela)...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
10
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
29 Nisan 2019, Pazartesi    Bu bir veda yazısı değil teşekkür yazısıdır
28 Nisan 2019, Pazar    Üretmeliyiz
27 Nisan 2019, Cumartesi    Türkiye bunu başarır mı?
26 Nisan 2019, Cuma    Her işin başı sağlık
25 Nisan 2019, Perşembe    Albayrak'ın Tatar ile görüşmesi meselesi!
24 Nisan 2019, Çarşamba    Yüzümüze gözümüze bulaşan bir mesele!
23 Nisan 2019, Salı    Afrikalı öğrenci ve göçmen sorunu!
22 Nisan 2019, Pazartesi    Siyaset ve Notre Dame Katedrali'nin kızı!
21 Nisan 2019, Pazar    Hal Yasası neden çıkarılacak?
20 Nisan 2019, Cumartesi    "Tükenişimiz" ne yazık ki kimsenin umurunda değil!

banner
banner
banner
banner
banner

Bu bir veda yazısı değil teşekkür yazısıdır
Serhat İNCİRLİ | 29 Nisan 2019, Pazartesi
Başlamadan belirteyim; ekmeğimi sadece gazetecilik denen meslekten kazanıyorum...
-*-*-
1989 yılında üniversitenin son sınıfıydım ve mezun olmam gereken yaz aylarında Girne’de garsonluk yapıyordum...
Voleybolcuydum...
Üretmeliyiz
Serhat İNCİRLİ | 28 Nisan 2019, Pazar
Karl Marx, 1846'da "Alman İdeolojisi" adlı eserini yazdı...
Marx'a göre, "çalışma hayatı yaratıcılıktan uzak olmamalı"...
Nasıl mı?
Yine Marx'a göre, "... Sabahları avlanırız, öğlen balık tutarız ve akşam opera ele...
Türkiye bunu başarır mı?
Serhat İNCİRLİ | 27 Nisan 2019, Cumartesi
Dünya’da petrol fiyatları artıyor...
Türkiye’nin genelde Amerika ve Avrupa Birliği ile özelde ise Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları nedeniyle bir çok ülkeyle ve ayrıca “İslam” içindeki “liderlik” kavgası nedeniyle ...