Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Kutay BEKTAŞOĞLU | 15 Ocak 2015, Perşembe

"Arab Baharı"nın en verimli meyvesi: IŞİD

Paylaş  
48
110
46

Emperyalizmin, Ortadoğu’ya yönelik planları, gösterilen direnç karşısında,birtürlü dikiş tutamadığı koşulları yaşıyor.Kapitalist sistemin krizi ise gittikçe derinleşiyor... Buna karşılık, bölge haklarının ve ayrı ayrı bölgelerdeki toplumsal muhalif hareketlerin, bu sürece karşı duruşları netleşiyor... Bölgesel aktör olabilme iddiasındaki devletler,aktör olabilme bir yana, iktidarlarını koruyabilme telaşına düştüler. Artık, bölgesel ortak bir mücadeleyi hayata geçirebilmek, “Yeni Ortadoğu” ‘ya karşı durabilmek için zorunlu hale gelmiştir.  Bölgemizde derin değişimlerin meydana gelmesi, ayrıca beklenenin ötesindeki, ABD ve “Batı Bloğu” karşıtı direniş, “Arab Baharı!” nın da kendi içerisinde dönüşüme uğramasına neden olmuştur...

İRAN İSLAM DEVRİMİ'NDEN İŞİD’E

İran  İslam devrimi ile başlatılabilen ve süreç içerisinde şekillendirilmeye çalışılan “Yeni Ortadoğu Projesi” bölgenin tüm yeraltı ve yerüstü enerji kaynaklarını yeniden sömürgeleştirmeyi amaçlıyor.Bu doğrultudaki denklem sürekli değişiyor. Ve bu tür denklemler, aslında ,çözülmemek için kuruluyorlar.

Arab devletlerinin birçoğu, emperyalist devletlerle stratejik ve organik ilişkilerinden dolayı , parçalanma zemini koşullarını da hep içlerinde taşıdılar.

Varlıklarını emperyalist güçlere borçlu olan birçok Arab devleti, Arab dünyasında oldukça gerici ve işbirlikçi devletler olarak tarih sahnesindeki yerlerini aldılar.Özellikle, Arab dünyasında oluşabilecek hertürlü demokratik anlayışın, şiddetle karşısında durdular. Bölgenin uluslarüstü sermaye tarafından, sömürülmesinin, bölgedeki ayağı oldular. Bunu yaparken de, dini  kendi sömürü ağlarının devamı için kullandılar.Bunlar, hertürlü toplumsal muhalefetin karşısına, dini kullanarak karşı  çıktılar.Bunlar, dini anlayışı da kendi saltanatlarının devamı için  kullandılar.Diktatörlerin dini, ezilenlerin dini gibi,  eşitlikçi, adaletli ve merhametli değildir... Bunlar, Filistin sorunu ‘nu da emperyalist çıkarlar ve  kendi diktatörlüklerinin devamı için kullandılar. Ve hala daha kullanıyorlar. ‘Filistin sorunu’’ nun, bitmesini de hiç istemiyorlar.

İran devriminin ‘’başarısı’’ ile birlikte, bölgede yeni bir gruplaşma başladı. Hem İran devriminin bölgeye yayılmasını önlemek,  hem de bölgede emperyalizme karşı gelişebilecek, toplumsal hareketleri durdurabilmek için, yeni önlemler gerekli idi. Bu durum ABD ve “Batı Bloğu” ‘nun öncelikli hedefi haline gelmişti... Bu bağlamda “Yeşil Kuşak” projesi ile de bağlantılı olarak, varlıklarını emperyalistlere borçlu olan Suidi Arabistan, Katar, Emirlikler esas olmak üzere diğer sunni anlayışlarla “Sunni Eksen” politikasını hayata geçirdiler. Bu oluşuma karşılık İran, Suriye ve Lübnan Hizbullahı esas olmak üzere “Şii Hilal”  anayışı oluşturuldu. Tabii ki, bu iki anlayışın da oluşmasında bölgede at koşturtan, ABD ve SSCB veya Rusya’nın pay ve rekabet hırsı da göz ardı edilemez... 

ABD ve “Batı Bloğu” nun, özellikle,‘’sunni eksen’’ anlayışı ve yarattığı olanaklar ile bölgeyi  yeniden sömürgeleştirmeye çalışması karşısında, Suriye , İran ve bunlara bağlı olarak Rusya ortaklığını buldu. Bunu son ‘’Suriye olayı’’nda da, açıkca gördük...Sovyetlerin, Afganistanı işgali sonrasında, ABD tarafından “Sunni Eksen” anlayışı doğrultusunda Afganistanda örgütlenen ve oluşturulan “Taliban Hareketi”, sürecin gelişmesi ve Doğu Blokunun çökmesinin ardından El-Kaide olarak ortaya çıktı...Koşulların olgunlaşması,ayrıca emperyalist çıkarlar doğrultusunda da“Arab baharı!” ‘nın en verimli meyvesi İŞİD oluştu. Bu süreçteteki “Suriye direnişi” bölge devletleri için bir “Turnusol kağıdı” gibiydi. Irak’tan Mısır’a ve Türkiye’ye kadar birçok devletin “Yeni Ortadoğudaki” pozisyonu, yeri ve pastadaki payı, kaos ortamında belirlenemedi.Hayalleri bir bakıma altüst oldu.Özellikle Türkiye’nin Ortadoğu politikasının açmazları sonucunda, yalnızlaşmasıyla birlike, dıştan güdümlü “Suriye muhalefetnin krizi’’ Türkiye’nin kendi ‘’krizine’’ dönüştü.  Bundandır ki, “Suriye Muhalefeti”nin yeniden yapılandırılması, Türkiye açısından da zorunlu hale geldi. Türkiye ‘nin bölgeye yaklaşımını belirleyenin esasen “Kürt sorunu” olduğundan, bölgesel olarak “Kürt Hareketi”nin yükselişini  ve  bölgede bir aktör olmasını engellemek daha da zorunlu hale geldi. Çünkü Kürtler hem bölgenin, hem de özellikle Suriyedeki siyasi sürecin önemli bir aktörü oldular...

FRANSA’YI VURAN KAPİTALİZMİN VAHŞETİDİR

Yeni Ortadoğunun oluşum sürecinde, Libya’yı yerle bir edenler; Irak’ı işgal eden, Suriye’yi kan gölüne çevirenler; Tunus’ta, Bahreyn’de halka karşı en acımasız şiddeti kullanarak, ayaklanmaları bastıranlar; Mısır’da “Tahrir Ruhuna” karşı her türlü şiddeti ve entrikayı oynayanlar, Ortadoğu’ya özgürlük, insan hakları, adalet ve eşitlik getireceğiz uyduruk söylemiyle,  sömürü ağlarına toplumsal destek ararken vahşeti özgürleştirdiler.

Afganistan’dan Nijerya’ya; Irak’tan Ukrayna’ya, Suriye’ye, Libya’ya vs. de birçok örgüte aktif destek verdiler.Ayrıca, Avrupanın birçok yerinden de çok sayada cihadcının bölgeye gelip savaştıkları sıkça gündemde olan bir konu iken... Bölgede tıkanan ve çıkmaza giren enperyalist güçler ve bölgedeki ayakları, İŞİD’i kontrol altına almak, ancak bitirmemek amacıyla harekete geçtiler.İŞİD’e karşı oluşturulduğu söylenen ‘’Koalisyon’’ ’un esas amacı, bölgeyi yeniden dizayn etmek ve   bölgede yükselen ‘’Rojava olayı’’ nın önünü kesmektir.Ayrıca oluşacak yeni koşullarda Barzani’yi Rojavada etkin bir konuma getirmektir.

Bunda da pek başarılı olamadılar...  İŞİD’i gerçekten bitirmek, bölgede İran’ın siyasi ve ekonomik etki gücünü resmen kabullenmek anlamına da gelecektir. Onun için İŞİD’i de belli bir yerde tutarak, İranı da kendi projelerinin ve sömürü ağlarının ortağı yapmak istiyorlar. İran da aslında buna pek soğuk bakmıyor. Şimdilik ilişkiler “yumuşama” sürecinde... Diğer yandan, İŞİD’in sönümlenmesi demek, bölgede “üçüncü yol”olarak ortaya çıkan “Rojova Olayı” nın önündeki önemli bir engelin kalkması demektir. Bu, ne Türkiye’nin ne İran’ın ve hatta nede Suriye’nin işine gelmez. Şimdilik “ucu açık” rejimler ve ilişkiler devam edecektir...

ABD ve ‘’Batı Bloğu’’ ,İŞİD gerçeğinin, sadece bölge için değil. Kendi halkları ve düzenleri için de bir tehdit olarak algılanmasını istiyorlar. Bu şekilde bir taş ile iki kuş vuracaklar!.  “İŞİD” i gerekçe gösteren, batılı devletler,  daha otoriter ve yasakcı bir döneme geçmeyi planlıyorlar. Çünkü kapitalizmin krizi batıyı da acımasızca sarıyor. Batıda da ekonomik yıkım büyüyor. Avrupada, daha büyük halk hareketlerinin patlaması bekleniyor. Buna karşı alınması planlanan önlemlerini, perde gerisine itmek için “İŞİD in Hareketleri” işlerine geliyor. Fransadaki gibi diğer Avrupa ülkelerinde de gerçekleşmesi muhtemel vahşet eylemleri, bu ülkelerdeki yabancılara ve daha çok da müslümanlara karşı bir tepki oluşmasına neden olacaktır... Böylesi bir ortam ırkçı faşist hareketlerin yükselmesini de beraberinde getirecektir. Bunlar kapitalizmin krizinin batıyı yakın zamanda daha da saracağının habercisidir.

Fransadaki katliam karşısında ses çıkaran, tepki koyan birçok devlet ve grup; Ortadoğudaki katliamlar ve vahşet karşısında, ya emperyalistlerin yanında yer almış, yada seyirci ve sessiz kalmayı tercih edip,tarafını o şekilde emperyalistlerden yana belirlemiştir... Bu katliama karşı çıkma şekli bile, herkesin “Yeni Ortadoğudaki” tarafını belli eder bir duruma gelmiştir.  Fransada ve Avrupada iki farklı anlayışta vahşete karşı protesto gösterileri yapılmış ve yapılıyor. Biri, devletler tarafından düzenlenen ve Ortadoğudaki yeniden sömürü ağlarını örme pahasına, yaşanan vahşet ve katliamların bir numaralı sorumlusu olanların düzenlediği,  birçok farklı devlet yetkilisinin ve diktatörünün katıldığı devlet protestosu... Diğeri ise ,muhalif grupların,  göçmenlerin, müslüman grupların, kısaca ekonomik ve sosyal koşullar altında ezilenlerin katıldığı ve “Yeni Ortadoğu Projesine” muhalif olan taraftaki kesimlerin, hem emperyalistleri hem de katliamları kınayan protestolar. ..

Biz Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, yaşanan tüm bu sürecin hangi tarafındayız. Tarafımızı belirleyerek “fırsatı!” kaçıracağımızı mı sanıyoruz? Yoksa ABD ve “Batı Bloğu” nun Ortadoğuya getirdiği “adalet”, “özgürlük”, “ekonomik refah” ve “eşitlikci”, “çözüm!” bize çok mu yakın...

Bizi bu ‘’çözümden’’ kim kurtaracak...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
27 Temmuz 2017, Perşembe    Müzakereler ve bizdeki "solun!" düşündürdükleri
21 Haziran 2017, Çarşamba    "Katar krizi, Trump ve İran"
22 Şubat 2017, Çarşamba    "Arab diktatörlüklerine giden yol"
3 Kasım 2016, Perşembe    "Büyük Ortadoğu Projesi'nden, Kıbrıs'ta düzenleme sürecine (2)"
31 Ekim 2016, Pazartesi    "Büyük Ortadoğu Projesi'nden, Kıbrıs'ta düzenleme sürecine"(1)
6 Ekim 2016, Perşembe    "Fırat kalkanı ve Kıbrıs'ta çözüm"
30 Mayıs 2016, Pazartesi    "Yeni Ortadoğu'da, yeniden eski ayarlar ve Kıbrıs"
14 Ocak 2016, Perşembe    "Yeni Ortadoğu’da İsrail ve Kıbrıs"
14 Aralık 2015, Pazartesi    "Kıbrıs'a su boru hattı, Türkiye'nin nefes borusudur"
7 Aralık 2015, Pazartesi    "Bölgede Rusya ile İran artık daha rahat"

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müzakereler ve bizdeki "solun!" düşündürdükleri
Kutay BEKTAŞOĞLU | 27 Temmuz 2017, Perşembe
Artık kendi kendimizi kandırmaya son verelim.
Bölgesel gelişmelere, yeniden ve yeniden oluşan dengelere baktığımızda, her dönemin değişmezi ve denklemlerdeki yeri, Kıbrısın bugünkü durumudur.
Onyıllardır süren “görü...
"Katar krizi, Trump ve İran"
Kutay BEKTAŞOĞLU | 21 Haziran 2017, Çarşamba
Bölgemizde, emperyalistler arası rekabet ve bölgesel dinamiklerin etkisiyle,denklem ve dengeler yeniden şekilleniyor…Önceleri, demokrasi ve daha yaşanası bir gelecek uyduruk söylemiyle; bölgeyi, yenilenen sömürü...
"Arab diktatörlüklerine giden yol"
Kutay BEKTAŞOĞLU | 22 Şubat 2017, Çarşamba
Rusya’nın,bölgedeki etki gücünün artması; ABD ve Türkiye’nin, bölgedeki ‘’alanını’’ daraltmıştır.Onları, kendi iç çelişkileri ve tıkanmışlıklarıyla birlikte, adete çembere almıştır.
Astana’da, Türkiye-Rusya ilişkiler...