Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Kutay BEKTAŞOĞLU | 4 Mayıs 2015, Pazartesi

Cumhurbaşkanlığı seçimi, taraf olmak ve umut

Paylaş  
76
162
70

"Kıbrıs sorunu’’, ısrarla Ortadoğunun değil de, Avrupanın bir sorunuymuş gibi algılanmak isteniyor.Çünkü, AB ile her koşulda uyumlu olmak isteyenler, yeni ortadoğunun olşum sürecinde tarafını belirlemek istemiyorlar.Veya taraflarını AB ve ABD ‘nin, yeni ortadoğu politikalarından yana belirliyorlar. Bu durum,Kıbrıslı Türk ve Rum sol hareketleri açısından çok ciddi bir handikaptır...Kuzey Kıbrıstaki hiçbir seçim sürecinde ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de ortadoğuya ilişkin herhangi bir yaklaşım yapılmamıştır. Kıbrıs sorununda ‘’çözümün’’ , ortadoğudan soyutlanmış bir Kıbrısta gerçekleşebileceğine, inanılmak isteniyor... ‘’Cevap Akıncı’’ sloganıyla yola çıkan Akıncı da, yeni ortadoğunun hangi taraında olduğuna dair bir cevabı, henüz ortaya koyamamıştır... Bölgemizin, yaniden sömürgeleştirilmesi sürecinde, Irak, İran, İsrail, Mısır ve Kıbrıs’taki enerji kaynaklarının, koordineli ve sorunsuz bir ortamda sömürüsü ve sömürü yol haritalarının belirlenmesi gündemdedir. Bizler, bu sürecin muhalif tarafında yer alarak , ‘’Kıbrısta çözüm’’ arayışı mücadelesi, içerisinde olmalıyız...Aksi ve tersi bir durumda, ne kişilikli bir duruşumuz olur.Ne de, bu adada gerçek anlamda var olabiliriz...

TÜRKİYE AÇISINDAN KIBRIS

Ortadoğuda yalnızlaşan Türkiye, komşularıyla ‘’sıfır sorundan’’ , ‘’değersiz bir yalnızlığa’’ sürüklendi.Bu süreçte, Türk dış politikası, bölge halklarının iradesini, hiçe sayarak,hareket etmiştir. Buna bağlı olarak,oluşan ilişki ağları da, yalnızlaşmaya oldukça etki yapmıştır. Süreç,Türkiyenin adeta bölgenin dışındaki bir güç olarak ,algılanmasını gündeme getirdi. Bu algı, Suriyede, Mısırda, Libyada, Irakta, İranda hep böyle gelişti...Türkiye, yeni ortadoğu politikalarına karşı duran, direnen güçlerin hep karşısında yer aldı...Böylece, ‘’bölgesel gü璒 olabilme hayalini, duruşu ve yanlış yöntemleri sayesinde, ayrıca dayanmaya çalıştığı güçlerin, bölgede kabul görmemesiyle birlikte gerçekleştiremedi...

Yine bu süreçte ,Türkiyeyi ortadoğuya bağlı tutan ve ona ‘’açılım şansı’’ veren,Türkiye adına en ‘’sorunsuz’’ yer , hep Kıbrıs olmuştur. Türkiye için , ‘’Kıbrıs sorunu’’,çözümü gerektiren bir ‘’sorun’’ olarak hiçbirzaman görülmemiştir.Hep bölgesel çıkar ve dengelere göre stratejik bir yer, bir ‘’kalkan’’ olarak görülmüştür.Kıbrıs ve özellikle Kuzey Kıbrıs, Türkiyeyi hem Avrupaya, hem da Ortadoğuya bağlayan ‘’sorunsuz’’ bir ilişki ağına sahiptir. Bu nedenle de Kıbrıs , Türkiye için bir coğrafya olarak hep önem taşımıştır. Bu önem, Türkiye için, içsel ve ayrı bir özelleik taşıması yanında, ABD ve ‘’Batı Bloğu’’ için de,bölgesel denklem ve sömürü ağlarının, denetim ve sürekliliği için Kıbrıs yaşamsal bir öneme sahiptir.Bu durumda Türkiye,emperyalist projelerin bir parçası olarak da, Kıbrıstaki varlığını daha da güvence altına almıştır...

Ancak,Kıbrısta gelinen son aşamada, Türkiye adına endişe verici bir durum ortada durmaktadır. O da, Kuzey Kıbrısın , Türkiye olmadan bir ‘’irade’’ olarak, ‘’federatif’’ bir çatı altında, AB’ne girmesidir. Bunun gerçekleşmesi demek,Kuzey Kıbrıs’ta da, geleneksel statikonun değişime uğraması demektir. Böylesi bir gelişmede, genelekselleşen ‘’ ana-yavru’’ ilişkisinin de değişime uğrayabileceği olasılığı güçlenmektedir.Bu durum, Türkiye açısından ,çok ciddi endişe yaratırken, Kıbrıslı Türkler açısından da heyecan verici bir durumu olmuşturmuştur... 

KUZEY KIBRIS’TA SEÇİMLER VE AKP

Kuzey Kıbrısta seçimler, genellikle Türkiyen’nin iç politik çatışmasının bir uzantısı olarak şekillenmiş veya şekillendirilmeye çalışılmıştır. Kıbrıstaki, son seçimler de, geleneksel mevcut statikoyu devam ettirmek isteyenlerle, AB’nin bölgesel politikalarına uyum göstermek isteyenlerin çatışması arasında geçmiştir... Yeni ortadoğuya ‘’madel ülke’’ olma hevesinde olan, ayrıca ABD ve ‘’Batı Bloğu’’ ile ‘’uyumlu’’ gözüken AKP hükümeti de, diğerleri gibi, Kıbrıstaki mevcut statikonun değişimini hiçbir zaman savunmadı. Ancak, AKP, Ortadoğuda ‘’bölgesek aktör’’ olabilme adına, Kıbrısta da, AB ile ‘’ uyumlu ‘’ gözüktü...Bu süreç, Türkiyenin Ortadoğuda yalnızlaşması ile birlikte, Türkiyede de, Kıbrısta da gerçek seyrine oturdu. AKP Türkiyenin iç politik denkleminde güçlenirken, ‘’ yeni versiyonu’’ ile, ta baştan berri ‘’geleneksel statikonun’’ en iyi savunucusu olduğunu ortaya koymuştur. Gerçek şu ki, AKP’ nin Kıbrısa bakışı, CHP ve MHP’ den farklı değildir. Hepsi de mevcut statikonun sahipleri ve savunucusudurlar. Ancak, belli bir dönem Ortadoğuya model olarak sunulmaya çalışılan ‘’AKP modeli’’ , Kıbrıs için de,ayni şeyi, farklı şekilde söylemeye çalışıyordu... Nasıl ki, Türkiyede ‘’yetmez ama evet’’ anlayışı oluştu. Kıbrısta da , bölgesel koşullar değişiyor. AKP, galiba Kıbrıs için diğerlerinden farklı birşeyler mi düşünüyor , anlayışı gelişti... Ancak, AKP anlayışının, ortadoğuda sönümlenmesi, ve ayrıca , yer aldığı taraf sayesinde, perde kalktı, gerçekler ortaya çıktı...

KIBRISLI TÜRKLER AKINCI İLE UMUT’U YEŞERTMEYİ DENİYOR

Ortadoğu denklemi ve yangını içerisinde var olabilmek, herşeyden önce tarafını belirlemekten geçer. Tarafını belirlemeyen bir toplumsal hareketin veya iradenin, var olabilme şansı da yoktur...

Son cumhurbaşkanlığı seçimi, Kıbrıslı Türkler aşısından, umudun yeniden yakalanabilmesi umudu adına, önem kazanmıştı. Bölgemizdeki gelişmelerde, ‘’ Rojava olayı’’ , yeni bir yaşam için ‘’umut hareketine’’ dönüşmüştü. Yunanistanda SYRIZA , İspanyada PODEMOS hareketleri de, kapitalizmin dayatma, kemer sıkma ve yoksullaştırma politikalarına karşı bir ‘’umut hareketi’’ olmuştur...Dünyada ,kapitalizme karşı ,yeni bir yaşamın mümkün olduğu inancı yükselmektedir. Yükselen bu hareketlere ,bölgesine göre, kim örgütlü ise ve günlük yaşama kim hitap ediyorsa o öncülük edecek ve yön verecektir. Ve her toplumsal yapının böylesi gelişmelerden etkileneceği kesindir. Hele ki, Kıbrıs gibi, emperyalist anlayışların hakim olduğu bir coğrafyada, kendini var edebilmenin veya yok olmamanın koşulu, umudu canlı tutmaktır...İşte Kıbrıslı Türkler,en içten duygularıyla , kendi çocuklarının geleceği adına, daha iyi yaşam koşulları adına, bu adada söz sahibi olabilme adına, umutlarının önünde Akıncıyı bulmuş veya Akıncıyı umutlarının öne koymuştur. Kıbrıslı Türklerin umutları , bu dönemde, Akıncıyı, Akıncı yapmıştır. Sn. Akıncı, umutların sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu sorumluluk,kesinkes kollektif bir çalışmayı ve kolektif karar alma süreçlerini gerektirmektedir.

Kıbrıslı Türkler böylesi bir umutu , Annan Planı döneminde de yakaladığına inanmıştır. Annan planındaki yüzde 65’lik ‘’evet’’ de umut’a ve şimdiki söyleyiş ile ‘’ana-yavru’’ ilişkisinden ‘’kardeşlik’’ ilişkisine geçebilmek için verilmişti...O dönemde de AKP hükümeti aslında ‘’evet’’ derken, gerçekte ‘’hayır’’ demiştir. Bu ayrı ve uzun bir konu... Tarihte ‘’ barış derken savaş’’ , ‘’evet derken hayır ‘’ demek oldukça sık yaşanan şeylerdir..

Son cumhurbaşkanlığı seçiminde de ,Kıbrıslı Türkler, yaşanan tükeniş,yoksullaştırma, gelecek endişesi ve bölgesel gelişmeler karşısında, ‘’ Akıncı ‘’ ile umut’u yakalamak, kendi ayakları üzerinde durabileceğini gösterebilmek ve kendi gücünün farkında olmak istemiştir.Kısacası , insanımız bu istemlerine, bu dönemde en samimi cevabın ‘’ Akıncı ‘’ dan geldiğine inanmıştır. Zaten, Akıncı da Kıbrıslı Türklerin , bu içten gelen ve en samimi duygularla , dile getirilen istemlerini, kabullendiğini söylemiştir. Ve de seçim sloganını bu istemlere karşılık, ‘’Cevap Akıncı ‘’ olarak belirlemiştir. Artık, Akıncı’dan ,hem güneye, hem de kuzeye karşı, kendi tabiri ile, gerekli ‘’cevebı’’ , bundan sonraki yaklaşımlarıyla vermesi beklenmektedir. Kıbrıslı Türkler, gerekli ‘’cevabı ‘’ vermiş ve Akıncının ‘’yanında’’ olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koymuştur.

Akıncının , yeni ortadoğunun oluşum sürecindeki tarafının, ne olup olmadığı ‘’tam olarak’’ belli olmamakla birlikte, yaşanan süreç umut vericidir. Bundan sonra, Sn.Akıncının söyledikleri ile yapacaklarının birbirini tutması, Sn.Talattan farkını ortaya koyması beklenecektir. Süreç, tek başına değil, oluşturacağı ekibi ile zorlanabilir. Bu ekibi de, toplumumuzun demokratik örgütleri zorlamalıdırlar.

Unutmayalım ki seçim, sandığa bir kağıt parçası atmaktan ibarettir. Ve bizim gibi ülkelerde, seçimden ve seçim sunuçlarından çok şey beklemek ,salt bundan hareketle, sonuca gitmeye çalışmak, insanın kendi umutlarını yine kendisinin yok etmesi demektir...

Artık, Kıbrıslı Türkler olarak, bizler, ‘’alternatif yok’’ söylemini de kabul etmek istemediğimizi ortaya koymalıyız...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
27 Temmuz 2017, Perşembe    Müzakereler ve bizdeki "solun!" düşündürdükleri
21 Haziran 2017, Çarşamba    "Katar krizi, Trump ve İran"
22 Şubat 2017, Çarşamba    "Arab diktatörlüklerine giden yol"
3 Kasım 2016, Perşembe    "Büyük Ortadoğu Projesi'nden, Kıbrıs'ta düzenleme sürecine (2)"
31 Ekim 2016, Pazartesi    "Büyük Ortadoğu Projesi'nden, Kıbrıs'ta düzenleme sürecine"(1)
6 Ekim 2016, Perşembe    "Fırat kalkanı ve Kıbrıs'ta çözüm"
30 Mayıs 2016, Pazartesi    "Yeni Ortadoğu'da, yeniden eski ayarlar ve Kıbrıs"
14 Ocak 2016, Perşembe    "Yeni Ortadoğu’da İsrail ve Kıbrıs"
14 Aralık 2015, Pazartesi    "Kıbrıs'a su boru hattı, Türkiye'nin nefes borusudur"
7 Aralık 2015, Pazartesi    "Bölgede Rusya ile İran artık daha rahat"

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müzakereler ve bizdeki "solun!" düşündürdükleri
Kutay BEKTAŞOĞLU | 27 Temmuz 2017, Perşembe
Artık kendi kendimizi kandırmaya son verelim.
Bölgesel gelişmelere, yeniden ve yeniden oluşan dengelere baktığımızda, her dönemin değişmezi ve denklemlerdeki yeri, Kıbrısın bugünkü durumudur.
Onyıllardır süren “görü...
"Katar krizi, Trump ve İran"
Kutay BEKTAŞOĞLU | 21 Haziran 2017, Çarşamba
Bölgemizde, emperyalistler arası rekabet ve bölgesel dinamiklerin etkisiyle,denklem ve dengeler yeniden şekilleniyor…Önceleri, demokrasi ve daha yaşanası bir gelecek uyduruk söylemiyle; bölgeyi, yenilenen sömürü...
"Arab diktatörlüklerine giden yol"
Kutay BEKTAŞOĞLU | 22 Şubat 2017, Çarşamba
Rusya’nın,bölgedeki etki gücünün artması; ABD ve Türkiye’nin, bölgedeki ‘’alanını’’ daraltmıştır.Onları, kendi iç çelişkileri ve tıkanmışlıklarıyla birlikte, adete çembere almıştır.
Astana’da, Türkiye-Rusya ilişkiler...