Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Kutay BEKTAŞOĞLU | 3 Temmuz 2019, Çarşamba

Sorunsuz Kıbrıs sorunundan gaz zehirlenmesine

Paylaş  
23
25
21

Yıllardır “sürüncemede” kalan ve hatta bölgemizdeki denge ve denklemlere göre, birçok kez de “düzenlenen”, “Kıbrıs’ta düzenleme süreci” devam ediyor. Bu süreçte, özellikle Kuzey Kıbrıs, yeni oluşmakta olan dengelere, çıkar ve sömürü ağlarına göre, yeniden “gaza gelip”, her denklemde olduğu gibi, “denklemin gönüllü sabiti”  rolünü yine yerine getiriyor…

Geldiğimiz bugünkü aşamada, Kuzey Kıbrıs’ta “hükümetçilik oyunu” oynanırken, biz bölgemize kısaca bir göz atalım;

Bölgede “Büyük Ortadoğu projesi” veya “yeni ve yenilenmiş sömürü ağları projesi”, uluslarüstü sermayenin istediği durumu bir türlü oluşturamadı.Bu duruma gelinmesinde, kapitalizmin kendi iç tıkanıklığı, emperyalistlerin kendi çıkar çatışmaları, ayrıca bölgesel dinamiklerin çıkar ve direnişleri etkili olmuştur… Böylece, bölgedeki denklemler sürekli değişkenlik göstermek zorunda kaldı… Dengeler sürekli değişiklikler gösteriyor, ancak değişmeyen, bölgemizdeki her türlü denge ve denklemde Kıbrıs’ın sorunsuz ve ‘’gönüllü bir sabit’’olarak, yer almasıdır… Ondandır ki, emperyalistler adına, Kıbrıs’ta çözülecek bir sorun yoktur. Bunun yanında, Kıbrıs’taki her iki toplumda da, “mevcut statükodan” ciddi bir memnuniyetsizlik veya emperyalist projeleri tedirgin edecek bir yaklaşım da söz konusu değildir…Böyle bir ortamda, Kıbrıs açıklarındaki “enerji kaynaklarının”,dönem dönem “gaz sıkışmasına uğraması” , sorunsuz “Kıbrıs sorunuyla”  ilgili değildir. Doğu Akdeniz’deki  “gerginlikler”; bölgede yeniden oluşmakta olan denge ve denklemlere, bölgesel güç olabilme iddiasındaki devletlerin ve özellikle Türkiye’nin, “yenilenen denkleme”,  nasıl ve ne şekilde katılacağı ile direkt ilintilidir. Öyle gösteriyor ki, “gaz gerginliği”, Kıbrıs’taki mevcut statükonun daha da kemikleşmesine veya “düzenlenmesine” neden olacaktır… Bölge halklarının yaşam koşullarındaki riskleri daha da artıracaktır.

Türkiye’nin, bölgedeki çok boyutlu sıkışmışlığı düşünülürse, Doğu Akdeniz’deki “gaz gerginliğine” katılımı dönemsel olarak çok da etkili bir faktör olarak algılanmamaktadır…

İRAN HEDEFTEN DÜŞMÜYOR…

Bölgede, ABD’nin İran’ı kuşatamaması ve İran’ın bölgesel etki ve yayılma gücünü bir türlü kıramaması, İran’ın her kurulan denkleme biraz daha güçlü bağlanmasını sağlıyor. Bölgedeki çıkar ve sömürü rekabetinde, ABD – Rusya çatışmasının bir dengesinin de kurulamamasının yarattığı boşluğu; ekonomik, siyasi ve askeri etki  gücü ile en iyi İran dolduruyor…Ayrıca, bölgedeki çıkar paylaşımı ve ‘’vekalet savaşlarının’’ yarattığı ortam ve koşullarda , İran’ın sürekli ‘’hedef tahtasında’’ görünmesi , aslında İran’ın da işine geldi. Çünkü; Birincisi, Özellikle “Filistin mücadelesi” kısmen sönümlendikten sonra, bölgedeki diktatörlüklerin, halkların kendilerine karşı oluşabilecek tepkilerini, “daha  başka  birduruma” yönlendirme ihtiyaçları vardı. İran’ın ABD tarafından sürekli “hedefte” tutulması sayesinde, İran’da “rejime karşı” oluşacak ve oluşan hareketler çok daha kolay etkisizleştirilebiliyor.

İkincisi; İran’ın bölgedeki siyasi etki gücünü daha da artırabileceği, İran’a yönelik  “sempatik” bir ortam yaratıyor.

Aslında, bölgedeki tüm devletler için birinci durum ortak bir geçerliliğe sahiptir… Ancak bu süreci tarihsel olarak bir fırsata da çeviren İran olmuştur. Tabi ki olaya tarihsel olarak baktığımızda, emperyalizm her dönem kendisine “düşman veya düşmanlar” yaratma ihtiyacı duymuştur.  Sovyetler döneminde Türkiye’nin de içinde olduğu, “Sünni eksen” anlayışı ile “düşman Sovyetler” kuşatmaya çalışılırken, ve emperyalizm , “sünni anlayışı” kendine kalkan yaparken; bu emperyalist kuşatmaya karşı, İran’ın başını çektiği “Şii hilal” anlayışı oluştu. “Şii hilal” anlayışı ister istemez (öyle olmasa bile) anti Amerikan, anti emperyalist bir tutum içinde olmuş  veya öyle algılanmıştır… Bu durum, süreç içinde, İran’a paha biçilmez bir ortam yaratırken, İran denkleme anti Amerikancı taraftan tutundu. Türkiye’nin ise “Amerikancı” taraftan denkleme katılması, bölgedeki İran-Türkiye dengesini de oldukça İran lehine çevirmiştir…

“Arab baharı” denilen hikayede de, Türkiye ve İran’ın aldığı tutum, bu “tarihsel sürecin” devamı niteliğinde olmuş ve İran yine daha avantajlı olmuştur.

Şu anda da, yeni sömürü ağları oluşur ve geliştirilmeye çalışılırken, İran yine “hedef tahtasında”… Ancak, İran dönemsel olarak, hem ABD, hem de Rusya ile “ortaklık” yaparak kendi sürecini devam ettiriyor. Bu süreçte, İran’ın elde ettiği ekonomik ve siyasi etki gücünden, hem ABD, hem de Rusya ciddi çekince duyuyorlar.

Türkiye de, ABD-Rusya rekabetinin yarattığı boşluğu, hep İran’a kaptırdığının “bilinciyle”, bu rekabet ve çatışmanın yarattığı boşluktan kendine alan  bulmaya çalıştı. Hatta kendi adına dönemsel olarak kısmen başarılı hamleler de yaptı… Ancak bu süreçte Türkiye,  ABD’ye karşı Rusya’yı bir denge unsuru olarak, kullanmaya çalışırken, karmaşık Ortadoğu ilişki ağları içerisinde ABD ile Rusya arasında kendi kendini sıkıştırmayı da başardı.

Bu sıkışmışlık içerisinde, Türkiye’nin, Suriye ve Irak’ta kendine alan açma girişimleri ve Doğu Akdeniz’deki “gaz olayı”  gerginliğine katılımı, ABD-Rus rekabet ve çatışmasının  yarattığı boşluklardan da yararlanarak, kendine daha iyi bir alan ve pay açma çabasıdır…

Ancak, bu “boşluk doldurma” siyaseti, hem dönemseldir, hem de iç ve dış birçok etken ve dengeye bağlıdır. Bu durumun, ne şekilde gelişeceği, esasen; Türkiye’nin  “yeni Suriye” denklemindeki yeri ve etkisine; Suriye’de Kürtlerin denkleme ne şekilde katılacağına; “İdlib sorununun”;  “S400 pazarlığının” ne şekilde sonlanacağına bağlıdır… Yukarıdaki sorunların hepsi de birbirleri ile çok iç içe olmasına rağmen, her biri oluşacak yeni durumu çok geniş olarak etkileyebilecek potansiyeldedirler…

Kısacası, Doğu Akdeniz’deki “gerginlik” ve “sorunsuz Kıbrıs sorunu” ; “İdlib sorunundan” , “Yeni Suriye” denkleminden ,  “Türkiye- İran” rekabetinden, ABD - Türkiye - Rusya “ilişkilerinden”, “enerji yol haritalarından” ve diğer dengelerden bağımsız değildir…

Ortadoğu halklarının, bölgesel diktatörlerin baskısı ve emperyalist sömürü ağları içerisindeki ezilmişliğine karşı bir duruş sergilemeden , “çıkacak olan gazın!” Kıbrıs’a daha iyi “yaşam  koşulları” getireceğini zannedenler , “sorunsuz Kıbrıs sorununa” asılı kalarak, “gaz zehirlenmesinden kurtulup ayılamayacaklardır”…

Bizler,  Taşkent’e düşen füzeyi, gazın etkisiyle “barış güvercini” dahi zannedebiliriz… Ve S-400’ler için Kuzey Kıbrıs’ta, “dünya barışına hizmet edecek, barışçıl bir güvercin yuvası” kurmak mümkünse, belki de ayarlayabiliriz… Ne de olsa biz gönüllü sabitiz…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
27 Temmuz 2017, Perşembe    Müzakereler ve bizdeki "solun!" düşündürdükleri
21 Haziran 2017, Çarşamba    "Katar krizi, Trump ve İran"
22 Şubat 2017, Çarşamba    "Arab diktatörlüklerine giden yol"
3 Kasım 2016, Perşembe    "Büyük Ortadoğu Projesi'nden, Kıbrıs'ta düzenleme sürecine (2)"
31 Ekim 2016, Pazartesi    "Büyük Ortadoğu Projesi'nden, Kıbrıs'ta düzenleme sürecine"(1)
6 Ekim 2016, Perşembe    "Fırat kalkanı ve Kıbrıs'ta çözüm"
30 Mayıs 2016, Pazartesi    "Yeni Ortadoğu'da, yeniden eski ayarlar ve Kıbrıs"
14 Ocak 2016, Perşembe    "Yeni Ortadoğu’da İsrail ve Kıbrıs"
14 Aralık 2015, Pazartesi    "Kıbrıs'a su boru hattı, Türkiye'nin nefes borusudur"
7 Aralık 2015, Pazartesi    "Bölgede Rusya ile İran artık daha rahat"

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Müzakereler ve bizdeki "solun!" düşündürdükleri
Kutay BEKTAŞOĞLU | 27 Temmuz 2017, Perşembe
Artık kendi kendimizi kandırmaya son verelim.
Bölgesel gelişmelere, yeniden ve yeniden oluşan dengelere baktığımızda, her dönemin değişmezi ve denklemlerdeki yeri, Kıbrısın bugünkü durumudur.
Onyıllardır süren “görü...
"Katar krizi, Trump ve İran"
Kutay BEKTAŞOĞLU | 21 Haziran 2017, Çarşamba
Bölgemizde, emperyalistler arası rekabet ve bölgesel dinamiklerin etkisiyle,denklem ve dengeler yeniden şekilleniyor…Önceleri, demokrasi ve daha yaşanası bir gelecek uyduruk söylemiyle; bölgeyi, yenilenen sömürü...
"Arab diktatörlüklerine giden yol"
Kutay BEKTAŞOĞLU | 22 Şubat 2017, Çarşamba
Rusya’nın,bölgedeki etki gücünün artması; ABD ve Türkiye’nin, bölgedeki ‘’alanını’’ daraltmıştır.Onları, kendi iç çelişkileri ve tıkanmışlıklarıyla birlikte, adete çembere almıştır.
Astana’da, Türkiye-Rusya ilişkiler...