Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Vatan MEHMET | 3 Temmuz 2018, Salı

Parfüm kirliliği

Paylaş  
20
16
30

“Üç güne kadar Paris’te olacağım, sakın yıkanma”

Napolyon’dan sevgilisi Josephine’e

Parfüm hakkında her şeyi yazmak mümkün değil… 

Genel olarak parfüm adı altında kolonyalar, losyonlar, deodorantlar gibi hoş kokular asırlardır kullanılıyor. 

Çoğu kez kötü kokuları gizlemek… Kimi zaman cazibe sebebiyle günlük bir rutin…

Latincede “kokulu duman” deniyormuş… Çünkü 5 Bin yıl önce Mısırlı putperestler tanrılara kokulu otlar yakarlarmış… 

Bir popüler kültür meselesi olarak çağdaş parfüm, tâ 14 yüzyılda -elbet bir kadına- ilk kez Macar Kraliçeye sunulmuş… 

16, 17 ve 18. Yüzyılda en çok kanalizasyonu olmayan ve başkentinde de bu nedenle lağım içinde kirlenmeden yürümek imkânı olmadığından “topuklu ayakkabıların” da icadına neden olan Fransa’da üretilmiş.

Asırlardır parfüm ulaşılması zor bir şey. 

** 

Koklamak tıpkı diğer dört ünlü görmek, tatmak, duymak ve dokunmak duyuları için geçerli olduğu gibi tamamen bireysel… 

Üst düzey kişisel. 

Ama uygulama öyle değil. 

Kimseye mesela ortalıkta, yediğimiz şeyi etrafımızdaki kişilerin de tatması için ısrarcı değiliz… 

Sorarak ikram ederiz; lokma tıktığımız yok kimsenin zorla ağzına… 

Çünkü ayıptır. 

Kimseye baktığımız yere illâ bakması için ya da aynı kumaşa dokunup aynı hazzı alacağını ümit ederek  dokunması için “gözlerine” ya da “ellerine” müdahale etmiyoruz.

Çünkü deliliktir. 

Kimse zevkimize mahsus bir müziği dinlemesi için eleştirilmez bile. 

Çünkü bencilce olur. 

Duyular ve tatlar tüm mertebeleri ile bireysel çünkü… 

** 

Ama konu burun oldu mu bir teşhirciliktir gidiyor. 

Sıkılan, sürülen parfüm danışmadan insafsızca çevreye, her burna adeta zorla, kontrolsüzce tıkılıyor. 

Sanki herkes çocukluğunu unutmuş ve caddeler hafıza problemi yaşadığı için devamlı koklayan canlılarla dolu… 

Peki, ama neden söz konusu koklamak, kokmak ve burun olunca mesele diğer duyulardan farklı olarak teşhir içeren “paylaşımcılık” ve hatta açıkça “dayatmacılık” içeren bir yaratıcılık peşindeyiz? 

“Gürültü kirliliği”, “göz yoruculuğu” gibi güzel koku “parfüm kirliliğinden” söz eden yok. 

Oysa yaşanıyor bu… Üstelik bir tür “çevre kirliliği” şeklinde.

** 

Herkes kendi damak zevk için yiyior… Kendi pitoresk bakışı için bakıyor. Kulak zevki için dinliyor ve dokunuyor ama kendisine “kendi için” sıkan yok. 

Hep elâleme… 

Herhangi bir binada herhangi bir koridoru, Chanel değilse Christian Dior, Nina Ricci değilse Saint Laurent’i ciğere yapıştırmadan geçmek mümkün mü? 

Kadını erkeği… 

Caddeler, dükkanlar her esinti içinde, her rüzgarın süzülüşünde ya Bvlgari, Giorgio Armani, Carolina Herrera, Clarins.. 

Ya da Calvin Klein, Dolce, Lacoste… 

Burun teşhirden tiksiniyor.

Bir şeye benzeyip özgün olsalar bari... 

Hepsi de “moda”. Yani en çok kullanılan. 

** 

Dedik ya: parfüm hakkında her şeyi yazmak mümkün değil…

Ama dilimize de “Koku” olarak tercüme edilen ve bilahir o muhteşem son sahnesi ile de akıllara kazınan sinema uyarlaması ile çağdaş Alman yazar Patrick Süskind'in “Das Parfum” adlı çarpıcı romanı  bu konuda unutulmaz bir eserdir.  

18. yüzyıl Fransa'sında geçen eserin kahramanı Jean-Baptiste Grenouille, tüm insani duygulardan yoksun fakat yalnızca kokulara karşı görülmedik derecede duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten çekinmeyen bir seri katildir.

Grenouille, romanın muhteşem koku yeteneği olduğu halde kendi kokusu olmayan, bu uğurda –her  bir insana mahsus kokuyu çalmak için- de insan öldürmekten zevk de alır.

Herkesin, her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir deha olan bu genç adam, kendi kokusunun olmadığını, bulunduğu yerlerde insanların kendisinden çıkan kokuyu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını yitirir…

Çıkar yol, başkalarına sanki insanmış izlenimi verecek kokular sürünmektir.

Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş, ama kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş bir dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümünde Grenouille, koku duyusu hakkında yıllarca çalışarak sonunda kainatın ve insanın sırrını çözer. 

Anahtarı çevirir ve insan eti ile kanını da içeren parfümün bir damlasını mendili ile sallayarak Süleyman’ın hayvanlara hükmettiği gibi insanlara hükmeder… 

Akıbeti ise O’nu melek zannedip dokunmak isteyenler tarafından linç edilmektir. 

** 

Sıkıp sıkıp gezinen teşhirciler… 

Bu çevre kirliliğine gönüllüler…

Tacizlerinizle çok rahatsız edicisiniz. 

Hepiniz hasta ruhlu Grenouille’in cahil ve görgüsüz müşterileri gibisiniz…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
7
 
0
 
0
 
1
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
22 Nisan 2019, Pazartesi    İstanbul'a düşen 'Joker Yıldırım'
18 Mart 2019, Pazartesi    Yeni Zelanda ve bizim Kıbrıs Türk Solu
28 Ocak 2019, Pazartesi    İki devletli 'baklanın' sıhhate faydaları  
14 Ocak 2019, Pazartesi    KKTC, adı gibi en özel!  
8 Ocak 2019, Salı    Kapatın şu Meteoroloji Dairesi'ni demedik mi!
7 Ocak 2019, Pazartesi    'Küreselci' finali göremeyeceğiz
31 Aralık 2018, Pazartesi    Aslolan mangaldır, Happy Christmas!
26 Aralık 2018, Çarşamba    Tahliye…
24 Aralık 2018, Pazartesi    Kara sakal tipi kadınsılık
12 Aralık 2018, Çarşamba    'Gel, ne olursan ol yine gel' Mevlana'cılığı

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

İstanbul'a düşen 'Joker Yıldırım'
Vatan MEHMET | 22 Nisan 2019, Pazartesi
Ankara’da konu zaten netti. Kayda değer kimsenin de şüphesi yoktu.
Türkiye’de yerel seçimin tüm odağı ve “meselesi” İstanbul’du.
Zaten her şey görevden alınan ama açıkça izahı yapılmayan “mental yorgunu” başkan ve k...
Yeni Zelanda ve bizim Kıbrıs Türk Solu
Vatan MEHMET | 18 Mart 2019, Pazartesi
11 Eylül sonrası yılarda İslamofobinin yükselişiyle Doğu dünyası, tüm entelektüelleriyle Hazreti Muhammed’in yeniden Mekke’ye ‘Devlet Başkanı’ sıfatıyla döndüğünde ne denli ‘barışçıl’ olduğunu Batı’ya anlatmaya çalışt...
İki devletli 'baklanın' sıhhate faydaları  
Vatan MEHMET | 28 Ocak 2019, Pazartesi
İki devletli 'baklanın' sıhhate faydaları   
Malum Kıbrıs'ta Ağustos 1960’ta her iki toplumun da temsil edildiği Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. 74'te Atina tarafından desteklenen bir askeri darbeye karşılık, Türkiye ada...