Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ulaş BARIŞ | 8 Ağustos 2017, Salı

Aslında ev yok…

Paylaş  
63
119
58

Niyazi Kızılyürek hocamız hafta sonu Yenidüzen’deki köşesinde nefis bir şekilde olayı özetlemiş.

Yıllardır aynı şeyleri üç aşağı beş yukarı yazıp çizdiğim için Niyazi Hocanın ‘Bilal’e anlatır’ gibi özetlediği duruma imzamı atmaktan çekinmem, hatta atarım.

“Evin içini süpürmek…”

Moda terminoloji şimdilerde bu…

Tam da hocanın dediği gibi ‘‘Federal çözümü bırakın, evin içine bakın…” durumu.

İyi güzel de ya aslında ev yoksa?

Olmayan evin içini nasıl süpüreceğiz?

Hayallerimizde mi?

Elbette bu durumu anlamak istemeyenler, 1974’ten sonra adanın kuzey kısmında kurulan ve direk olarak Türkiye’nin mandasında devam eden bu sistemi bir ‘ev’ olarak düşleyebilirler.

Ancak 1933 tarihli Montevideo Konvansiyonu’nun açıkça ortaya koyduğu üzere devlet olabilmenin dört tane ana şartı vardır.

Bunlar;

1- Sürekli bir nüfusa sahip olmak,

2- Tanımlanmış bir toprak parçasını elinde tutmak,

3- Bir hükümete sahip olmak,

4- Diğer devletlerle ilişkiye girebilme kapasitesine sahip olmaktır.

Şimdi tek tek bakalım.

Sürekli bir nüfusa sahip miyiz?

Pek maşallah, gani gani nüfusa sahibiz de sayının ne olduğunu bilmiyoruz.

Öyle ki eski Başbakan İrsen Küçük bir keresinde 650 bin, eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat 500 bin, daha geçenlerde ise Sağlık Bakanı 600 bin rakamını telaffuz ederken, 2011 rakamlarına göre KKTC’de 286,257 kişinin yaşadığı açıklanmaktadır.

Yani uzun lafın kısası memlekette sürekli bir nüfusa sahibiz ancak tam rakamın ne olduğu konusunda bir fikrimiz yoktur.

Peki elimizde tanımlanmış bir toprak var mıdır?

Maalesef bu da yoktur.

Adanın kuzeyinde elimizde tuttuğumuz toprağın büyük kısmı Rum malıdır ve bu malların tümü de ‘tartışmalıdır.’ Bu tartışma uluslararası mahkemelerin en büyük dava dosyalarından birini oluştururken, KKTC devletinin dağıttığı tapuların bir geçerliliği yoktur. Dolayısı ile toprak konusunda da gerekli yeterlilikte olunmadığı çok açıktır.

Devlet olmanın üçüncü şartı olan ‘hükümet’ konusunda ise maşallah pek bir maharetli olduğumuz açıktır.

1974’ten bugüne geçen sürede ülkede kurulan 39 tane hükümet çok şükür bu konuda yüzümüzün akıdır…

Sinirlendiniz değil mi?

Zira o kurduğumuz hükümetlerin hükmünün olmadığını pekala biliyoruz.

Eh, geçmiş 39 hükümetin hükmünün geçmediği bir yerde, bundan sonra kurulacak olan 40 ya da 41. hükümetin de hükmünün olmayacağını söylemek vaziyetin ta kendisidir.

Niyazi Hocanın da yazdığı gibi “miş” gibi yapmanın aslında bu halkın geleceğine vurulan en büyük darbe olduğunu anlamak için daha ne yapılması lazım?

Neyse, dördüncü maddeye geçelim,

KKTC’nin Türkiye dışında başka bir ülke ile ilişkiye girebilme kapasitesi var mıdır?

Bakın burada resmi, tanınmış, uluslararası hukuk çerçevesinde bir ilişki arıyoruz.

Var mı?

Yok.

“Miş” gibi yapacak olan arkadaşların tezi olan “Türkiye ile düzeyli ilişki” kurma noktasına da değinecek olursak, onunla da kurduğumuz ilişki belli bir pek bir kapasite yoksunudur.

Cumhurbaşkanlarımızın Türkiye ziyaretlerinde kendilerini belediye başkan yardımcılarının karşıladığı günler çok uzakta değildir ama hafıza-i beşer nisyan ile maluldür…

Dolayısıyla sevgili arkadaşlar, siz elinizde süpürge, iyi niyetli düşünebilirsiniz ama aslında ortada bir ev yoktur.

Ve sabah akşam ‘şimdiye kadar gelen basiretsiz politikacılar, vizyonsuz politikacılar’ söyleminiz de en basitinde söylemem gerekirse ‘hadsizliktir’ başka bir şey de değildir.

Öyle ki sizin bu söyleminizle bugüne kadar iktidara gelen tüm kişilerin ‘hırsız, dolandırıcı, vizyonsuz’ olduğu algısı çıkar ve bu son derece popülist bir tavırdır, içi de boştur.

Ha aralarında yukarıda dizdiğim sıfatlara haiz olan yok mudur?

İş birlikçi bir hükümet olmanın temel şartlarından birisi de kimin mandasında iseniz onun dümen suyuna gitmektir.

Bu bağlamda, başkasının dümen suyuna giderken, kendi halkına dayatmacı politikaları yüklemek ve bunu uygulamak elbette ki iş birlikçi hükümetlerin görevidir.

Geçici 10. madde tahtında da açıklanan bu duruma bakarak memlekette, duvarında ‘egemenlik halkındır’ yazan meclisin üzerinde başka bir iradenin olduğu zaten açıktır.

Niyazi Hocanın altını çizdiği ‘federal Kıbrıs öldü, hadi evimizi süpürelim’ noktasına gelince.

Buradan çok net bir şekilde yazmam gerekirse, sizin olmayan evinizi süpürme ihtimaliniz, buna izin verilme ihtimali, bizim –son 4 zirveden peş peşe darbeler yemesine rağmen- federasyon hayalimizin yanında ‘ütopik’ bile değildir.

Onun için insanlara satmaya çalıştığınız boş hayalleriniz size kalsın, biz evimizi süpürme derdinde değiliz.

Tek derdimiz onu geri alabilmektir…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
6
 
1
 
2
 
0
 
1
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
2
ONAY BEKLEYENLER
0
8 Ağustos 2017, Salı
vatandas         - k.kibris
Egreti oturalim; dogru konusalim..
Her evde yasiyanin onun sahibi olma luksu yoktur.. Avrupa birligi devletlerde buyuk cogunluk mal sahibi degil. yani kiralik evlerde yasiyor..

8 Ağustos 2017, Salı
Hasan         - Lefkosa
1933 Montevideo Konvansiyonu’na göre KKTC devlettir.
1. SÜREKLİ NÜFUSa sahip olmak = Nüfusun göçebe olmaması.
2. SÜREKLİ TOPRAK: Territory/soil (VATAN) ile property (MÜLKİYET) farklı şeylerdir. Malezya'da mülkiyet/zenginlikte %55'i nüfusun %35'ini oluşturan Çinlilerin, ama Vatan, nüfusun %55'ini oluşturan Malay'ların.
3. HÜKÜMET: herhangi bir hükümetin "sürekli" yönetimde olması yetiyor. Kurulan hükümet sayısı bakımından, KKTC'den de çok hükümet değiştiren ülkeler var.
4. DIŞ İLİŞKİYE GİRME KAPASİTESİ: KKTC, İİT (OIC) ve ECO'nun gözlemci ülkesi. KKTC cumhurbaşkanı, bakanları sıklıkla OIC ve ECO toplantılarına katılıyor.

Bir yandan "ev yok" dersin, diğer yandan, evin avlusunda günboyu güneşlenip, muhteşem kıyısına bacaklarını daldırıp bronzlaşıp serinlersin... Bu ne yaman çelişki.

YAZARIN SON 10 YAZISI
21 Şubat 2019, Perşembe    Dikilitaş siyaseti...
16 Şubat 2019, Cumartesi    Makarios, Anastasiadis, liderlik ve Akıncı’nın tarihi uyarısı...
12 Şubat 2019, Salı    Ayrılarak mı birleşiyoruz, birleşerek mi ayrılıyoruz?
6 Şubat 2019, Çarşamba    Gerçek Türkiye düşmanı kim?
10 Ocak 2019, Perşembe    BM adadan giderse…
9 Ocak 2019, Çarşamba    BM'nin mandası, Özersayların hayali...
10 Aralık 2018, Pazartesi    Hep zirvede olmak…
28 Kasım 2018, Çarşamba    Gözleri tamamen kapalı
24 Kasım 2018, Cumartesi    Felaket saati aleyhimize işliyor…
20 Kasım 2018, Salı    Anastasiadis’ten kritik sözler…

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Dikilitaş siyaseti...
Ulaş BARIŞ | 21 Şubat 2019, Perşembe
Dikilitaş siyaseti...
KKTC Anaysasının Cumhuriyet Meclisi’nin toplantılarını ve çalışmalarını düzenleyen 81.maddesinin 6 fıkrası, meclisin nasıl olağanüstü toplantıya çağrılabileceğini düzenler.
Bu bağlamda, meclis,...
Makarios, Anastasiadis, liderlik ve Akıncı’nın tarihi uyarısı...
Ulaş BARIŞ | 16 Şubat 2019, Cumartesi
Makarios, Anastasiadis, liderlik ve Akıncı’nın tarihi uyarısı…
Merhum Cumhurbaşkanları Başpiskopos Makarios ve Rauf Raif Denktaş, 12 Şubat 1977 tarihinde, zamanın BM Genel Sekreteri Avusturyalı Kurt Waldheim himayele...
Ayrılarak mı birleşiyoruz, birleşerek mi ayrılıyoruz?
Ulaş BARIŞ | 12 Şubat 2019, Salı
Ayrılarak mı birleşiyoruz, birleşerek mi ayrılıyoruz?
İki lider, Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiadis, 26 Şubat günü bir kez daha bir araya gelecek. Masada bu kez ‘desantralize federasyon’ denilen, Türkçesi ‘adem-i m...