Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ulaş BARIŞ | 1 Eylül 2018, Cumartesi

Marazi zihin faaliyetleri

Paylaş  
20
16
17

Marazi zihin faaliyetleri

Geçen gece bir arkadaşımla, Tanıl Bora’nın ‘Zamanın Kelimeleri-Yeni Türkiye’nin siyasi dili’.. adlı son kitabında yer alan ‘Sıkıntı Yok’ isimli makalesini tartışıyorduk.

Daha doğrusu okuyup üzerine konuşuyorduk.

Makalenin bir yerinde ‘Marazi zihin faaliyetleri’ diye bir cümle geçince, ben hemen ‘bundan iyi bir Kıbrıs sorunu makalesi çıkar’ dedim.

Söz konusu makalede, Tanıl Bora, ilgili kısmı Reşat Nuri Güntekin’in “Gökyüzü” adlı romanından alıntıladığını yazar. Kitapta, Güntekin’in “sıkıntı ve ümitsizlik gecelerinde, zihinde süslenip püslenen düşüncelerden” bahsedip, bunları ‘marazi zihin faaliyetleri’ şeklinde tanımladığını da ekler.

İlgili kitabı okumadım.

Özellikle erken gençlik yıllarımda bir çok Türk yazarın kitabını okudum ama bunu okuduğumu hatırlamıyorum. Hoş, hep böyle ‘yok, okumadım bilmem’ deyip, sonra kitabın ilk sayfalarına bakınca ‘aa okumuşum’ dediğim çok da kitap oldu.

Yine öyle yaptım, ancak kitabın özetini, incelemesini yapan bir başka makaleyi açıp baktığımda, okumadığımı anladım ancak beni çok şaşırtan bir şey gördüm.

Öyle ki roman, 60 yaşında bir adamın mazisinin olmadığını anlaması ve sonuna kadar savunduğu düşüncelerinden çaresiz kaldığı bir anda vazgeçmesini anlatıyor. Ana fikir olarak ise, insanın, çocukluğun bitişi ile birlikte, hayal ve masal devresini kapattığı, ancak ihtiyarlıkla birlikte bunu tekrardan açtığı işlenir.

Ve dahası, roman, birçok şeyi yaşamadan, birçok düşü gerçekleştirmeden yaşlanan insanların hikayesine de vurgu yapar.

Elbette, bu işi Kıbrıs sorununa nasıl bağalayacaksın diye soracak olursanız, romanın girişinden derim.

Zira roman, kahramanın, süt kardeşi Raşit çocuğun, Fatih Çarşambasındaki evini ziyareti ile başlar. Aslında, Raşit, 60 yaşında, yani romanın kahramanı ile aynı yaştadır.

Çocuk ise lakabıdır. Tüm aile ona ‘çocuk’ diye çağırmaktadır. 40 yılını denizde geçirdikten sonra, tekaüt olmuş, yalnız yaşamaktadır.

60 yaşında birisi için son derece manidar bir lakap.

Gelgelelim, bizim coğrafyamız da hiç büyümeyen çocuklara ev sahipliği yapmaktadır.

1983’de doğan, bugün 35 yaşında olan bir devletin, ‘çocuk’ yani ‘yavru’ olarak lanse edilmesi bu demek değil midir?

O günden bügüne, hep annesinin eline mahkum edilen, muhakkak ki bilerek ve istenilerek büyütülmeyen, hep çocuk, yani bakıma muhtaç bırakılan bir devlet.

Öte yandan, aşağı yukarı romanın kahramanı ile aynı yaşta olan bir başka konu: Kıbrıs sorunu…

Ve ne biçim bir tesadüfse artık, romanın ana düşüncesi olan ‘düşlerini gerçekleştirmeden’ yaşlanan insanların, bir noktada pes etmesi ya da bu dünyadan göçüp gitmesi, işte insanı ‘marazi zihin faaliyetlerine’ tutsak edebilir.

Doğrusu, bu satırları yazarken aklıma, 80 küsür yaşına kadar ‘Varoşa’ya döneceğim’ diye hayal kurup, bunu gerçekleştiremeden ölüp giden Andreas Lordos geliyor.

Ben ise henüz 45 yaşındayım. Dolayısı ile roman üzerinden gidecek olursak, kolaylık edip ‘daha önümde 15 yılım vardır’ diyebilirim.

Açıkçası, Crans Montana zirvesinden sonra, bir takım başka komplikasyonların da etkisiyle, üç günlük bir ‘marazi zihin faaliyeti’ yaptığım ‘yani Kıbrıs sorunu asla çözülmeyecek’ dediğim doğrudur.

O üç gün boyunca, ıssız bir plajda, Kıbrıs sorununun asla çözülmeyeceği yönünde zihnimde devşiren düşüncelerle mücadele ettim, ancak ateş ve kan ile geçen saatlerden sonra, zihnimde umut galip geldi, ve ben kaldığım yerden devam etme kararı aldım. Hala daha da aynı noktadayım.

Belki de, geçen akşam, Işık Kitapevi’nin aynı sloganla düzenlediği fuarında, Tanıl Bora’nın ‘kırılma’ üzerine ettiği kelamları dinlerken, benim de kırılma anım işte o üç günlük marazi faaliyet durumudur diyebilirim.

Sonrasında, tüm taşları yerine oturtunca, aslında, esas kırılma anının, o zirvede yaşadığını anlayıverdim çünkü.

Gerçekten de, bugün geldiğimiz noktaya bakınca, o zirveden çıkan sonucun, bizi ya federasyona ya da muhtemelen bir çatışma sonucu ‘kalıcı’ bir bölünmeye götürebileceğini açıkça görebiliyorum.

Bu yüzden de marazi zihin faaliyetleri içinde bulunan, ‘ben de çözüm isterim ama olmayacak, çözülmeyecek’ diyen kesimler, aslında bu makalenin esas yazılma amacıdır.

Tekrar romana dönecek olursak, oradaki düşünce, insanların çocukluğun bitişi ile birlikte, hayal ve masal devresini kapattığı ancak ihtiyarlıkla birlikte, bunu tekrar açtığını vurgular.

Bu bağlamda, 60 yıl kadar önce, bir hayal olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurduk, ama o hayal bizle birlikte 3 yıl sürdü, sonrasında işimiz hikaye yani masal oldu. Belki de bu nokta, aslında bizim hiç büyümeyecek olan çocukluğumuzu da anlatır.

Bugün, o cumhuriyet (tam olarak 58 yaşında), insan hayatı bağlamında ‘ihtiyarlamış’ durumdadır.

Bizim kurduğumuz ise, bir masal şeklinde, 35 yıldır hiç büyümeyen çocuk durumundadır.

Yani uzun lafın kısası, hayal ve masal dönemi tekrar açılmıştır ve geldiğimiz noktanın ‘bir yeniden ayarlanma’ noktası olması, bence bundandır.

Reşat Nuri Güntekin, 1935 yılında, söz konusu ölümsüz romanını yazarken, 2018 yılında böylesi bir makalede söz edileceğini duysa şaşırır mıydı elbette bilemem ama çökmüş, bitmiş, asla tamir edilemeyecek olan bu sistemin içinde yaşayan bizlerin, sistemi düzeltme hayali yerine, çözüm hayalini iyiden iyiye dile getirmemesi şaşılacak bir durumdur.

Dolayısıyla, marazi zihin faaliyetlerini bırakalım.

Marazi, sözlük anlamı olarak ‘hastalıklı’ anlamına da gelir.

Kuşku yok ki, hastalıklı bir zihin faaliyeti olarak Kıbrıs sorununun asla çözülmeyeceğini düşünmek yerine, sağlıklı bir zihin faaliyeti olarak çözüleceğini düşünmek, hem ruh sağlığımız hem de bir umudumuz olması açısından çok yerinde olacaktır.

Diğer yöntemler, yani şimdiki revaçta tabiri ile ‘süpürgecilik’ yapmak, aynı yöntemleri deneyip aynı kötü sonuçlara ulaşmak, umutlarımızın tekrar tekrar yıkılmasından başka bir şeye yaramayacaktır…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
2
 
0
 
2
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
21 Şubat 2019, Perşembe    Dikilitaş siyaseti...
16 Şubat 2019, Cumartesi    Makarios, Anastasiadis, liderlik ve Akıncı’nın tarihi uyarısı...
12 Şubat 2019, Salı    Ayrılarak mı birleşiyoruz, birleşerek mi ayrılıyoruz?
6 Şubat 2019, Çarşamba    Gerçek Türkiye düşmanı kim?
10 Ocak 2019, Perşembe    BM adadan giderse…
9 Ocak 2019, Çarşamba    BM'nin mandası, Özersayların hayali...
10 Aralık 2018, Pazartesi    Hep zirvede olmak…
28 Kasım 2018, Çarşamba    Gözleri tamamen kapalı
24 Kasım 2018, Cumartesi    Felaket saati aleyhimize işliyor…
20 Kasım 2018, Salı    Anastasiadis’ten kritik sözler…

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Dikilitaş siyaseti...
Ulaş BARIŞ | 21 Şubat 2019, Perşembe
Dikilitaş siyaseti...
KKTC Anaysasının Cumhuriyet Meclisi’nin toplantılarını ve çalışmalarını düzenleyen 81.maddesinin 6 fıkrası, meclisin nasıl olağanüstü toplantıya çağrılabileceğini düzenler.
Bu bağlamda, meclis,...
Makarios, Anastasiadis, liderlik ve Akıncı’nın tarihi uyarısı...
Ulaş BARIŞ | 16 Şubat 2019, Cumartesi
Makarios, Anastasiadis, liderlik ve Akıncı’nın tarihi uyarısı…
Merhum Cumhurbaşkanları Başpiskopos Makarios ve Rauf Raif Denktaş, 12 Şubat 1977 tarihinde, zamanın BM Genel Sekreteri Avusturyalı Kurt Waldheim himayele...
Ayrılarak mı birleşiyoruz, birleşerek mi ayrılıyoruz?
Ulaş BARIŞ | 12 Şubat 2019, Salı
Ayrılarak mı birleşiyoruz, birleşerek mi ayrılıyoruz?
İki lider, Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiadis, 26 Şubat günü bir kez daha bir araya gelecek. Masada bu kez ‘desantralize federasyon’ denilen, Türkçesi ‘adem-i m...