Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ulaş BARIŞ | 28 Nisan 2019, Pazar

Siyasi istikrarsızlık dedikleri...

Paylaş  
24
24
21

Son günlerde iyice ‘papatya’ falına dönen dörtlü hükümetin akıbeti, gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta oldukça yoğun olarak dillendirilen yeni hükümet formülü,  UBP-HP olarak düşünülüyor.

Hatta düşünülmekle kalınmadı, koalisyonun bakanlıkları da dağıtılıp, yine bakanlıklar üzerinden tartışmalar bile yapılmaya başlandı. Mesela Turizm Bakanı’nın kim olacağı konusunda.

Neyse ki konumuz kimin bakan olduğu ya da olmadığı değildir.

Konumuz, 1975’ten itibaren alırsak, aradan geçen 44 yılda tam 40 tane hükümet kurarak Guiness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday bir hale gelmemizdir.

Bunun adına kısaca siyasi istikrasızlık denir.

Ve bu istikrarsızlık, şu son günlerde de iyice ayyuka çıkıp, ‘para verip vermeme’ şeklinde ifade edildiği üzere, Türkiye Hükümetlerinin, adanın kuzeyini ‘idare etmek’ için adadaki gerek sağ gerekse de sol ’işbirlikçi zihniyet’ ile ortaklaşa yarattığı bir şeydir.

Bunu söylemekten çekinecek değilim, çünkü adanın kuzeyinde her türlü şekilde egemen olan Türkiye’nin, buralarda ‘ayakları üzerinde duran’ bir yapı düşünmesi eşyanın tabiatına ters bir şeydir. Buradaki sistem ‘kendi kendini yönetmek’ için değil, uzaktan idare etmek için kurulmuştur.

Onun için, benim gözümde ‘ev ödevimizi yapalım, biz iş bilmeziz’ diyenler ya ‘naif’ birer hayalperest ya da ‘işbirlikçidir’, başka açıklaması yoktur.

Gerçekleri konuşmaktan çekinmeye  de gerek yoktur çünkü tarihsel sürece baktığımız zaman bunun ayan beyan ortada olduğu apaçık ortadadır.

Bu 1981’in o sıcak Ağustos gününde, Girne’de Villa Fırtına’da TC Büyükelçisi İnal Batu tarafından, seçimi kazanan muhalefetin (TKP-CTP-DHP), başbakan adayı Alpay Durduran’ın yüzüne söylenen soğuk gerçeklikten başka bir şey değildir: “Türkiye sizin iktidarınızı istemiyor.”

Kıbrıslı Türkler için tam bir kırılma anı olan o seçimlerin öncesinde de (Ahmet Mithat Berberoğlu ile Doktor Küçük’ün seçimlerden el çektirilmesi gibi) ya da sonrasında da (Derviş Eroğlu’nun 2000 seçimlerinden el çektirilmesi, Mustafa Akıncı’nın TKP’sinin  ‘general çizmeyi aştı olayı sonrası hükümetten atılması ya da 1990 DMP birleşik muhalefeti olayı gibi) müdahaleler hep olmuştur.

Şimdilerde konuştuğumuz şey ise ‘Türkiye, bu hükümetteki bazı unsurlardan rahatsızdır, onun için para göndermez, hükümet de maaş ödeyemez’ şeklindeki mizansendir.

Dolayısıyla, bu ülkede siyasetin 5 yıl kadar önce başladığını düşünenler derin bir yanılgı içerisindedirler.

Çünkü bu ülkede, şu yukarıda saydığım 40 hükümet içerisinde son derece uzman, donanımlı, uluslararası tanınmışlığı olan değerli insanlar da çalışmış ancak hatırı sayılır kısmının akıbeti ya eski askeri vesayet sisteminde olduğunu gibi ‘bir komutanın iki dudağının arasından çıkan laf’ ile ya da şimdilerde olduğu gibi, AKP vesayetinin bir bakışı ile belirlenmiştir.

Dolayısıyla, bu kadar yıl, bu hükümetlerde ‘vizyonsuz, hırsız, iş bilmez’ siyasetçilerin yer aldığı hadsizliği ile süpürgeciliğe soyunanların hayal kırıklığı, benim gibi gerçeklerin farkında olanlar için asla sürpriz değildir.

Çünkü, artık Kıbrıs Türk Siyasi jargonuna yerleşen ‘Norveç değiliz’ espirisi tam da bu noktada tüm çıplaklığı ile ortada durmaktadır.

Gözümüzün içine baka baka ‘bu hükümet Türkiye’den para isteyemez, protokolü imza etmez, biz isteyebiliriz, biz alırız’ söylemi ile şimdikini devirip, yenisini kurmak isteyenler elbette ki Norveç olmadığımızı iyi bilmektedirler. Amaçları ise kamuda ve özelde oluşturdukları statükolarının devam ettirmektir.

Dahası, onların Norveç olmak gibi bir gayeleri de yoktur.

Öte yandan gerçekten Norveç olabileceğimizi sanıp, bunu popülist bir malzeme olarak satmaya çalışanların varacakları nokta yukarıda bahsettiğim statükoyu tekrardan formüle edip, yeniden üretmektir. Bu, onları neo-statükocu yapmaktan başka bir işe yaramayacaktır çünkü içinde bulunduğumuz sistemin çıkışı yoktur, geçerli akçe ise ‘güce’ yakın olmaktır.

İşte ‘Türkiye’den parayı en iyi biz alırız’ diyen komprador sağ kesimler ya da ‘en iyisini biz biliriz, çalışır yaparız’ diyen sol görünümlü neo-liberalizmin altında yatan gerçek bu ‘işbirlikçi’ zihniyettir.

Bu bağlamda, tarih, kendi halkının çıkarlarını düşünmeden peş keş çekenleri yazmıştır, bundan sonra da yazmaya devam edecektir…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
2
 
0
 
2
 
0
 
0
 
1
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
12 Eylül 2019, Perşembe    Anlatılmayan gerçekler, çarpıtılan tarih...
11 Eylül 2019, Çarşamba    Bakış açısı değişmelidir...
27 Temmuz 2019, Cumartesi    Maraş işi bahane, esas mevzu şahane...
23 Temmuz 2019, Salı    Yeni tarih, yeni umutlar...
18 Temmuz 2019, Perşembe    Politika ve siyaset...
17 Temmuz 2019, Çarşamba    Reddedilen teklifler, büyüyen tehlikeler...
12 Temmuz 2019, Cuma    ALO, 'Tikanis re gardaş?'
10 Temmuz 2019, Çarşamba    "Eylül'e kadar beklersek, ne sen kalın ne de ben!"
3 Temmuz 2019, Çarşamba    KKTC'nin "Süleyman Demirel'i"...
2 Temmuz 2019, Salı    Ya barışmakla uğraşacaksın ya da savaşmakla...

banner
banner
banner
banner
banner

Anlatılmayan gerçekler, çarpıtılan tarih...
Ulaş BARIŞ | 12 Eylül 2019, Perşembe
Geçen gün çok sevdiğim bir dostum ile 1974 meselesini tartışırken “e Rumlar da rahat durmadı, Türkiye’ye müdahale etme hakkını verdi” minvalinde bir cümle kurunca, “esas rahat durmayan faşist Yunan Cuntası ve onun bur...
Bakış açısı değişmelidir...
Ulaş BARIŞ | 11 Eylül 2019, Çarşamba
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı defalarca aynı şeyi tekrar etti ve etmektedir: “Ucu açık ve sonuç odaklı olmayan bir müzakere sürecine girmeye hiç niyetimiz yoktur.”
Kardeşimin 3 yaşındaki ikiz çocuklarının bile rahatlı...
Maraş işi bahane, esas mevzu şahane...
Ulaş BARIŞ | 27 Temmuz 2019, Cumartesi
Geçtiğimiz gün ordularının başındaki muzaffer bir başkomutan edasıyla Maraş’a giren ve bunun görüntüleri basına dağıtan Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, bu müstesna ziyaretin ardından bir de basın bildirisi patlatarak...