Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ulaş BARIŞ | 2 Temmuz 2019, Salı

Ya barışmakla uğraşacaksın ya da savaşmakla...

Paylaş  
24
23
22

Geçen akşam Karpaz’ın burnundan dönmüşüm… Ne güzel Lefkoşa serininde oturuyorum… Biraz dinlenip, sinekler bırakırsa uyurum diye düşünürken, kulakları sağır eden bir gürültü…

Hayda…

Annem pencereden bakıyor, “oğlum ne oldu? Şimşek sesine hiç benzemiyordu?”

“Bilmiyorum anne” diyorum. Anlamsızca gökyüzüne bakıyorum…

O an sosyal medyaya post atıyorum, “Lefkoşa semalarındaki bu gürültüyü bir ben mi duydum?’ diye yazıyorum.

Cevaplar adanın her yanından anında geliyor:  “Biz de duyduk, çok korktuk, nedir? Gazeteci olan sensin, bilgilendir?”

Haliyle büyük bir olayla karşı karşıya kaldığımızı anlıyoruz.

Anlıyoruz da, gecenin o saati, o karanlıkların içinde neler olduğunu anlamak kolay mı?

Yine de iş başına koyulup olayın peşine düşüyoruz…

O dakikadan sonra yaşananları tekrardan size yazmama gerek yok, zaten biliyorsunuz diye kısa kesiyorum…

Ersin Bey’in uykusu, danışmanlarının ‘telefonu kapalıydı’ demesi, ardından sabah kalkıp olaydan habersiz bir şekilde ‘çiçek böcek’ paylaşması…Yetmedi “abartılacak bir şey yok” demesi…

Velhasıl kelam, enteresan bir yönetici kadrosuna sahip olduğumuzun bir kez daha ortaya çıkması filan…

Ne yazsam, ne desem boş yani…

İşi bu kadar karikatürize ettikten sonra, gelinen noktaya da bakalım tabii, bakmayalım demedik…

Mesela, füzenin düşmesinden dakikalar önce, Türkiye medyasında bir ‘müjde’ gibi sunulmaya başlanan “Rusya, S-400’leri 10 gün içinde veriyor” haberi. Manidar.

Ardından, dün sabahtan itibaren, üstüne vazifedir, değildir, artık bilemem ama bilindik ağızların “S-400’ler KKTC’ye dikilsin” diye başlayan korosu... Manidar.

Belli ki bu koronun, 1998’deki S-300 krizinden ve Türkiye’nin oradaki tutumundan haberleri yok.

Doğrudur, ‘hafıza-i beşer nisyan ile malüldür’ diye boşuna dememişler, bu da öyle bir durum herhalde. Ya da bilerek yapıyorlar.

Zira, 1998 o sıcak yaz günlerinde, Rumlar, o zamana kadar yaptıkları en büyük çılgınlıklardan birine imza atarak, adaya S-300 getirmeye çalışmalarının ardından, Türkiye bu durumu savaş sebebi saymış ve bu füzeleri engellemişti.

Askersiz ve silahsız bir adayı savunan birisi olarak elbette ki Türkiye’nin yaptığı bu hamleyi, her ne kadar adadaki askeri varlığını eleştirsek de doğru bulmuştuk.

Aradan geçen 20 yılın ardından, Türkiye’nin böylesine bir kritik hatayı yapıp, kendi politikasını yerle yeksan edip, adaya füze yerleştirmek gibi bir karar alabileceğine ihtimal vermemekle birlikte, yakın zamanda adanın kuzeyinde enteresan dernek isimleri beklemiyor değilim.

Mesele ‘KKTC S-400 Severler Derneği” ya da “S-400’leri Koruma ve Yüceltme Derneği” gibi.

Evet, dalga geçiyorum, zira bu ülkede bulunan ‘kraldan çok kralcılar’, yıllarca hem adanın statükosunun bizi mahvetmesine çanak tuttular hem de Türkiye’yi dış politikalar konusunda bir sürü yanlış ve zor hesaplar içine soktular.

Zaten davul gibi gerilmiş olan, belki de çatışmanın eşiğine gelmiş olan adamıza öldürücü bir silah olduğu aşikar olan S-400’ler getirilsin demek düpedüz bu ada halklarını, hem de tümünü ölüm tehlikesi altına atmaktır.

Geçen akşam, o füzenin düşme anında çıkardığı o korkunç ses, işte savaşın ve ölümün o korkunç sesinden başka bir şey değildir.

Tek bir füzenin çıkardığı bu korkunç sesin aynı anda, bir çatışma anında, yüzlerce füzeden geldiğini düşünün…

Ben düşünmek bile istemiyorum.

Bu yüzden de, gerek olayın hemen ardından Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, gerekse de CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın olayın ardından vurguladığı gibi ‘barış ve huzur’ ortamının ne kadar önemli olduğu bu acı tecrübe ile bir kez daha ortaya çıkmıştır diye düşünmek en gerçekçi durumdur.

Buna ek DP Lideri Serdar Denktaş’ın da yaptığı değerlendirmenin sonundaki şu vurgu önemlidir: “Ülkemizde barış içerisinde sürdürülebilir bir çözümün gerekliliği bir kez daha üzücü bir olayla teyit edilmiştir.”

Durum efsanevi ‘Shawshank Redemption” (Esaretin Bedeli) filminin o unutulmaz sahnesinde, Andy Dufranse (Tim Robbins)’in, Red’e (Morgan Freeman) dediği gibidir:

“Ya yaşamakla uğraşacaksın ya da ölmekle.”

Dünkü olaydan sonra bunu şöyle çevirelim:

“Ya barışmakla uğraşacaksın ya da savaşmakla…”

Bütün mesele budur…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
3
 
0
 
5
 
0
 
1
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
4
ONAY BEKLEYENLER
1
3 Temmuz 2019, Çarşamba
        -

2 Temmuz 2019, Salı
vatandas         - k.kibris
Ya ulas gardas savasla ugrasan kim ki ?? Herkes kendi capinda kendini savunuyor.

2 Temmuz 2019, Salı
Nevin         - Lefkoşa
Barışmak için, ille de toprak vermek gerekmiyor. Toprak vererek barış olsaydı, Kızılderililer İngilizlere koskoca Amerikayı verdi, yine de barışamadılar! Laboratuvar deneyleri için rezervlerde hapsedilmiş fareler gibi bekliyorlar. Karşı taraf, barış için toprak istiyorsa, derdi barış değil, topraktır!

2 Temmuz 2019, Salı
        - Msgusa

YAZARIN SON 10 YAZISI
12 Eylül 2019, Perşembe    Anlatılmayan gerçekler, çarpıtılan tarih...
11 Eylül 2019, Çarşamba    Bakış açısı değişmelidir...
27 Temmuz 2019, Cumartesi    Maraş işi bahane, esas mevzu şahane...
23 Temmuz 2019, Salı    Yeni tarih, yeni umutlar...
18 Temmuz 2019, Perşembe    Politika ve siyaset...
17 Temmuz 2019, Çarşamba    Reddedilen teklifler, büyüyen tehlikeler...
12 Temmuz 2019, Cuma    ALO, 'Tikanis re gardaş?'
10 Temmuz 2019, Çarşamba    "Eylül'e kadar beklersek, ne sen kalın ne de ben!"
3 Temmuz 2019, Çarşamba    KKTC'nin "Süleyman Demirel'i"...
29 Haziran 2019, Cumartesi    Eski Başbakanın para kasaları ve kayıp Maraş altınları...

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Anlatılmayan gerçekler, çarpıtılan tarih...
Ulaş BARIŞ | 12 Eylül 2019, Perşembe
Geçen gün çok sevdiğim bir dostum ile 1974 meselesini tartışırken “e Rumlar da rahat durmadı, Türkiye’ye müdahale etme hakkını verdi” minvalinde bir cümle kurunca, “esas rahat durmayan faşist Yunan Cuntası ve onun bur...
Bakış açısı değişmelidir...
Ulaş BARIŞ | 11 Eylül 2019, Çarşamba
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı defalarca aynı şeyi tekrar etti ve etmektedir: “Ucu açık ve sonuç odaklı olmayan bir müzakere sürecine girmeye hiç niyetimiz yoktur.”
Kardeşimin 3 yaşındaki ikiz çocuklarının bile rahatlı...
Maraş işi bahane, esas mevzu şahane...
Ulaş BARIŞ | 27 Temmuz 2019, Cumartesi
Geçtiğimiz gün ordularının başındaki muzaffer bir başkomutan edasıyla Maraş’a giren ve bunun görüntüleri basına dağıtan Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, bu müstesna ziyaretin ardından bir de basın bildirisi patlatarak...