Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Naci BAYRAMOĞLU | 9 Ekim 2017, Pazartesi

Kesmek - ya da - kesmemek...

Paylaş  
72
172
72

Kuaför milletinin, "sadece uçlarını düzelt" cümlesini neden kavrayamadığını bir gün kavrayabilecek miyim acaba? 8 cm kesince daha mı pahalı?

(Pınar Batum)

Daha ne kadar bu tahammülle devam edeceğimi bilemediğim meslek yaşamımda, en çok karşılaştığım şikayetlerin başında gelir bu saç kesimi meselesi... Saç ister kısa olsun ister uzun, mutlaka birçok kadının kendince uzun saçlı olmak için bir sloganı vardır;

‘‘kadın dediğin uzun saçlı olur’’ gibi...

Aslında biz erkek milletinin, özelliklede bu coğrafyada erkek olmuş bizlerin bir sloganıdır bu... Nasıl ki atta şan, silahta cila, avratta da saç ararız biz, öyle de kadında saç olsun isteriz...

Uzun saç, erkeğe; şefkati, sabrı ve kadınlığı ilk anda çağrıştırır.

Kadını erkekten ayıran sakalsız ve uzun saçlı oluşudur her şeyden önce...

Haliyle de kadın dediğin elbet uzun saçlı olur!!!

Sanatta da kadın imajı hep uzun saçlı işlenmiştir...

Mona Lisa’nın saçlarını kısa hayal edebilmiş bir reklamcıyla karşılaşamadık henüz !!!

Saçını süpürge eden fedakar, cefakar analar vardır...

Şüphesiz bu kadınlar uzun olan saçlarını süpürge etmişlerdir…


“Saç sefadan, tırnak cefadan uzar” da derler ya...

Ama her şeyde olduğu gibi çağımız her şeyi ters yüz, hatta yüz ters etti…

Haliyle; son yıllarda kısa saçı tercih eden bayanların sayısı, uzun saçı kullanan bayanlara kıyasla oldukça arttı... Yani kısa saç artık moda oldu! ‘Saçı uzun, aklı kısa’ deyimine pek kızmış olmalı moda tasarımcıları ki, kadınların aklına katkı koymak için saçı, biz kuaförlerin makasına güvenle teslim edebildiler...

Bizler de yükselen trende uygun olarak saçları kesiyoruz...

Siz kadınlar iyi bilirsiniz, biz kuaförler hep çok keseriz...

Sanki de iyi bildiğimiz bir işi, ne kadar iyi bildiğimizi göstermek, şekil üzerinde ispat etmek için, kadınların o şikayetçi ifadesiyle ‘‘hep çok’’ çok keseriz... Gereğinden fazla mı kaptırıyoruz acaba kendimizi bu kesme-biçme işine...

Kafaların üzerinde, gereğinden fazla “kafamıza göre” takıldığımızı düşünmüyor değilim...

Bu kesme ayarı nedense hep ‘çok’a gidiyor…

Bir kez de ‘az kestin biraz daha kes’ diyeni işitmedim!

Oysa ‘kesmek’ meslekte, ayna karşısında kendine bakan yüzde belirecek o

mutluluk tablosunu bize veren en temel işlemlerden biridir.

Biliyorsunuzdur kadınlar biraz mutlu olabilsinler diye yapıyoruz bu işi…

Saça topuz yapmasını bilmeyen bir kuaför hayal edilebilir, ancak ‘kesmek’ bilmeyen kuaför, mesleğin esas fiilinden yoksun demektir!  

Belki de bu yüzden hep çok keseriz...

İşimizin esası kesmek!

Kesmek ya da kesmemek...

Gerekirse dialoğu keser...

Gerekirse uzatır...

Fakat illaki; yine de kesmek isteriz...

Bir kemanın, tellerinde zapt edilmez ritimlere ahengini veren akortçular gibi keseriz...



Kısa kes

Ayna, “merak” duygusunun nesneleşmiş bir sürümü olarak piyasa çıktığında biri, “bir su birikintisine” bakmıştı… Bu birikintiyi ışık ve yansıma prensipleri ile taklit etti… Aynayı bir eşya kılmayı başardı sonraları… Merak ettiği şey kendisiydi… Önce korktu… Yabancıydı gördüğü şeye… Sonra “alıştı” suretine… Sonra da “değişmek” istedi… Değişimi tanımladı, “güzelleşmek istiyorum” dedi… Güzelliği, “insan bedeninin matematiği” ekseninde tanımladı… Kendisinden başka “güzel” olsun istemedi zamanla… “En güzel ben miyim?” hasediyle danıştı aynalara…

Yer yer inandı aynanın yalanlarına yer yer de didişti onunla…

İşte ayna,  insana doğumundan ölümüne değin eşlik eden tek değişmez oyuncağıdır…

Onunla tanışmaya görsün, bırakmaz elinden… Yaşamını sürdürmesi gereken temel ihtiyaçlarının ardından bir evde insana eşlik eden en eski ve köklü eşyâdır ayna… Bir kapının içe doğru açılması pratiğinden daha eskidir aynalarla kurulan medeniyet…

Bir kabın içinde yemek yiyebiliyorsa, bir tasta da su içebiliyorsa, sırtını da bir döşeğe dayadıysa eğer, oynamak için bir ayna ona yeter…

Bir ömür “oyun oynar” onunla, usanmadan, didişe didişe…

Duyguları, yaşı, fikirleri, dünya görüşü değişse de; bir ayna karşısındaki hareketleri ve beklentileri hep çocuksu kalır… Saçlarını bir o yana bir bu yana tarar, beyazlarını sayar, sıklığına dair kendisini iknâya kalkışır…  Yüzünü boyar, bir sivilceyi sıkarken sıçratır, elbiselerini kontrol eder, beğenir, düzeltir…  Tıraş olur, cildi hakkında düşünür, kendisini birine -özentiyle- benzetir, bir cımbız ucunun hedefine ait doğrusal çizgiyi simetri ile denetler, kırışıklıklarını sayar, “ince telli saçlarım kalın olsaydı, acaba nasıl görünürdüm?” gibi manasız sorular sorar, mimiklerine ait geçişleri eleştirir, bazen de konuşur kendisine bakarak bir başkasıyla… Kimi zaman da davranışlarını bir sıraya sokarak, hayat tiyatrosuna hazırlar üslûbunu…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
12 Mart 2018, Pazartesi    Kuaför – Ayna – Uzay...
19 Şubat 2018, Pazartesi    -Saç boyası- üzerine...
12 Şubat 2018, Pazartesi    Protez saç nedir? ve aşamaları...
5 Şubat 2018, Pazartesi    Kadrolu dedikodu...
22 Ocak 2018, Pazartesi    İşleyen makas pas tutmaz
15 Ocak 2018, Pazartesi    Kesmek - ya da - Kesmemek...
9 Ocak 2018, Salı    Master salon kongre 2018
8 Ocak 2018, Pazartesi    Master Salon Kongre 2018
1 Ocak 2018, Pazartesi    Beğenmiyoruz - Ne Kalabalığı Ne De Yalnızlığı...
18 Aralık 2017, Pazartesi    Dil ve insan

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Kuaför – Ayna – Uzay...
Naci BAYRAMOĞLU | 12 Mart 2018, Pazartesi
Bu boy saç sana çok yakışıyor, 
Sağol bende çok beğeniyorum.
(Narcos dizisinden)
Ayna, “merak” duygusunun nesneleşmiş bir sürümü olarak piyasa çıktığında biri, “Bir su birikintisine” bakmıştı… Bu birikintiyi ışık v...
-Saç boyası- üzerine...
Naci BAYRAMOĞLU | 19 Şubat 2018, Pazartesi
Saçlarıyla oynamaktan ve üşümekten hiç vazgeçmeyecekmiş gibiydi. İyi bir günbatımından beklenebilecek her şey vardı gökyüzünde, tüm sıcak renkler, hafif bir esinti ve şarap kokusu. Hiç gülümsemedi, hiç gülümsemeyecekm...
Protez saç nedir? ve aşamaları...
Naci BAYRAMOĞLU | 12 Şubat 2018, Pazartesi
Dostum Alberto Manguel’ in bir denemesinde rastladım: Pablo Neruda  (ki Salah Birselce söylersek, kendisi bir şahkeldi), Cortazar okumamanın ağır ve görünmez bir hastalık türü olduğunu, zamanla korkunç sonuçlar doğura...