Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Levent KUTAY | 30 Temmuz 2018, Pazartesi

Bir vedanın düşündürdükleri...

Paylaş  
75
27
79

Sohbetlerinden çok keyif aldığım, ülkemizin sayılı ekonomistlerinden Necdet Ergün, bir süre önce benimle paylaştığı kararını, geçtiğimiz gün tüm kamoyuna açtı...

Necdet Ergün,  “MEDYA’ya VEDA” başlıklı yazısında, “KKTC ekonomi-politiği üzerine  KKTC’de misyonum doldu. Artık medyaya konuşmayacağım” sözleriyle yer aldı...

Dün konuyu geleneksel sohbetimiz tadında konuştuk...

Ne diyor?

 “ KKTC’nin dinamikleri çalışmıyor, siyaset ve sivil toplum tıkandı…düşük düzeyli vasat bir tuzağa takıldık ve şahsen bu patinajın-kaosun ve sürekli kendini tekrarın daha fazla parçası olmak istemiyorum. Her şeyi çözüme erteleme kolaycılığına ve eylemsizliğe karşıyım. Dünyada dengeler, küreselleşmenin yönü değişti ama biz halen eski ezberlerle gidiyoruz. Daha iyi bir KKTC ve yaşam kalitesi için kesinlikle fabrika ayarlarını değiştirecek(ki 4 temel ayarı çok söyledim-yazdım vs) eşzamanlı adımlar atmak lazım, bu kaba ayarları yapmadan mikro düzeyde sorunları vs çözemessiniz…Bileceksiniz ki, hayatı ucuzlatmak,satın alma gücünü artırma vs başkanlık rejimiyle daha iyi bir yönetişimden geçer mesela… Elbette, zaman zaman da kendi facebook sayfamdan görüşlerimi aktarmaya devam edeceğim ama eskisi gibi aktif olarak değil”

Haksız mı?

Görüşlerine değer verdiğim Necdet Ergün'ün kararı beni de üzmedi desem yalan olur...

Sonuçta “iyi bir konuğu kaybettik” gibi görünüyor...

Kararı değişir değişmez kendi takdiri...

Kendisine kapımız herzaman açık...

O ve Cemal Kuyucu dostumuzla Lefkoşa Pascucci ve Girne Liman sohbetlerimiz zaten baki diye ek yaptıktan sonra konunun ana başlığına döneyim...

Liberal görüşlerini, reel ekonomik tespitlerle donatmayı seven, KKTC'nin ekonomik gerçekler yerine yerel düşündüğünü, patinaj ekonomisi yürüttüğünü her fırsatta dile getiren Necdet Ergün için medya vedasının, bir çoğumuz için “amma da önemliymiş ha” diye burun kıvırma potansiyeline sahip olduğunun farkındayım...

Zaten benim konum da onun ekonomik görüşleri değil, liberal, hatta neo-liberal bir tavırla veda etmesidir ki, bence tüm medya için “gerçek bir özeleştiri” yaratabilecek etkinin ilk adımlarından sayılabilir.

Necdet Ergün'ün vedasını çoğu kimse “ekonomi konuşmayacak, yorumlamayacak” şeklinde algılamış olsa da, işin içinde çok önemli bir ipucu saklı...

Necdet Ergün, be arkadaşlar, “görüşlerimi, ana akım medya kullanmadan aktaracağım” demeye getiriyor aslında...

Artık yeni medya düzeninde, alışagelmiş, geleneksel medyaya ihtiyaç olmadığının önemli bir sinyalini veriyor...

Bugün Necdet'in vedası çok anlam ifade etmiyor olabilir...

Necdet Ergün emsal olur mu? Ya da bu örnekler artarsa ne olacak? Ya Siyasiler, sivil toplum, devlet kurumları, eline telefonu alıp, oturduğu yerden açıklama, yapacaksa, mesaj yayınlayacaksa... 

Yandı gülüm keten helva...

Neoliberal dünyamız ve bu dünyanın yeni medya düzeni, güçlünün, donanımlının, standart çalışanın değil, kafası çalışanın öne çıkacağı, ayakta kalabileceği bir düzeni dayatıyor bizlere...

Bunu KKTC'de henüz tam hissetmiyor olsak da bu realite elbet kapımızı çalacak...

Basının da içinde olduğu mevcut korumacı kamu düzeni, ağır aksak bir süre daha ayakta kalırsa, bizde de en basit deyimle, iyi ile kötünün ayırımı belki bir süre daha ertelenebilecek...

Yeni medya düzeni, “ ben kadroluyum, emekli olayım da ne olacaksa olsun” diyen kamu gazetecileri için ucu ucuna yetiştikleri bir mecra...

Kabul etsek de etmesek de, uzun yıllardır alışılagelmiş medya düzeni yavaş yavaş son buluyor...

Yeni dönem, statik bir yapıyı reddediyor...

Üretenin, çalışanın, öne çıkabilenin, iyi insani ilişkiler kurabilenin, sosyal medyayı iyi takip edebilenin, yeniye adapte olabilenin, ayakta kalabileceği bir sistem kapıda...

Sanayi için sloganlaşmış “ Üreterek ayakta kalma” sözü, yeni medya düzeninin anayasının da ilk sözcükleri gibi görünüyor...

Bizim buralarda şimdilerde geçerli olsa da, kabaca ve eski tabirle,  “küçük siyasi destekli ayak oyunlarıyla, beceriksizliği, işbilmezliği, uzun cümlelerle örtbas etme dönemi artık yavaş yavaş terki diyar ediyor...

Uzun, klasikleşmiş haber metinleri yerini, kısa cümleli, görüntülü sosyal medya kareciklerine bırakıyor...

Klasik olacak ama...

Kendimizi geleceğe mutlaka hazırlamak durumundayız...

Medyamızın pek çok yerinde, kişisel cumhuriyetçikleri koruma temelli, “mevcut statik yapının devam etmesi için ısrar eden” anlayış hakim...

Bu anlayışı elbet ben kıramam.... Ama zaman kıracaktır... Çünkü, biz şu an tam hissetmesek de çok acımasız, duygulara yeri olmayan bir mekanizma halihazırda çalışıyor...

Gerçek kapıda... daha çok üretebilen ayakta kalacak... Yapamayanın, sadece konuşarak geçiştirenin yeteneği para etmeyecek...

O nedenle, laftan çok, üretken bir hafta dilerim...

 

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
1
 
0
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
19 Haziran 2019, Çarşamba    Nakaratlar bozulurken...
17 Haziran 2019, Pazartesi    Anastasiadis niye Akıncı'yı değil, Özersay'ı tercih etti?
16 Haziran 2019, Pazar    Bir Pazar yazısı ve kısa kısa
14 Haziran 2019, Cuma    AB çatısı altında iki devletin perde arkası 5
12 Haziran 2019, Çarşamba    AB çatısı altında 2 devletin perde arkası 4
11 Haziran 2019, Salı    AB çatısı altında iki devletin perde arkası -3-
10 Haziran 2019, Pazartesi    AB çatısı altında 2 ayrı devletin perde arkası -2-
7 Haziran 2019, Cuma    İki ana görüşe doğru
3 Haziran 2019, Pazartesi    AB çatısı altında iki ayrı devletin perde arkası... (1)
1 Haziran 2019, Cumartesi    "Like" siyaseti ile nereye kadar?

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Nakaratlar bozulurken...
Levent KUTAY | 19 Haziran 2019, Çarşamba
Dün gündeme gelen Özersay – Anastasiadis görüşmesine Cumhurbaşkanlığı’ndan veryansın nitelikli açıklama geldi…
Konuyu “bana bilgi vermedi” noktasına çekerek, duygusal bir ortam yaratmak istiyor ve “ bakın görün bana ...
Anastasiadis niye Akıncı'yı değil, Özersay'ı tercih etti?
Levent KUTAY | 17 Haziran 2019, Pazartesi
Çok sevdiğim dostum Ulaş Barış, geçen gün yazmış olduğu “rol çalma” diye bahsettiği yazısında pek de haksız sayılmazdı…
2008’den, yani Talat-Hristofyas döneminden beri yerleşmiş bir mekanizma var…
Hatırlayacaksınız ...
Bir Pazar yazısı ve kısa kısa
Levent KUTAY | 16 Haziran 2019, Pazar
Babamın oğluydum önce…
"Bab - ba" diye heceledim adını ilkin... Ona doğru yürüdüm ürkek, cılız adımlarla... Kocaman avucuna verip avucumu, cesaretle karşıdan karşıya geçtim.
*********
Zaman denilen devridaim makine...