Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Muhittin Tolga Özsağlam | 5 Ağustos 2019, Pazartesi

"Üçüncü Dünyalılık" ve kendimizle yüzleşmek...

Paylaş  
53
19
53

Alfred Sauvy 1950’li yılların başında "Üçüncü Dünyalılık" kavramını ortaya atmıştı...  Sauvy ulusal düzeydeki toplumsal ayrışmayı uluslararası alana taşımıştı...          

Ulusal düzeyde var olan ayrıma göre 3. Sınıf köylülerdi,  Sauvy bunu uluslararası alana taşırken bağlantısız ülkeler kavramını kullanmıştır. Diğer bir deyişle küresel düzeyde Kapitalist ve Komünist bloklara ait olmayan ülkeler...

‘’Üçüncü Dünya’’ terimi daha sonraları birçok ekonomist ve siyaset bilimci tarafından kullanılmaya başlandı ve kavramın muhtevası da genişletildi...

Aşırı bir pozitivist veya modernite tutkunu halim yok... Batı merkezli bir yaklaşımla ille de ‘’Üçüncü Dünya’’ diye tanımlanan ülkeler sanayileşmelidir diye bir tezim de yok... Sonuç itibariyle bu doğa ortamında her şey sübjektif, mutluluk da öyle... İnsan hangi üretim tarzıyla yaşama tutunmak ister veya mutlu olmak ister bu kendisinin bileceği bir şey elbette... Ancak tespit yapılmak gerekirse bugünkü Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin ortak özelliklere sahip olmalarından dolayı tek bir sepette temel özelliklere sahip olduklarını söylemek mümkün...

Günümüz Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin bir çoğunda ortak özellikler bulunmaktadır... Moderniteyle tanışmış ancak sanayileşmiş modern Batılı ülkelerin bazı özelliklerini almış çarpık bir sosyal yapının inşası demektir bu ülkeler... Bu arada Batı da kusursuzdur anlamı çıkmasın...

‘’Üçüncü Dünya’’ kavramsallaştırmasına belli bir kesim karşı çıkmasına karşın, ortak temel özellikleri olan bir grup ülkenin olduğu bir gerçekliktir...

Bu ülkelerin temel özelliklerini basit bir şekilde özetleyebiliriz...

  • Sanayileşememiş
  • Doğayı katleden ve yaşamı zorlaştıran çarpık kentleşme
  • Toplu taşımanın minimum düzeyde ve konforsuz bir şekilde gerçekleşmesi
  • Sağlık hizmetlerinin topluma istenilen düzeyde verilmemesi
  • Eğitim alanında geri kalmışlık. Teknolojiyi yakalayamamış, muhtevadan yoksun
  • Tüketim kültürü odaklı
  • Çevre konularına duyarsız
  • Liyakatin geri planda olduğu, nepotizmin ön plana çıktığı
  • Demokrasi bağlamında sıkıntılı
  • Şeffaflığın ve hesap verebilirliğin çok uzağında...

Orta Amerika, Güney Amerika ve Afrika ülkelerinin yanı sıra birçok Asya ülkesi yukarıda saydığım özellikleri taşıyor...

Peki, biz kendimizle yüzleştiğimiz zaman nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

-Ben açıkçası küçük bir ada ülkesi olduğumuzdan ve coğrafi konumumuzdan dolayı klasik anlamda ağır sanayiye dayalı bir kalkınmayı öngörmüyorum ve doğru da bulmuyorum. Günümüz küresel ekonomik ilişkiler bağlamında da bunun mümkün olmadığını söyleyebilirim... Bunun yerine teknoloji-inovasyon merkezli bir kalkınma hamlesine söyleyecek bir şeyim yok... Teknoparkların kurulması vs.

Çevreyle dost kentleşme modelinin çok uzağındayız...

Tarım alanlarımızı evlerle ve yatay bir yapılaşmayla tüketiyoruz... Dikey yapılaşmayı da planlı bir şekilde gerçekleştiremiyoruz...

Binaların önleri ve yollar, kaldırımlar bir araba mezarlığını andırıyor... Yer altından yararlanmıyoruz… Yararlandığımız noktalarda da araç park yerleri boş kalıyor...

Toplu taşıma ise minimum düzeyde, Avrupa’da benzer nüfusa sahip kentlerde hafif raylı sistemler veya konforlu toplu taşıma araçları kullanılmaktadır... Bizde ise durumu anlatmaya gerek yok, 1980’li yıllardan kalma dolmuşlar ve otobüsler...

Dökülen yollarımız ve üzerlerinde giden lüks Alman yapımı araçlarımız...

Sağlık ve eğitim alanındaki durumumuz malum, sağlık ticarileşme sürecinde, eğitim özel okullara teslim, ilk ve orta dereceli okulların özellerinin de gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olduğu malum... En basitinden yabancı dil fakiri durumundayız...

Çocuklar yarış atı pozisyonunda, oyun oynamayı unutuyorlar, sporu ve sokağı unutuyorlar... Ancak sonuç yok! İskandinavya ülkeleri neden bizlere örnek olmasın...

Dağı taşı delerek ve yeşil alanları betonlaştırarak bir bilinmezliğe yürüyoruz... Belki de yok etmeye ve olmaya!

Demokrasimizde seçim sistemimiz, şeffaflık ve hesap verebilirlik bağlamında büyük bir sıkıntı var...

Yüzleşme vaktimiz geldi de geçti gibi... Salt siyasal irade değil toplumsal bir irade ve dönüşüm projesine ihtiyacımız var...

Aslında projenin temeli belli, yüzleşebilirsek başarırız...

 

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
5
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
11 Kasım 2019, Pazartesi    Elveda NATO!
4 Kasım 2019, Pazartesi    Nasıl bir Cumhurbaşkanı istiyoruz?
28 Ekim 2019, Pazartesi    Sert güç kullanımı ve diplomasi...
21 Ekim 2019, Pazartesi    Gerçekten uzaklaşma ve tepkisel hallerimiz...
14 Ekim 2019, Pazartesi    Türkiye ve diğerlerine dair algı
7 Ekim 2019, Pazartesi    Bir St. Petersburg anısı...
30 Eylül 2019, Pazartesi    Kıbrıs Türk Solu ve çevrecilik...
23 Eylül 2019, Pazartesi    Belediyeler reformu beklerken...
16 Eylül 2019, Pazartesi    Kıbrıs'ta iki ayrı devletin sonuçlarını düşünmek!
9 Eylül 2019, Pazartesi    Mekik diplomasisi ve kısıtlı zaman!

banner
banner
banner
banner

Elveda NATO!
Muhittin Tolga Özsağlam | 11 Kasım 2019, Pazartesi
Elveda Lenin filmini sanırım bir çoğunuz izlemiştir... İzlemeyenler için mutlaka izlemelerini tavsiye ederim... Yazımın başlığını yıllar önce izlediğim bu filmi anımsayarak yazdım...

Geçtiğimiz hafta, önce Fransa Cu...
Nasıl bir Cumhurbaşkanı istiyoruz?
Muhittin Tolga Özsağlam | 4 Kasım 2019, Pazartesi
Son günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin gerek siyasilerin demeçlerinde gerekse köşe yazılarında gözle görülür bir artış var...

Bir taraftan siyasiler diğer taraftan da köşe yazarları nasıl bir Cumhurbaşkanı...
Sert güç kullanımı ve diplomasi...
Muhittin Tolga Özsağlam | 28 Ekim 2019, Pazartesi
Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonuna dair diplomasi ve uzlaşı ön plana çıktı şeklinde yorumlar yapanlar gözden kaçmıyor...

Ancak yapılan yorumların sert güç kullanımını göz ardı ettiklerini söylemek yanlış ol...