Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Muhittin Tolga Özsağlam | 5 Ağustos 2019, Pazartesi

"Üçüncü Dünyalılık" ve kendimizle yüzleşmek...

Paylaş  
48
19
48

Alfred Sauvy 1950’li yılların başında "Üçüncü Dünyalılık" kavramını ortaya atmıştı...  Sauvy ulusal düzeydeki toplumsal ayrışmayı uluslararası alana taşımıştı...          

Ulusal düzeyde var olan ayrıma göre 3. Sınıf köylülerdi,  Sauvy bunu uluslararası alana taşırken bağlantısız ülkeler kavramını kullanmıştır. Diğer bir deyişle küresel düzeyde Kapitalist ve Komünist bloklara ait olmayan ülkeler...

‘’Üçüncü Dünya’’ terimi daha sonraları birçok ekonomist ve siyaset bilimci tarafından kullanılmaya başlandı ve kavramın muhtevası da genişletildi...

Aşırı bir pozitivist veya modernite tutkunu halim yok... Batı merkezli bir yaklaşımla ille de ‘’Üçüncü Dünya’’ diye tanımlanan ülkeler sanayileşmelidir diye bir tezim de yok... Sonuç itibariyle bu doğa ortamında her şey sübjektif, mutluluk da öyle... İnsan hangi üretim tarzıyla yaşama tutunmak ister veya mutlu olmak ister bu kendisinin bileceği bir şey elbette... Ancak tespit yapılmak gerekirse bugünkü Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin ortak özelliklere sahip olmalarından dolayı tek bir sepette temel özelliklere sahip olduklarını söylemek mümkün...

Günümüz Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin bir çoğunda ortak özellikler bulunmaktadır... Moderniteyle tanışmış ancak sanayileşmiş modern Batılı ülkelerin bazı özelliklerini almış çarpık bir sosyal yapının inşası demektir bu ülkeler... Bu arada Batı da kusursuzdur anlamı çıkmasın...

‘’Üçüncü Dünya’’ kavramsallaştırmasına belli bir kesim karşı çıkmasına karşın, ortak temel özellikleri olan bir grup ülkenin olduğu bir gerçekliktir...

Bu ülkelerin temel özelliklerini basit bir şekilde özetleyebiliriz...

  • Sanayileşememiş
  • Doğayı katleden ve yaşamı zorlaştıran çarpık kentleşme
  • Toplu taşımanın minimum düzeyde ve konforsuz bir şekilde gerçekleşmesi
  • Sağlık hizmetlerinin topluma istenilen düzeyde verilmemesi
  • Eğitim alanında geri kalmışlık. Teknolojiyi yakalayamamış, muhtevadan yoksun
  • Tüketim kültürü odaklı
  • Çevre konularına duyarsız
  • Liyakatin geri planda olduğu, nepotizmin ön plana çıktığı
  • Demokrasi bağlamında sıkıntılı
  • Şeffaflığın ve hesap verebilirliğin çok uzağında...

Orta Amerika, Güney Amerika ve Afrika ülkelerinin yanı sıra birçok Asya ülkesi yukarıda saydığım özellikleri taşıyor...

Peki, biz kendimizle yüzleştiğimiz zaman nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

-Ben açıkçası küçük bir ada ülkesi olduğumuzdan ve coğrafi konumumuzdan dolayı klasik anlamda ağır sanayiye dayalı bir kalkınmayı öngörmüyorum ve doğru da bulmuyorum. Günümüz küresel ekonomik ilişkiler bağlamında da bunun mümkün olmadığını söyleyebilirim... Bunun yerine teknoloji-inovasyon merkezli bir kalkınma hamlesine söyleyecek bir şeyim yok... Teknoparkların kurulması vs.

Çevreyle dost kentleşme modelinin çok uzağındayız...

Tarım alanlarımızı evlerle ve yatay bir yapılaşmayla tüketiyoruz... Dikey yapılaşmayı da planlı bir şekilde gerçekleştiremiyoruz...

Binaların önleri ve yollar, kaldırımlar bir araba mezarlığını andırıyor... Yer altından yararlanmıyoruz… Yararlandığımız noktalarda da araç park yerleri boş kalıyor...

Toplu taşıma ise minimum düzeyde, Avrupa’da benzer nüfusa sahip kentlerde hafif raylı sistemler veya konforlu toplu taşıma araçları kullanılmaktadır... Bizde ise durumu anlatmaya gerek yok, 1980’li yıllardan kalma dolmuşlar ve otobüsler...

Dökülen yollarımız ve üzerlerinde giden lüks Alman yapımı araçlarımız...

Sağlık ve eğitim alanındaki durumumuz malum, sağlık ticarileşme sürecinde, eğitim özel okullara teslim, ilk ve orta dereceli okulların özellerinin de gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olduğu malum... En basitinden yabancı dil fakiri durumundayız...

Çocuklar yarış atı pozisyonunda, oyun oynamayı unutuyorlar, sporu ve sokağı unutuyorlar... Ancak sonuç yok! İskandinavya ülkeleri neden bizlere örnek olmasın...

Dağı taşı delerek ve yeşil alanları betonlaştırarak bir bilinmezliğe yürüyoruz... Belki de yok etmeye ve olmaya!

Demokrasimizde seçim sistemimiz, şeffaflık ve hesap verebilirlik bağlamında büyük bir sıkıntı var...

Yüzleşme vaktimiz geldi de geçti gibi... Salt siyasal irade değil toplumsal bir irade ve dönüşüm projesine ihtiyacımız var...

Aslında projenin temeli belli, yüzleşebilirsek başarırız...

 

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
5
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
29 Temmuz 2019, Pazartesi    Oturup kapsamlı çözümü beklemek!
22 Temmuz 2019, Pazartesi    Gerçekler, kültürler, acılar ve yaşama sarılmak (Djam)...
15 Temmuz 2019, Pazartesi    Akdeniz'deki güç savaşı derinleşirken
8 Temmuz 2019, Pazartesi    Liyakat ve gelecekteki iş gücü...
1 Temmuz 2019, Pazartesi    Akdeniz'deki güç savaşında Çin...
24 Haziran 2019, Pazartesi    Federal Kıbrıs-İki Devletlilik ve Maraş (Varoşa)...
17 Haziran 2019, Pazartesi    Karmaşıklığın Dünyası...

banner
banner
banner
banner
banner

Oturup kapsamlı çözümü beklemek!
Muhittin Tolga Özsağlam | 29 Temmuz 2019, Pazartesi
Crans Montana sonrası duran sadece toplumlararası müzakereler olmadı... 
Kıbrıs Türk Toplumunun uluslararası alandaki görünürlüğü azaldı...
Taşınmaz Mal Komisyonu’nun çalışmaları yavaşladı... Maddi sorunları konuşul...
Gerçekler, kültürler, acılar ve yaşama sarılmak (Djam)...
Muhittin Tolga Özsağlam | 22 Temmuz 2019, Pazartesi
Bir buçuk saat içerisinde yaşadığımız coğrafyayı ve yaşamı tasvir edip betimleyin derseniz,  çok zorlanırım herhalde...  Ancak mümkün mü? Mümkün olduğunu gördüm...
Geçmişten günümüze yaşamın sürekliliğini, kültürleri...
Akdeniz'deki güç savaşı derinleşirken
Muhittin Tolga Özsağlam | 15 Temmuz 2019, Pazartesi
Akdeniz'deki güç savaşı derinleşirken: ABD atağı... 
Akdeniz’deki güç savaşı ekonomik, siyasi ve askeri boyutuyla derinleşiyor... iki hafta önceki yazımda Çin’in Akdeniz havzasında ekonomik gücünü kullanarak etkinliğ...