Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Muhittin Tolga Özsağlam | 16 Eylül 2019, Pazartesi

Kıbrıs'ta iki ayrı devletin sonuçlarını düşünmek!

Paylaş  
55
20
50

Bir süreden beridir Kıbrıs’ta federal çözümün mümkün olmadığı ve federasyondan uzak bir durumda olduğumuz dillendiriliyor... Buna ek olarak da bağımsız iki ayrı devletin uluslararası sistem içerisinde yer alması gerektiği belirtiliyor... UBP-HP koalisyon protokolünde de şu ifade yer alıyor:

‘’ Kıbrıs sorunu konusunda yarım asırdır devam eden sonu gelmez müzakere süreçleri, federal ortaklık modelinin tüketildiğini ve mevcut şartlarda gerçekçi olmaktan uzak olduğunu göstermiştir. Bu nedenle Kıbrıs’ta daha gerçekçi ve gerçekleştirilebilir farklı modellerin artık
masaya gelmesi gerekmektedir.’’

KKTC Başbakanı Ersin Tatar da sürekli iki ayrı devlete vurgu yapıyor... Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay da federasyon modeli dışında modellerin konuşulması gerektiğini söylüyor...

Ancak olası sonuçlarını dillendiren yok...

Konuya duyguları bir tarafa bırakarak, soğukkanlı yaklaşmakta yarar vardır... Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, Siyasette hele de uluslararası siyasette duygular ve öfkelerle hareket edersek zararla yerimize otururuz...

Uluslararası ilişkiler disiplinindeki literatüre göre KKTC şu anda de facto bir devlet ve aynı zamanda uluslararası ilişkiler sistemi içerisinde sınırlı ilişkilere ve sınırlı bir tanınmaya sahip... Ancak uluslararası hukuk içerisinde tam olarak kendine yer bulmuş değil... Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarına göre adada hukuksal anlamda tanınan bir devlet var ve bu devlet de Kıbrıslı Elenlerin egemen olduğu ‘’Kıbrıs Cumhuriyeti-GKRY’’... (Diğer bir deyişle 1960 yılında kurulan Elenleşmiş bir cumhuriyet...).

Adada iki devletli bir çözümü sağlamak için öncelikle BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının değişmesi gerekiyor, bunun için güçlü bir dış politika gerekli ve/veya Güney Kıbrıs’ın net politika değişikliği, yani iki devleti kabul eden resmi bir yaklaşımı... Şu ana kadar bunu resmi olarak görmedik... Diğer bir deyişle bu iki devletliliği gerçekleştirecek bir olasılık gözükmüyor... Ama yine de varsayalım ki, tüm taraflar iki devletlilikte karar kıldı, Sonuçları ne olur? Sonuçsuzlukları ne olur?

İki devletliliği savunanların sonuçlarını veya sonuç alınamayacak konuları da halkla paylaşmak boyunlarının borcudur...
İsterseniz iki devleti çözüm senaryosunda sonuçları ve sonuç alınamayacak hususları bir özetleyelim...

- Kıbrıslı Türkler çıkması muhtemel hidrokarbon kaynakları üzerinde sadece adanın kuzey tarafında iddiada bulunabilecekler... Güney sahillerine bakan olası havzalara yönelik bir iddia ortada kalmayacaktır...

- Kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge ve Karasuları konuları daha komplike bir hal alırken, adanın güneyine bakan sahiller yönünde Kıbrıslı Türkler yine bir hak iddiasında bulunamayacaklar...

- İki devletli bir yapıda, son günlerde çok konuşulan ve hassas olduğumuz Garanti Antlaşmaları-Sistemi var ya o da rafa kaldırılacak...

Çünkü Garanti Antlaşması şunu diyor : ‘’ Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. Gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler’’. (T.C.Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası).

- İttifak Antlaşması ise daha fazla askeri boyutta ancak orada da vurgu ülke bütünlüğü... Yani her iki antlaşmada da ayrılıkçılığa-bölücülüğe geçit verilmiyor.

- Sonuç olarak iki devletli yapıda İttifak ve Garanti Antlaşmalarının geçersiz kılınması söz konusu... Bu konuda sonuç bağlamında değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum...

- İki devletliliğin uluslararası sistem içerisinde kabul görmesi halinde bunun mülkiyet sorununun çözüldüğü anlamına gelmediğini de unutmamamız gerekiyor... Hâlihazırda Taşınmaz Mal Komisyonunun yaşadığı finansal problemleri de anımsamakta yarar var...

İki devletliliğin olası sonuçlarını ve sonuçsuzluklarını sizlerle paylaştım... Özellikle sağ cenahta siyaset icra eden bazı siyasetçilerin ve hükümetin iddialarının-politikalarının neyle sonuçlanabileceğini de halkla paylaşmak durumunda olduklarını anımsatma ihtiyacı duydum...

Yorum sizlerin...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
12
 
0
 
0
 
0
 
0
 
1
 
1
 

Facebook yorum
YORUMLAR
4
ONAY BEKLEYENLER
0
16 Eylül 2019, Pazartesi
Muhittin Tolga Ozsaglam         - Lefkosa
Argumanlarinizda cok celiski var egemenlik ve uluslararasi temsiliyet ve antlasmalar hukuku baglaminda... detaylari yuz yuze konusurum. SOSYAL MEDYA UZERINDEN HABERLESBILIRIZ.iyi gunler diliyorum saygilar

16 Eylül 2019, Pazartesi
Eralp Arslan         - Güzelyurt
Mısır'da halkın seçtiği Mursi varken, Mursi, Mısır'ın Kıbrıs Cumhuriyeti'yle yaptığı MEB anlaşmalarını Meclis'ten geçirtmedi, iptal etti, 1958 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre, Mısır'la Kıbrıs'ın MEB'inin sınırı, Kıbrıs adasıyla Mısır'ın tam ortası değil çünkü; MEB belirlenişinde, Türkiye'nin Kıbrıs adası etrafında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden daha fazla hakkının olması gibi, Mısır'ın da Kıbrıs adası etrafında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden daha fazla hakkı var; Mısır-Kıbrıs MEB sınırı, Mısır lehine, Kıbrıs adasına daha yakındır (1958: MEB belirlenirken anakaralar önemlidir; adaların MEB'i ihmal edilebilir. 1982: Adaların MEB'i ihmal edilemez). Diktatör Sisi'nin derdi, Mısır halkının çıkarları olmadığından, şimdilerdeki Mısır, Kıbrıs Cumhuriyeti'yle MEB'le ilgili anlaşmalar yapıyor. Diktatörler, kendi halklarının çıkarlarını korumaz.

Diğer hususlarda:

Tolga: Adanın güney kısmından Mısır'a doğru sondajların en yoğun olduğu alanda HAK İDDİA ETMEK 2 devletlilikte ÇOK ZOR.

Cevap: KKTC'nin, adanın güneyinde de Münhasır Ekonomik Bölge HAKkı İDDİA ETMESİ, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı niteliğinde bir entite olduğundan ÇOK KOLAYdır. ZOR (İMKANSIZ) olan, KKTC ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin MEB sınırında anlaşmasıdır. Böyle bir anlaşma olup olmaması, "anlaşmasızlığın maliyeti" karşı tarafa yıkıldığında KKTC için HİÇTİR. Şimdi, KKTC ve Kıbrıs Cumhuriyeti, MEB konusunda anlaşamadığından, Türkiye ve KKTC gemileri, adanın güneyinde de cayır cayır doğalgaz petrol arıyor çıkartıyor. İki devletli yapıda da, KKTC ve Kıbrıs Cumhuriyeti, MEB konusunda anlaşamamaya devam edecek, Türkiye ve KKTC gemileri de, adanın güneyinde de cayır cayır doğalgaz petrol arayıp çıkartmaya devam edecek. İki devletli yapıdan sonra da, 1958 BM deniz hukuku sözleşmesinin, Kıbrıs adasına bıraktığı MEB'in %50'si KKTC'ye ait olacak biçimde, KKTC'nin MEB'i adanın güney kısımlarına ilerleyebilir.


Tolga: Avrupa Konseyi'ne üyelik için hayır diyorsunuz bu demektir ki siz AB çatısı altında bir çözüme da hayır diyorsunuz.

Cevap: Kosova hiçbir taviz vermeden iki devletliliğin tüm nimetlerinden yararlanıyor. Avrupa Konseyi veya AB'ye üye olmak için, Kıbrıs Türk'ünden veya Türkiye Türklerinden taviz istenirse (toprak, MEB, mülkiyet vb.), niye KKTC, taviz vermek pahasına AİHM ve AB'ye üye olsun ki? AB, kendi kanunu olan "sorunlu bölgeler AB üyesi olamaz" yasasını işine gelmediğinde çiğneyip, kendi yaptığı putu kendi yeyip, Rum'un işlevsiz 1963 Kıbrıs Cumhuriyeti'ni AB üyesi yapıyorsa, aynı şekilde, çıkarına uyduğunda, Yunan ve Rum itiraz etse bile, KKTC'yi AB üyesi yapabilirler. AB'de karar alma mekanizmasını 2009 Lizbon Anlaşması'yla değiştirdiler malum.

Tolga: Avrupa Konseyi olmaksızın ve AİHM kararlarına saygı göstermezseniz AB üyesi olamazsınız.

Cevap: BREXIT bugün yarın gerçekleşiyor. FREXIT (Fransa'nın çıkışı konuşuluyor). İtalyanlar, AB'yi istemezük deyip duruyor. "AB'ye her ne pahasına olursa olsun girelim" yaklaşımı doğru bir yaklaşım değil. Türkiye, kendine aşırı derecede haksız şartlar önüne konduğunda, AB'yi umursamadı, kendi gündemine odaklandı. Türkiye'nin önüne onulmaz şartlar koyan AB, KKTC'ye kapıyı ardına kadar açmayadabilir (toprak, MEB, mülkiyet vb. alanlarda akla hayale gelmedik isteklerde bulunabilirler). KKTC için AB üyeliği "olmazsa olmaz" bir şey değil.

Tolga: Garanti Antlaşması Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını ve toprak bütünlüğünü ve sonuçta bütün adayı kapsıyordu. Toprak bütünlüğü muhafaza edilmeyen ve uluslararası sistem içerisinde iki farklı devletin egemenliği söz konusu olduğunda burada ilgili antlaşmanın geçerli olması mümkün olmaz.

Cevap: Bir uluslararası anlaşmanın geçersiz duruma düşmesi için, o anlaşmayı imzalayan TÜM ülkelerin o anlaşmadan çekilmesi lazım. Türkiye'nin tek taraflı olarak Lozan'dan çekilmesi, Lozan'ı geçersiz kılmayacağı gibi, Yunanistan ve İngiltere'nin, iki ayrı devlet durumunda, 1960 Garanti anlaşmasından çekilmesi, 1960 Garanti anlaşmasını geçersiz kılmaz. 1960 Garanti anlaşmasının geçersizleşmesi için, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'ın ÜÇÜNÜN BİRDEN anlaşmadan çekilmesi gereklidir. Kıbrıs'ta şu an fiiliyatta iki ayrı ülke var; 1960 Garanti Anlaşması, "Türkiye, Yunanistan, İngiltere"nin üçü için de bağlayıcılığını şimdi nasıl koruyorsa, Kıbrıs'ta gelecekte resmen iki ayrı ülke varolduğunda da; 1960 Garanti Anlaşması, "Türkiye, Yunanistan, İngiltere"nin üçü için de bağlayıcılığını aynen korumaya devam edecek. Gücü olan, Kıbrıs adasına gücü miktarınca istediği gibi müdahale edecek. 1974'te 15 Temmuz'daki Cunta'ya Türkiye 20 Temmuz'da nasıl askeri olarak müdahale ettiyse, Yunanistan da, Türkiye'nin müdahalesine karşılık, garantör hakkını kullanıp, Girit'ten Kıbrıs adasına Noratlas uçakları gönderdi. Garanti anlaşmaı devam ettiği sürece, güçlü olan adada hakimiyetini genişletecek. 1974'te Türkiye güçlüydü, Türkiye kazandı. Gelecekte kim güçlüyse, o kazanacak. Bu dünya hep böyledir, "Güçlüler, kanun yapar, diğerleri uyar". 1945'te, Japonya, ABD'yi yenseydi, şimdi BM Güvenlik Konseyi'nde, ABD'nin yerinde, Japonya olacaktı! Güçlü olduğunuz sürece, hiçbir kimse sizi hiçbir kanuna uymaya zorlayamaz. BM Genel Kurulu'nda ve BM Güvenlik Konseyi'nde İsrail aleyhine tonla karar alındı; hiçbirisinin zerrece hükmü olmadı, hiçbirisi uygulanamadı. Çünkü, "Kararlar, ancak o kararları uygulayabilecek güç kadar geçerlidir!"

16 Eylül 2019, Pazartesi
Muhittin Tolga Ozsaglam         - Lefkoşa
Eralp bey yorumunuz için teşekkürler...
MEB konusundaki görüşünüze katılmıyorum, çünkü adanın güney kısmından Mısır'a doğru baktığınızı düşünün ki orada günümüzde sondajların en yoğun olduğu alan var...Burada hak iddia etmek 2 devletlilikte cok zor, Avrupa Konseyine üyelik için hayır diyorsunuz bu demektir ki siz AB çatısı altında bir çözüme da hayır diyorsunuz şeklinde alıyorum çünkü Avrupa Konseyi olmaksızın ve AİHM kararlarına saygı göstermezseniz AB üyesi olamazsınız... Garanti Antlaşması Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını ve toprak bütünlüğünü ve sonuçta bütün adayı kapsıyordu... Toprak bütünlüğü muhafaza edilmeyen ve uluslararası sistem içerisinde iki farklı devletine egemenliği söz konusu olduğunda burada ilgili antlaşmanın geçerli olması mümkün olmaz... Tam olarak isim soyadınızla bana ulaşırsanız konuyu karşılıklı da konuşmaktan mutlu olurum... Muhittin Tolga Ozsaglam

16 Eylül 2019, Pazartesi
Eralp         - Güzelyurt
Tolga: "Adada iki devletli bir çözümü sağlamak için öncelikle BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının değişmeli, bunun için güçlü bir dış politika gerekli ve/veya Güney Kıbrıs’ın net politika değişikliği, yani iki devleti kabul eden resmi bir yaklaşımı.."

Cevap: Güney Kıbrıs'ın politikası, adadaki iki devletli çözümü sağlamak için gerekli değil.
Sırbistan da, Kosova'yı kendi ili gördü, Sırbistan'ın politikası, Kosova'nın 120 ülkeden fazla ülke tarafından tanınmasını engelleyemedi. Şimdi, Kosova, tüm bilindik uluslararası kuruluşlara üye; herkesle de spor yapabiliyor: FİFA'ya FİBA'ya üye, dünyayla futbol basketbol oynuyor. Kosova'ya uluslararası uçuşlar da yapılıyor.

Tolga: "Kıbrıslı Türkler çıkması muhtemel hidrokarbon kaynakları üzerinde sadece adanın kuzey tarafında iddiada bulunabilecekler... Güney sahillerine bakan olası havzalara yönelik bir iddia ortada kalmayacaktır. Kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge ve Karasuları konuları daha komplike bir hal alırken, adanın güneyine bakan sahiller yönünde Kıbrıslı Türkler yine bir hak iddiasında bulunamayacaklar."

Cevap: Adanın sahillerinin %51'i KKTC'nin elinde. Rumlar'ın sahilleri %49 bile değil, zira, ara bölgenin sahilleri ve İngiliz üslerinin sahilleri de var. KKTC'nin Münhasır Ekonomik Bölgesi, Türk ve Rum'un siyasi eşitliği baz alınarak Kıbrıs adasına düşecek MEB'in %50'si olacak şekilde çizildi ve BM'ye ilan edildi. "KKTC, güney sahillerine bakan olası havzalara yönelik bir iddia ortada kalmayacak" düşüncesi, adanın MEB'inin 1982 UNCLOS'a göre düşünüldüğünde, yani, Türkiye'ye adaya yakın yerlerde hak bırakmayacak durumda söylenebilecek bir şey. Halbuki, 1958 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (Convention of the Law of the Sea), 1982 UNCLOS'tan önce geliyor; bu yüzden uluslararası hukuka göre, ihtilaflı bir durumda, 1958 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi geçerlidir, 1982 UNCLOS sözleşmesi değil. Yunan/Rum tarafının Türkiye'nin AB üyeliği için, Türkiye'nin 1982 UNCLOS'u imzalama koşulunu Türkiye kabul etmedi. Yani, Yunan/Rum'da, Kıbrıs adasının etrafındaki baya bir yerin uluslararası hukuka göre Türkiye'ye ait olduğunu biliyor. Türkiye, İtalyan ENİ'yi, Rum'un Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilan ettiği MEB'te arama yapmaktan askeri gemileriyle kovduğunda, İtalyan Hükümeti, Türkiye'yi uluslararası mahkemelerde veremedi: çünkü: İtalya Hükümeti de, tıpkı, Yunan/Rum'un bildiği gibi, adanın etrafında, Türkün ve Kıbrıslı Türkün hakkı olduğunu biliyor.

Tolga: "Adanın güneyine bakan sahiller yönünde Kıbrıslı Türkler hak iddiasında bulunamayacaklar".

Cevap: İki devletli durumda da, adanın güneyinde de, Kıbrıslı Türkler hak iddiasında bulunup petrol doğalgaz aramalarına devam edecekler (ada sahillerinin %51'i KKTC'nin elinde. Sahil uzunluğu da, MEB sınırlarını belirleyici bir parametre). KKTC ve Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti MEB sınırının belirlenmesinde anlaşamayacaklar. MEB sınırı belirsiz kalacak. Türkiye'nin (şimdilik) 4 doğalgaz arama doğalgaz çıkarma gemisi faaliyetlerine devam edecek. Rum hiçbir şey yapamayacak: Uluslararası Adalet Divanı'na başvurabilmek için, çekişmeli iki tarafın da rızası şart. Türkiye ve KKTC rıza göstermediğinde, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti UAD'ye tek başına başvursa, Uluslararası Adalet Divanı'nda dava görülemiyor. Henry Kissenger'ın "Bir uluslararası sorunun çözümü önemli değil; önemli olan sorunun maliyetini karşı tarafa yüklemek" gerçeği Kıbrıs adasında da gerçekliğini devam ettirecek. Şimdi, Kıbrıs Sorununun varlığı Rumları rahatsız etmiyor; sorunun maliyetini (şimdilik) biz Türklere yüklettikleri için; 1000 yıl statüko devam etse, Rum'a göre değişen bir şey yok. MEB'in sınırlarının belirlenememesi sorununun varlığı da 1000 yıl biz Türkleri rahatsız etmeyecek: Rumların doğalgaz arama çıkarma gemisi yok; biz Türklerin var, arıyoruz çıkarıyoruz. Güneyde de arayıp çıkarmaya devam edeceğiz.


Tolga: "İki devletli bir yapıda, son günlerde çok konuşulan ve hassas olduğumuz Garanti Antlaşmaları-Sistemi var ya o da rafa kaldırılacak."

Cevap: Garanti anlaşmaları, ancak Garanti anlaşmalarını imzalayan kendi rızalarıyla anlaşmadan çekildiklerinde kalkar. Türkiye hiçbir zaman Garanti Anlaşması'ndan çekilmeyeceği için, iki devletli yapıda da, Garanti Anlaşmaları aynen devam edecek. Tolga'nın düşüncesi, "iki devletli yapının ancak Rum'un rızasıyla kurulabileceği" düşüncesine dayanıyor; ama Kosova'da olduğu gibi, Sırb'ın rızası olmadan iki devletli yapı pekala Kıbrıs'ta da kurulacak. KKTC'de, Kosova gibi, uluslararası uçuşlara açılacak ve dünyayla futbol basketbol oynayabilecek. Kosova hiçbir taviz vermedi. KKTC'nin ve Türklerin ancak taviz vererek Kosova'nın ulaştığı haklara ulaşabileceğini düşünmek safdillik.

Tolga: "Garanti Antlaşması Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu tanırlar ve garanti ederler."

Cevap: Garanti Anlaşması'nda bahsedilen iki toplumlu yönetimin olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti 1963'te bitti. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki ayrı ülkeye bölünmesini yasaklayıcı uluslararası hukukta hiçbir şey yok. Uluslararası hukukta, vurgu, TOPRAK'tan İNSAN'a kaydı (Uluslararası Adalet Divanı 2010 Kosova Kararı). 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti iki ayrı ülkeye bölündü: Kıbrıslı Türklerin KKTC'si ve Kıbrıslı Rumların "Kıbrıs Cumhuriyeti". Türkiye, bu iki entite de, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olduğundan her iki entitenin de garantörü olmaya devam edecek.

Tolga: "Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. Gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler’’. (T.C.Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası)."

Cevap: 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti çoktaaan bitti. Türkiye'de artık KKTC için birçok model tartışılıp görüşülüyor: Kosova modeli, Monaka modeli, Hong Kong modeli, Tayvan modeli vb.

Tolga: "İttifak Antlaşması ise daha fazla askeri boyutta ancak orada da vurgu ülke bütünlüğü... Yani her iki antlaşmada da ayrılıkçılığa-bölücülüğe geçit verilmiyor."

Cevap: Ayrılıkçılık Bölücülük dediğin şey, MİLLETLERİN KENDİ KADERİNİ KENDİ BELİRLEME HAKKI'nın her zaman gerisinde kalır. Uluslararası Adalet Divanı 2010 Kosova Kararı: Uluslararası hukukta bağımsızlık ilanlarını yasaklayan hiçbir şey yoktur.

Tolga: "iki devletli yapıda İttifak ve Garanti Antlaşmalarının geçersiz kılınması söz konusu."

Cevap: 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti iki ayrı ülkeye bölündü: Kıbrıslı Türklerin KKTC'si ve Kıbrıslı Rumların "Kıbrıs Cumhuriyeti". Türkiye, bu iki entite de, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olduğundan her iki entitenin de garantörü olmaya devam edecek. Anlaşmadan kaynaklanan hakkı nedeniyle, Türkiye, elinde askeri güç olduğu müddetçe, Kıbrıs adasının istediği yerine istediği zaman müdahale edebilecek.

Tolga: "İki devletliliğin uluslararası sistem içerisinde kabul görmesi halinde bunun mülkiyet sorununun çözüldüğü anlamına gelmediğini de unutmamamız gerekiyor. Hâlihazırda Taşınmaz Mal Komisyonunun yaşadığı finansal problemleri de anımsamakta yarar var."

Cevap: Türkiye, AİHM'e üye. 2005'e kadar da, Türkiye AİHM'in mülkiyetle ilgili kararlarını kabul etmediği için, Rumlara zırnık vermedi. İstese, sonsuza kadar da kabul etmeyip Rumlara sonsuza kadar da zırnık vermeyebilirdi. Bir ülke istediği an, AİHM'in herhangi bir konudaki kararlarını tanımamaya başvurabilir. Tıpkı, Rusya'nın bir anda, hiçbir AİHM kararını artık tanımıyorum demesi gibi.
KKTC, AİHM'e üye değil. KKTC, AİHM'e üye olmadığında, iki devletlilik uluslararası sistem içerisinde kabul gördüğünde, KKTC ayrı bir entite olduğu için, AİHM'in Kıbrıs'la ilgili kararları Türkiye için bağlayıcı olmayacak. KKTC, AİHM'e üye olmadığı sürece, AİHM'in KKTC'yle ilgili kararları da KKTC için bağlayıcı olmayacak.

YAZARIN SON 10 YAZISI
14 Ekim 2019, Pazartesi    Türkiye ve diğerlerine dair algı
7 Ekim 2019, Pazartesi    Bir St. Petersburg anısı...
30 Eylül 2019, Pazartesi    Kıbrıs Türk Solu ve çevrecilik...
23 Eylül 2019, Pazartesi    Belediyeler reformu beklerken...
9 Eylül 2019, Pazartesi    Mekik diplomasisi ve kısıtlı zaman!
2 Eylül 2019, Pazartesi    Toplumsallaşma noksanlığı...
26 Ağustos 2019, Pazartesi    Dünyayı yönetenler ve Kıbrıs!
19 Ağustos 2019, Pazartesi    Kıbrıslı Türklerin yok olma duygusu ve yerellik...   
5 Ağustos 2019, Pazartesi    "Üçüncü Dünyalılık" ve kendimizle yüzleşmek...
29 Temmuz 2019, Pazartesi    Oturup kapsamlı çözümü beklemek!

banner
banner
banner
banner

Türkiye ve diğerlerine dair algı
Muhittin Tolga Özsağlam | 14 Ekim 2019, Pazartesi
Alexander Wendt kimliğin uluslararası ilişkiler disiplinindeki rolüne ilişkin çalışmalarıyla bilinir. Wendt devletlerin inşa edilen kimlik çerçevesinde “diğer devletlere ve yaşanan olaylara” karşı farklı tepkiler göst...
Bir St. Petersburg anısı...
Muhittin Tolga Özsağlam | 7 Ekim 2019, Pazartesi
Misafir öğretim üyesi olarak 2010’nun kışını St. Petersburg’ta geçirmiştim... Sert bir kış olmuştu... Özellikle Şubat ayı oldukça sert geçmişti...
Kapalı alanlar konforluydu,  ancak açık alanda ortalama eksi 30 derec...
Kıbrıs Türk Solu ve çevrecilik...
Muhittin Tolga Özsağlam | 30 Eylül 2019, Pazartesi
Geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, yeşiller ve çevreci partiler başarılı bir sonuç almışlardı.  
Almanya, Fransa, İngiltere (İskoçya-Galler), İrlanda, Finlandiya ve Belçika’da ...