Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Doç. Dr. N. BERATLI | 6 Mayıs 2018, Pazar

Kararlılıkla...

Paylaş  
21
13
25

23 Kasım 2016’da bu sütunda yayınladığımız yazıda, Mont Pelerin’de yapılan ve sonuç vermeyen görüşmelerden hareketle, demişim ki: “bizim bir çevremiz var ki sesi çok çıkan, sürekli temennisi ile gerçeği karıştırır. Temennisinin gerçekle çeliştiğini söyleyene de fena halde gönül koyar ve onun o temenniyi paylaşmadığını sanır!” Sonra da seçim öncesinde Anastasiadis’in; Suriye mutazarasında  ve AB ile kavgalı Türkiye’nin geri adım atamayacaklarından hareketle, mevsimin “çözüm mevsimi” olmadığını iddia edip, “Artık hepimiz de anlamalıyız ki “kararlılıkla yellenmek” betonu delmeye yetmiyor…” demişim…Yazının başlığı, “Pelerinleri Kafaya Giymek…”

Ve ancak, “kararlılıkla yellenmeye” YEMİNLİ olan bir çevremiz, bize kızmakla yetindi… BM Parametreleri diye diye, sanki de BM GK’nin bir tek 550 numaralı kararı varmış; hiç eşitliğe, federasyona, görüşmelerin bir devler ile onun bir azınlık grubu arasında değil de iki halk arasında yapılmakta olduğuna dair kararı yokmuş gibi, 11 Şubat belgesini bile inkâr ederek, devam etti…

“ Ama asıl önemlisi, taa Hitler/Chamberlein/Deladier zamanından beri bilinen, “muhatabınızın her istediğini vermek, barışa değil; onun cüretini artırarak savaşa hızmet eder” ilkesini, hiç hatırlamak istemeyenlere de bir defa daha iyi bir ders olmalıdır bu olanlar! Bir pazarlık çizginiz olmadan, halı bile alamazsınız!” demiş olmamızı da “milliyetçi” olmamıza yom etti… Çünkü Anastasiadis, Komünist Enternasyonal’in genel sekreteri idi sanki! Ona karşı çıkınca, sağcı oluyorsun… Herif, EOKAcı…

Tutarlı bir çizginiz yoksa ne kadar verimkâr olduğunuz, sadece karşı tarafın isteğini artırır, anlatamadık… Barış değil, sonunda savaş çıkarır… Örnek, yukarıda…

Pelerin Dağı’nda olmayınca, gene bizimkilerin itip kakmasıyla, “Yürüyün Cenevre’ye…” Gidildi! Ne oldu?

9 Ocak 2017’de gene bu sütunda, dedik ki: “Cenevre’de ne olacak?

Hiçbir şey, olmayacak… Ne yazık ki!...

Anlaşma yapmak isteyen, karşı tarafın neyi kabul edebileceğini de hesaba katmalı!”

Anastasiadis kendi seçimine yönelik bilinen tavrı ile geldi ve sanki da Japonya’ya atom bombası atmış general Mc Arthur’muş gibi, teslim anlaşmasının şartlarını ileri sürdü ve gene bir şey olmadı… O gün demişiz ki: “Süreç devam ediyor” denilip, üstünden ekşi de sıkılacak ama 2017 Mart, hade 2018 Şubat’a kadar mümkün değil, devam falan da edemez… “

Ama biz kararlıydık betonu delmeye… İnatla devam ettik… Takvim nereyi gösteriyor? Mart 2018’de gene başladı: “Kaldığımız yerden ucu açık devam edelim…” Bir elli sene daha…

Arada bir de New York’da “beribado” edip, tuttuk Cranz Montana yollarını! Ne oldu? Çöktü… Neden?

Onu da 11 Temmuz 2017 tarihli yazımızdan aktararak, Niyazi Kızılyürek’in tespiti ile anlatalım:  Dün bizim gazetede yayınlanan Niyazi Kızılyürek’in söylediklerine de bir göz atın! Diyor ki “ Başkanlık seçiminde Anastasiadis’in işi çok zor! Çünkü karşıtları, Rum halkının %70’inin karşı olduğu Dönüşümlü Başkanlık konusunu, masada konuşturduğu için, onun tozunu atacaklar”! Konuştuğu değil, zaten konuşmadı…  Telâffuzuna izin verdiği için… Yazının başlığı da bana değil, bir diplomata ait: “Mr. Anastasiadis, just doesn’t want!” That’s all re gumbares ce gumera… Endaksi? Gadalavis?

Ta başından ön gördüğümüz gibi hevesle “vergili olmak”, çözüme yaramadı! Daha çok şey istenmesinin yolunu açmakla, en sonunda verilemeyecek şeylerin de talep edilmesine ve dolayısıyla, çözümsüzlüğe yaradı… Aslında Kliridis de Vasiliu da bu tavrı kendileri anlatarak, kendi özeleştirilerini yıllardır yapıyorlar ve çözümsüzlüğün sebebinin bu olduğunu söylüyorlar ama kim okuyacak şimdi?

Ve geldik Akıncı dostumuzun artık kimseye sormadan yaptığı ortaya çıkan son “challenge”ine…

Bir defa ortada öyle herkesin hemfikir olduğu bir Gutteres Belgesi, yoktur! Olsaydı bile örneğin beni hiç bağlamaz! Yalnız Akıncı’nın egosu yoktur ya? Beni bağlayan son belge, 11 Şubat Belgesi’dir… Konya’dan küçük bir memleketin Dışişleri Bakanlığı yapmış bir BM memurunun fikirleri, kendini bile bağlamaz! O ayrı hikâye… Onun bunun memurundan medet bekleseydik, İngiliz sömürgesinde kalmaya devam ederdik…  Cezayir’de eğitim dili Arapça oldu diye, sokaklara dökülen Fransız yalakası sömürge aydınları gibi davranmanın, hiç alemi yok!

Ama sayın dostumuz Mustafa Akınca, sanki de yüz elli yıldır süren bu meseleyi, kendi içinde kendi şahsi sorunu haline getirmiş gibi görünüyor… Hata orada bence… Bu hepimizin sorunu sevgili dostum… Senin kişisel yorumların ve öngörülerin de seni bağlar, sadece… Ha “halk da böyle istiyor” diye düşünüyorsan, erken seçime gider, onay alır, gelirsin… Böyle bir ray değişikliği ancak öyle meşrulaşır…

Şimdi gelinen noktada, “Neden 1950 yılında vaftiz olup da gidip kilisede ENOSİS’e NEİ demedik, aha ada bölündü! Yazıklar olsun…” denilmesine ramak kalmışken, (ki böyle düşünen söylesin ama adı şanını da yazsın öyle emoji ile balligarilik olmaz!) bir daha hatırlatmalıyım ki Ulusal Sorun diye bir sorunu ilk tariff eden, Lenin’dir…

Çözümü için önerdiği de kelle sayısına bakılmaksızın, “eşitlik”tir… Bir tarafın, öteki tarafın her istediğini kabul etmesini çözüm olarak tarif etmez, Çözümdür sanan Polonyalı “komünistler” için de der ki:  “Bu kadar acı olmasaydı bu tavır, çok gülünç olurdu”! Onun için sol adına konuştuğunu iddia edenler, kendilerine gelsin! “Helen milliyetçiliği haklıdır” diye düşünenler de varsa, durumlarının adını koysunlar, bilelim…

Eğer varsa, akıl hocaların seni çok yanlış yerlere sürüklüyorlar sayın Akıncı… Hem çözüme değil çözümsüzlüğe hizmet ediyorsun ve hem de her gün bir adım geri gidiyorsun… Hem çözemiyeceksin (ki beni bu ilgilendiriyor) hem de bir daha seçilemeyeceksin!

Çok yazık… Çok üzülüyorum…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
21
 
0
 
8
 
2
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
6 Mayıs 2018, Pazar
MEMET ZEKI         - LONDRA
SAYIN DR.BU AKINCI,KENDINI ACIKGOZ SANIR.SOYLE KI,ADAM KENDINI SIFIRLAMADA USDA.ANSIZIN BIRSEYLER SOYLER VE TOPLUMU SINIR EDER.SONRA SIFIR.ALLAH ASKINA BU KADAR TAVIZI NIYE VERIYORSUNUZ?SANKI BU KIBRISDA,HICBIRSEY YASANMADI,BU YUNANISDAN AK KASIK.RUM AK KASIK.BUNLARI BIR GOZDEN GECIRMEK YETERLI.ULUSLAR ARASI HUKUK VARSA TURKIYEYI KIBRISDAN CIKARAMAZ.YASANMIS BIR TARIH VAR.BU RUMLARIN SALDIRACAGINI ADIM GIBI BILIRIM.TALATIN DEDIGI GIBI DA DEGIL.SALDIRIRSA TURKIYEYI CAGIRIRIZ,NE SACMA KAFA.

YAZARIN SON 10 YAZISI
9 Aralık 2018, Pazar    Biz suçluyuz biz...
8 Aralık 2018, Cumartesi    Biz suçluyuz biz…
2 Aralık 2018, Pazar    Yeri mi bilmem ama...
1 Aralık 2018, Cumartesi    Yeri mi bilmem ama…
25 Kasım 2018, Pazar    Limbik uyanıklık
10 Kasım 2018, Cumartesi    Ben bir Mustafa Kemal hayranıyım!
7 Kasım 2018, Çarşamba    Federasyon eyi bir şeydir ama...
21 Ekim 2018, Pazar    Kon-FEDERASYON
15 Ekim 2018, Pazartesi    Konfederasyon
6 Ekim 2018, Cumartesi    Kadınların yüzde kaçı başını örtüyor, türbanlı kadın oranı artıyor mu?

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Biz suçluyuz biz...
Doç. Dr. N. BERATLI | 9 Aralık 2018, Pazar
Cobham’ın Kıbrıs hakkındaki büyük eseri Excrepta Cypria’da, vakt-i zamanında Bizans’lı bir valinin merkeze yazdığı bir rapor var. “Kıbrıslılar” diyor, “hiçbir konuda suçu üstlerine almaz. Sadece dedikodu yapar, hep ba...
Biz suçluyuz biz…
Doç. Dr. N. BERATLI | 8 Aralık 2018, Cumartesi
Cobham’ın Kıbrıs hakkındaki büyük eseri Excrepta Cypria’da, vakt-i zamanında Bizans’lı bir valinin merkeze yazdığı bir rapor var. “Kıbrıslılar” diyor, “hiçbir konuda suçu üstlerine almaz. Sadece dedikodu yapar, hep ba...
Yeri mi bilmem ama...
Doç. Dr. N. BERATLI | 2 Aralık 2018, Pazar
“Bilimsel” lâfını dünyanın başına belâ edenin kim olduğunu biliyor musunuz? Karl Marx! Ondan sonra solcular bu lâfı öyle kutsadılar ve o kadar çok kullandılar ki, içeriği boşaldı… Popülerleşme eğilimindeki her şey gib...