Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Doç. Dr. N. BERATLI | 3 Ağustos 2018, Cuma

Gene garanti meselesi…

Paylaş  
25
12
27

Garantiler meselesi ilk defa 1958 sonunda NATO zirvesinde Zorlu ve Averoff tarafından görüşülmüş, 1959 Ocak sonunda Zürih'te Türkiye ve Yunanistan tarafından kararlaştırılmış ve 2 hafta sonra 18 Şubat'ta Londra'da İngiltere ve Kıbrıslı taraflara da sunulmuştur. İngiltere ve Kıbrıs Türkleri hemen kabul ettiler, Makarios, AKEL ve Papadopulos'unitirazını da arkasına alarak, hemen karşı çıkmış, konferans dağılma noktasına gelmiştir. Çünkü hazret, Londra konferansı için, “Tartışmaya değil, imzalamaya gelirim” şartını ileri sürerek razı olmuş ve o şartla gitmiştir ama orada pazarlığı yeni baştan açmaya kalkışmıştır.  O akşam ne olmuşsa olmuş, 19 Şubat 1959 günü sabah, anlaşmayı kabul edip, imzalamış ama o andan itibaren Garantiler'e karşı olduğunu da ilan etmiş ve ölene kadar her fırsatta da "Kaldırdığını" ilan ederek, sonra kuyruğunu bacaklarının arasına sokarak boyun eğmiştir. Karşı çıkma sebebini de 60-63 arasında milyon kere söylemiş, Akritas Planı'na da yazmıştır: "Bu garantiler olduğu sürece, bizim ENOSiS yapmamız, mümkün değil!" "Ama" denmiştir o planda," sakın bunu açıkça söylemeyin, egemenliğimiz ihlal ediliyor, deyin; yoksa dünya bize hak vermez! Aksini söylemek, yani bunu açık etmek, vatana ihanettir ve öyle de cezalandırılır."

Bunları bilmeden, yapılan yalan propagandaya kanarak konuşmak, bir haktır ama uyarılınca hizaya gelir onu yapan... Bir hak daha vardır: O da "Bu adada ezici nüfus çoğunluğu Helen’dir. Onlar ne isterlerse yapma hakları vardır." demektir...Bunu düşünen gizlese de eninde sonunda ortaya çıkacaktır böyle düşündüğü... Ancak, bu görüş, sol bir görüş, değildir. Kaç senedir yazıyoruz! Marx'tan, Engels'ten, Lenin'den alıntılarla anlatıyoruz ki sosyalistler, ulusal sorun olan ülkelerde, ulusal sorunun çözümünü, kelle sayısına bakmadan, ulusal kimliklerin eşit temsil edildiği bir federal devlette görürler. Eğer, "Helenler çoğunluktur, istediğini yapma hakkı var, kimse de buna engel olamaz, garantiye de ihtiyaç yoktur" derseniz, bu doğrudan doğruya adadaki Helen milliyetçiliğinin 1878'den beri ileri sürdüğü tezdir, demokrasi ile falan da alâkası yoktur. Ve, hem bir Türk adı taşıyıp, hem de Türkçe yazıp yüz elli yıldır iki ulusçuluğun çarpıştığı bir memlekette, karşıt ulusçuluğun tezini savunursanız, bunu da saflık olarak anlatamazsınız... Barışçılık, ve hele sosyalist barışçılık, çatışan iki ulusal kimlikten birinin teslim olması ile çözülmeyi savunmak değildir. Asla… O, büyük halk ulusçuluğunun galebe çalmasıdır.

O halktan ve ulusçu iseniz, anlaşılır bunu demeniz... Ama öteki halktan ve sosyalistlik iddiasında iseniz, Lenin'in dediğini denilir: “ Bu kadar acınacak halde olmasaydınız, çok gülünç olabilirdiniz...”  Sadece dikkat çekiyorum... Yalçın Küçük, "beş taş oynamıyoruz burada" der... Büyük halkı şovenizmine kuyrukçuluk yapılıyor… Bunun sosyalizmin ulusal sorun tahlili ile alâkası, yoktur… Doğrudan Helen milliyetçiliğidir ve acınacak bir haldir!

Şunu da eklenmelidir: 1974'te Türkiye adaya çıktığında Garanti Anlaşması'na göre, evet 1960 Anayasal düzenini garanti etmekteydi. Ve ancak, 1964-74 arasında, hükümete el koyan Rum dostlarımız, ortada 1960 Anayasası bırakmamışlardı. Neyi düzeltecekti? Başlayacaktı baştan Vergi kanunu, Kıbrıs Ordusu meselesi, Belediyeler, ayrı çoğunluk, Denktaş'a veto hakkı istesin da Rumlar da kabul edeceklerdi? Zaten 1960 Anayasası'nı bypass etmek için 13 değişiklik önermişler, "Türkler itiraz ederse, zorla yapmak" için dört tane milis kurmuşlardı ta 1962'de... Yapılan son toplumlararası görüşmelerde de Türk tarafının talep, Rum tarafının reddettiği şey, 1960 düzenini geri getirmekti! Hangi garanti ettiği düzeni geri getirecekti Türkiye? Kabul edeni yoktu ki...

" CIA yaptırdı diyenler, ya parmaklarının arkasına saklanıyorlar, ya da dünyadan haberleri yoktur." YorgoVasiliou! Cumhurbaşkanı..." Türkiye zaten sarılmamak için burayı kontrol etmek istiyordu, ona bu fırsatı biz verdik..." Vasilou... Dünyada emperyalizm lâfı 1918'den sonra duyuldu. Kıbrıs Sorunu 1799'dan beri vardır... Kullandıysa emperyalistler, kullandıran aymazlığa bakmalı onları suçlamadan önce...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
29
 
1
 
5
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
2
ONAY BEKLEYENLER
0
10 Ağustos 2018, Cuma
vatandas         - k.kibris
SOnsuza dek garanti olamaz ki
faraza olsa bile; bir Rum/turk ortak devleti tarihte ne zaman kurulmus ki??..
ORtak Rum/turk devleti Kurlsa bile onun kime ne faydasi olacak ki?

4 Ağustos 2018, Cumartesi
Yaşar Taş         - İngilitere
Hocamın ellerine yüreğine sağlık anlaşılabir bir şekilde Makalesinde belirtmiştir katkı anlamında GARANTİLER ADA İNSANINA BARIŞ GETİRİYOR HEM KOMŞULARA HEM BİZE HEM BÖLGEDE ÇIKARI OLAN HER KESE

YAZARIN SON 10 YAZISI
9 Aralık 2018, Pazar    Biz suçluyuz biz...
8 Aralık 2018, Cumartesi    Biz suçluyuz biz…
2 Aralık 2018, Pazar    Yeri mi bilmem ama...
1 Aralık 2018, Cumartesi    Yeri mi bilmem ama…
25 Kasım 2018, Pazar    Limbik uyanıklık
10 Kasım 2018, Cumartesi    Ben bir Mustafa Kemal hayranıyım!
7 Kasım 2018, Çarşamba    Federasyon eyi bir şeydir ama...
21 Ekim 2018, Pazar    Kon-FEDERASYON
15 Ekim 2018, Pazartesi    Konfederasyon
6 Ekim 2018, Cumartesi    Kadınların yüzde kaçı başını örtüyor, türbanlı kadın oranı artıyor mu?

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Biz suçluyuz biz...
Doç. Dr. N. BERATLI | 9 Aralık 2018, Pazar
Cobham’ın Kıbrıs hakkındaki büyük eseri Excrepta Cypria’da, vakt-i zamanında Bizans’lı bir valinin merkeze yazdığı bir rapor var. “Kıbrıslılar” diyor, “hiçbir konuda suçu üstlerine almaz. Sadece dedikodu yapar, hep ba...
Biz suçluyuz biz…
Doç. Dr. N. BERATLI | 8 Aralık 2018, Cumartesi
Cobham’ın Kıbrıs hakkındaki büyük eseri Excrepta Cypria’da, vakt-i zamanında Bizans’lı bir valinin merkeze yazdığı bir rapor var. “Kıbrıslılar” diyor, “hiçbir konuda suçu üstlerine almaz. Sadece dedikodu yapar, hep ba...
Yeri mi bilmem ama...
Doç. Dr. N. BERATLI | 2 Aralık 2018, Pazar
“Bilimsel” lâfını dünyanın başına belâ edenin kim olduğunu biliyor musunuz? Karl Marx! Ondan sonra solcular bu lâfı öyle kutsadılar ve o kadar çok kullandılar ki, içeriği boşaldı… Popülerleşme eğilimindeki her şey gib...