Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Doç. Dr. N. BERATLI | 5 Ocak 2019, Cumartesi

Terminoloji’yi gözden geçirmek…

Paylaş  
26
32
22

Terminoloji’yi gözden geçirmek…

İki hafta önce yazdığım yazıya sosyal medyadan bir not gönderen bir sayın hocam: “ Başka bir terminoloji yaratmamız lâzım” demiş, ben de “haftaya o konudaki görüşlerimi yazacağım hocam” diye yanıtlamıştım.

Araya, bilir bilmez her derde maydanoz tekke müridlerine verilmesi gereken bir cevap girdi, konu kaldı, derken; sayın Akıncı gene bir çam devirip, terminoloji meselesini, gündemin tam ortasına konuşlandırdı. Bilerek yapıyorsa tehlikeli, bilmeden yapıyorsa, vahim…

1950’den beri ana politikasının Yunanistan ile birleşik bir ulus devlet olduğunu artık kendilerinin de inkâr etmediğini bildiğimiz AKEL ve sonra da onların akıl vermesiyle Makarios, adada “Bir tek halk” ve ona bağlı “ iki büyük, birkaç da küçük cemaat” olduğunu savunuyorlar. 1960 anayasasına da böyle girdi! “Communities”… Şimdi o zaman yapılan hatanın nedenlerini tartışmanın da artık bir anlamı yok ama sürdürmenin ciddi bir hata olduğunu, anlamalıyız…

Sonraları, “cemaat= community” bir dinsel topluluğu ifade eden bir kelime olduğu için, biz ondan çarkettik, “Toplum= soceity” demeye başladık…

Oysa, bir tarikatın, kilisenin, camiinin “cemaat”ı olur! Soceity de Tennis Soceity, olur, golf, satranç, bimem ne soceity olur ama her iki kelimenin de siyaseten hiçbir anlamı yoktur! Ve bu söylemde ısrar, alenen “Rum ağzı ile konuşmak”tır.

Neden?

Çünkü 1950’lerde ne Makarios ne de AKEL, yaş yerde yatıp da kuru rüyalar görmez, her bir lâfı; altını sütünü didik didik ederek kullanırlardı.

BM Anayasası’nın 55. Maddesi, “bütün halklara (peoples) hak eşitliği” öngörür… O bakımdan “iki halk” demek, o günü tartışılan ortamda, İngiltere, Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin, “sizin self determinasyon hakkınız varsa, Türkler’in de var” iddiasının kabullenmesi demek olacaktı. O bakımdan hazretler, kendileri de bir basamak aşağı inerek, “iki cemaat” tanımında karar kıldılar ve ancak, “halk” da kendileri olmak koşuluyla! O neden? E “çoğunluk”… “İki cemaatten oluşmuş, tek halk!”

Tek self determinasyon hakkı… O da 1950 Plebisitinde, oylanmış ve “eventually”, ENOSİS’e hükmetmiş, değil midir?

Bu “Halk mıdır? Toplum mudur?” tartışmasının tarihi ve anlamı bundan ibarettir!

Toplum ya da cemaat ise siyasi bir antite değildir ve Rum çoğunluktan ibaret “halk”a tabidir; yok eğer halk ise eşittir ve eşit siyasi hakları ifade eder… BM anayasasının 55. Maddesine göre…

Terminoloji önemlidir… Çünkü bir tartışmada, terminolojisi egemen olan, sonunda tartışmayı kazanır. Bunu reklamcılar bile biliyorlar… Ünlü örnekle “Bu kapağın altında” dedikten sonra “Tuborg” diyemezsiniz, “Efes Pilsen”dir, anlattığınız bira… Onlarla çalışmaya başlayalı, bütün siyasi partilerimiz de biliyorlar! Kampanya hangisinin literatürü ile yapılırsa, seçimi o kazanır sonunda… Turgut Özal’ın “orta direk”ini unutmayın…

Kıbrıslı Türkler, eşit, özgür ve özgün bir halktırlar…

BM’nin önüne “kaderini belirle” diye sandık koyduğu (Annan Referandumu) bir topluluğa, kendi anayasasına göre daha aşağı bir siyasi statü öngörmesi ne düşünülebilir, ne izin verilebilir.

İş buraya gelmişken, ben bu BM söylemini de yargılamak gerektiğini düşünüyorum.

Kıbrıs Sorunu’na bu BM söylemini sokan kimdir? Ve ne amaçla sokmuştur?

Makarios’tur… Yunanistan’ın karşı çıkmasına rağmen…

Çünkü 2. Dünya Savaşı sonrasında çözülen İngiliz Kolonyalizmi’nden koparak doğmuş devletlerin, kendisinin de İngilizle vuruşmasından esinlenerek, onlar gibi bir bağımsızlık savaşı verdiğini zannetmekle, Genel Kurul’da kendisine hak vereceklerini düşünüyordu. Druşotis, İlk Bölünme adlı kitabında, “ Makarios BM’nin uluslar arası rolünü abarttığından Genel Kurul kararı yoluyla kendisine self determinasyon hakkı verilebileceğini sanıyordu” demektedir. (s.42-43)

BM Kararı ile ENOSİS… Yunanistan ile bile kavga etmek pahasına…

Adam, BM Kararları, BM Prensipleri, BM Kriterleri deyip duruyor ama hin-i hacette amacı buydu…

Peki biz onun getirip bu tartışmanın ortasına soktuğu bu söylemi aynen alıp kabul ederek kullanmakla ne murat ediyoruz? Federasyon mu? Malın asıl sahibinin niyetini bilince bu bir boş beklenti olmuyor mu?

Nitekim ortaya sürülen Perez de Cuellar Belgesi, Galli Fikirler Dizisi, Annan Planı gibi bütün BM federasyon önerileri de akamete uğramadı mı? Çünkü niyet, ta başından o değil…

Bu söylem de gözden geçirilmelidir…

Sayın Akıncı ve ekibinden bir beklentim yok! AB Muhiplerini de ciddiye almıyorum… Akademik dünyaya sesleniyorum…

Günü gelir, önerilerimizi de yaparız… Önce eleştiride hemfikir olalım da…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
33
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
5 Ocak 2019, Cumartesi
vatandas         - k.kibris
Aynen oyle! Bunlarin BM karari diye pesine dustukleri 1950 de kilise papazinin konuya tam vakif olmayan BM uyesi ulkelere yutturduklari ''demokratik cogunluk'' bunu istiyordur kararindan baska birsey degilmis..

YAZARIN SON 10 YAZISI
25 Mayıs 2019, Cumartesi    Bugünün yazısı
13 Mayıs 2019, Pazartesi    Daraldım...
26 Nisan 2019, Cuma    Hade yahu siz da...
7 Nisan 2019, Pazar    Ya ondansın ya bundan
15 Mart 2019, Cuma    Dikkatinizi çekerim
3 Mart 2019, Pazar    Yettiniz yani
23 Şubat 2019, Cumartesi    Ben bunların yoldaşı değilim…
10 Şubat 2019, Pazar    Neden hata yapıyor?
9 Şubat 2019, Cumartesi    Niyazi telefon etti...
6 Şubat 2019, Çarşamba    Niyazi Kızılyürek yanılıyor

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Bugünün yazısı
Doç. Dr. N. BERATLI | 25 Mayıs 2019, Cumartesi
1918’de Polonyalı komünistler, Alman parlamentosunda bir iki milletvekillerinin olmasının, (sınıf dayanışması üzerinden) Alman işçi sınıfının da temsili halinde, ulusal sorunu çözeceğini ve ayrı eşitlik talep etmenin ...
Daraldım...
Doç. Dr. N. BERATLI | 13 Mayıs 2019, Pazartesi
Ben sıkıldım arkadaşlar…
Onun için yazmıyorum… Yazsam, çoğunlukla gece gündüz kavga etmem icap edecek. Yaşım kemale erdi, bıktım! Susup oturmayı da denemeye karar verdim.
Bir halkın böyle gündemi mi olur? Bezdim…
A...
Hade yahu siz da...
Doç. Dr. N. BERATLI | 26 Nisan 2019, Cuma
Dünyaya “otoban” denilen bilmem kaç şeritli yol kavramını “hediye eden”, Adolf Hitler’dir! Birinci savaş sonrası gelen korkunç enflasyon ortamından çıkmak, işsiz Almanlar’a iş bulma...