İstanbul’da Türk, Rum, Yunanlı gazetecilerin katılımıyla bir sempozyum gerçekleştirildi. Katılan gazeteci refiklerimiz haberler ve yorumlarıyla aktardıkları ölçülerde bu sempozyumda nelerin konuşulduğunu öğrenmeye çalıştık.
Geçtiğimiz gün bunlardan bir tanesini Ali Baturay yansıtmıştı köşesinde. Sempozyumda 15 kadar Rum gazetecinin olduğunu yazıyor ve Papadopulos’un neden seçimleri kaybedip Hristofyas’ın kazandığına ilişkin sorulara sadece bir tek gazetecinin, “söyleyeceklerimi gazetelerinizde yazmayın” ricasıyla cevapladığını anlatıp ekliyordu: “Böyle bir istekte bulundu da çok flaş bir şey mi söyledi sanıyorsunuz. Hayır, ortaya çıkan durumun demokratik bir seçimin sonucu olduğunu, bu konuda söylenecek fazla bir şey bulunmadığını belirtti meslektaşımız…”
İŞTE ARAMIZDAKİ FARK: Onlar için Papadopulos kaybederken Hristofyas neden kazandı sorularına içlerinden sadece bir tekinin verdiği cevap “demokratik sonuç” oluyor.
Benzeriyle bizim gazetecilere, “neden Denktaş kaybederken Talat kazandı” diye sorulsaydı neler neler söylenmezdi.
“Denktaş hem çözüme hem de AB’ye karşıydı. Uzlaşmacı değildi. Statükocuydu. Annan planına karşı çıktıydı. Liderliğini sürdürüp götürecek kabiliyetini yitirmişti… Talat ise halka AB’yi çözümü vaad etmişti. Yenilikçi, devrimciydi…”
Ve tabi her başlığın altını bir kitap dolusu lafla doldurma işgüzarlığı. (Hepimiz de öyleyiz.) Bu nedenle olmalı hangi kez Kıbrıs siyasal sorunu gündeme gelse ulusal bütünsellikle tek seslilikten söz ederiz. Nedenini de eğer bu adada Türk halkının varolma mücadelesine inanmışsak bu “varlığı” kendi egemenliği altında ezip kimliksiz bir cemaat oluşturmaktan başka amacı olmayan Rum liderliğine karşı ortak mücadelede bütünlüklü görüş birliğiyle koruyup yaşatmak zorundayız diyerek anlatırız.
Oysa daha dünkü 1 Mayıs’ta mesela Başbakan Soyer ve memleketin Sn. Cumhurbaşkanı Talat’la yanyana yürüyüp kutlamaları birlikte yapmaktansa Rum tarafında Hristofyas’la yanyana yürümeyi tercih eden sendikacılara da tanık olduktu.
Onlar bir seçim sonucunu bile sırf liderleri yara alıp siyasi istismara hedef olmasınlar diyerek “demokratikti” kelimesiyle geçiştirirlerken, işte bizimkilerin tutumu!
Kaldı ki bir de özgür basın yok diyerek şikâyet ediyorlar! Daha ne olsun? O kadar var ki o özgürlük uğruna kendi varlığımızı kendi elimizle tepeliyoruz!
HESAP TUTMUYOR
Şanlıdağ 2007 ile 2008’in ilk üç ayını memlekete gelen turistler açısından kıyaslamış, “lokomatifin” nasıl yol aldığının ispatını çakmış. Kısaca TC’den gelenlerde yüzde 1.4 üçüncü ülkelerden gelenlerde yüzde 2.2 artış olmuş.
Bu artışları da “hadi bakalım gelsin memlekete bir milyon turist de görelim” diyerek eleştirenlerin gözlerine cevap olarak sokuyor. Oturup bir hesap da biz yaptık ama. Sonuç çok umut verici, turizmde aydınlıklar müjdeliyor. Çünkü eğer bu yüzdeliklere vuran artışlar böyle devam ederse 2020’lerde bir milyon turiste ulaşacağız, tabi çok olağan süreçte!
VE HABER VERELİM
Mağusa Devlet Hastahanesi güzel. Cicim bicim. Dün Kulak burun boğaz doktoruna muayene için giden hastaya verilen cevap ise şu: “Doktor sadece Salı ve Perşembe günleri hastahanededir!” Bu da Eşref Vaiz cephesi. Bir diğer ifadeyle Mağusa Hastahanesinin cicim bicimi gidiyor yerine alışıldık klasiği geliyor!