Hükümetler parti adları ile de anılır, önlerine, “adil, demokrat, şeffaf, cumhuriyetçi, müstebid, halkçı, Solcu Sağcı gibi kelimeler konularak yemekler gibi tarifler de alır.
Bunlara karşılık nitelikleri ne olursa olsun Hükümetler’den iki şey beklenir. Basiret ve teenni. Birisi “bilmek” diğeri “ileriyi görebilmektir.”
ŞİMDİ CTP HÜKÜMETİNE BU CÜMLENİN İÇİNDEN BAKALIM: İktidara geldikte bir dizi reform paketleri vardı. KKTC’nin sosyo ekonomik yapısını değiştirip mesela statükoyu kıracak, AB’ye uyumu sağlayacaktı. Başaramadı!
Bir yandan UBP’den yıkım devraldık diyorlardı ama ters orantılı süreçte kişi başı ulusal gelir de artıyordu, GSMH da.
Devri iktidarlarında inşaat sektörü de patlıyordu, turizm umutları da yeşeriyordu. Paralelindeki etkisiyle millet paraya da doyuyordu arabaya eve villaya da.
Amma bu süre içinde bir şey daha oluyordu. KKTC’yi tanıtmak için değil, Kuzey’deki Türk halkının ne kadar barış ve çözüm istediğini anlatmak için dünya kazan kendileri kepçe oluyorlardı. Orada burda Temsilcilikler açıyor yeni kadrolar yaratıyorlardı. Uydurma kulplar takarak Afrikalarda Londralarda ekabirin takımları olarak futbol turnuvaları düzenliyorlardı. Ne Avustralya bırakıyorlardı ne Amerika ne de ayak basmadıkları Uzak Doğu ülkeleri…
Artı dişlerinin ısırabileceği UBP’den kalma ne kadar gariban varsa kapı önüne koyuyor, yerlerine kat katı partililerini alıyorlardı. Dört bini aşkın istihdam yapıyor, en harcıalem tutumlarda adamlara göre işler uyduruyorlardı…
Ve gün gele ispat ediyorlardı ki ne “biliyorlardı” ne de “görüyorlardı.” Neyi? Devlet yönetirken önleri ile geleceklerini! Birisi basiretti diğeri teenni! Öyle de oldu muydu devri iktidarlarında yaptık dedikleri de raslantı oluyordu, yıktık dedikleri de! Mustrasının aynalarda yansıyan son görüntüsü de ispatı oluyor, eşel mobili altı aya çekmekten medet umar durumlara düşüyorlardı! Çaresizliklerine “hata bizde değil, ekonomik krizlerde, inşaat sektörünün batmasında, petrol fiyatlarının yükselmesinde, kuraklıkta, TC’nin para musluğunu kapatmasında” gibi kulplar takıyorlardı ama hiç yakışmıyordu!
Oysa birgün böylesinin de olacağını hem “bileceklerdi hem göreceklerdi.” Devlet adamlığı bunu gerektiriyordu, tedbir ve tertibi Hükümet olarak kendilerinindi.
VE DEVAM EDİYORLAR. Başlar taşlara vura vura ya akılları biler yahut yarılır kanarlar. Bunların başları “idrakten” yoksun mu ne? Daha dün “alternatif konmadan eşel mobil önerisi geri çekilemez” diyen Hükümet vakta ki sendikalar yollara düşüp “ya gidersiniz ya gidersiniz” dediler; eşel mobili de kendileri ile birlikte tatile sokarak tornistan ediverdiler!
Şimdi buna politika demek mümkün mü? Hele “işleri idare ediyoruz” demek hiç mümkün değil. Öteki benzer olaylarda ve asla gerçekleştirilemeyen reformlarda görüldüğü gibi ne zaman ki Hükümet sıkıyı görmekte, aldığı kararları gevşetip geri dönmekte…
Ne basiret kalmakta ne teenni! Rast gele Hükümet imajına rast gele işler çakılmakta!
SONUÇ: Tabi böylesi karmakarışıklıkta CTP-ÖRP Hükümeti erken seçime gitmez, oy kaybından korkar ama kaldı mı başka çareleri?