Savunma her zamanki gibi: Dünyada artan petrol fiyatları, küresel ısınmadan dolayı bozulan doğa dengeleri, Kamu görevlileri maaşlarının bütçeyi zorlaması…
Tabi bunlar hükümet açısından keramet değil, ne yapsın, “ya zamları basıp delinen bütçenin temelli iflası önlenecekti yahut iç borçlanmaya gidilecekti.” (Bunlar Sn. Başbakan’ın söyledikleri.)
Dört yılda sorumlusu olduğu maliyeyi cari açıklar krizine havale ederek kurtarmak için zam üzerine zam bastırtan Uzun’un savunması ise daha dopra: “Bakın diyor. Eğer bu zamları yapmazsak maaşları ödeyemeyiz…” (Yani demek istiyor ki kırk satır mı kırk katır mı? Tercih sizin.)
ÖTEDEN BERİ YAZIYORUZ TEKRARLAYALIM: Bütçede fazlalık oluverince refah katkı payı bile veren bir hükümetin işleri çok iyi giderken istenmeyen dolaylı vergileri dikerek halkın cebine saldırmasının, elbette dünyadan kaynaklanan kaçınılmaz etkileri olacaktır. Kemerler sıkılacak, içteki gelir kaynaklarına yönelinecektir…
Ancak: Hoca’nın evine hırsız girer. Ne var yok alıp götürür. Konu komşu Hoca’ya geçmiş olsun diyecekler ama “hiç kapı açık bırakılır mıydı, insan hırsızlığa karşı tedbir almaz mıydı, hırsızın eve girdiğini de sezmez miydi” diyerek bir güzel töhmetin altına sokarlar ki Hoca dayanamaz, “yahu der, bu hırsızın hiç mi suçu yok!”
Ne diyorduk, “evimiz KKTC!” Emanetçisi CTP-ÖRP iktidarı. Tutun ki petrol fiyatları vurduydu, küresel ısınma olduydu, kuraklık tarıma ekonomiye fena koyduydu… Tümü de hükümetin elinde olmayan nedenler. Amma bu duruma düşülürken bu hükümetin hiç mi suçu yok!
Yani dört bin olarak ifade edilen istihdamlar yapılmadı mı? Uyduruk kulplar takılarak Meclisin milletvekillerini bile dış ülkelere futbol oynamaya gönderecek bonkorlükler yaşanmadı mı? Dışişleri Bakanı, yanısıra ötekiler dünyada ayak basmadıkları yer mi bıraktılar? Milleti araba alımlarına yönlendirecek en ehveninden ödeme kolaylıkları icat edilmedi mi? 2003 yılında otuz müteahit varken bu hükümet döneminde yaratılan sat al, al sat furyası nedeniyle sayıları bini aşmadı mı? Yatırımlar için krediler teşvikler verilmedi mi? Kalkınma Bankası boşuna mı efsane haline geldi! Bazı Bakanlar halkla hükümeti kavga ettirecek icraatların sorumlusu olmadılar mı? Yani bu hükümetin hiç mi suçu yok ki faturasıyla ceremesini halka kesiyor, yetmiyor halktan fedakârlık bekliyor.
Fedakârlık zaten 2008 yılında dondurulan maaşlara, asla artırılmayan asgari ücretlere, batan işyerlerine, iflas eden müteahitlere, Beşparmakları doğrayan taşocaklarına, trafiğinin açmazlarına, turizmin acıklı hallerine, sağlığının eğitiminin sağlıksızlığına tahammül etmekle yapılmadı mı? Görüşmelerde çözüm için pompalanan umutlarına nazire yine kapının arkasında olan çözümsüzlüğü çakacak gerçeklere tahammülüyle bu halk borcunu ödemedi mi?
FAKAT NE DİYORDUK. İşte o Sol kafadır ki kırk yılda bir kez geldiği iktidarı “ “tasavvurlarının” gerçekleşmesi için araç, yurttaşı da bu yolda gereç olarak kulanmaya kalktı… Reformlardan söz etmiyoruz. Nihayet anladılar ki yerine koyacakları bir başka süslü kelime daha vardır: Mesela ekonomik platform!
Ne olacak ama? KKTC’yi zamların şampiyonu yapar, halkı hizaya getirme gibi kafalardaki ihtilalci ideayı diktacı iktidar tutumunda “biz terbiye etmesini de biliriz” diyerek sistem haline getirmeye çalışırken bundan sonrası platformlar neyi kurtaracak? Yahut Başbakan’ın “yarın ve yarına dair bir çivi çakmayı” yeni görev bilinci olarak talep etmesine, kandırılmaktan canı yanmış halk nasıl inanıp katılsın? Hatta zamlar geri alınsa bile!