Artık yolda belde durduranlar “ne olacak bu görüşmelerin sonu” diye sormuyorlar bana. Demek ki çözüm beklentilerine kıran düştü. Buna karşılık ve gitgide “bugünkü durumun” statü haline gelmesi düşünceleri kemikleşiyor. Mesela öğreniyoruz ki ünlü Vamık Volkan da ayni görüşü taşımakla kalmıyor, TC Cumhurbaşkanı Gül’e düşüncelerini aktarıp sorunun çözümünü “delikli peynir” misaline sokuyor. Yani iki ayrı bölgedeki iki halk o hücre deliklerden gidip gelsinler ilişkilerini sürdürsünler ama bölgeler öylecene kendi siyasi otoritelerinde kalıversin.
Kısaca 1974’de olagelen iki bölgeli, iki toplumlu Kıbrıs siyasi gerçeğine karşılık Sol’un “birleşik” tasavvurlarının, Sn. Talat’ın kerhen de olsa Hristofyas’ın “tek egemenlik tek yurttaşlık” önerisini kabulünün, halk indinde kıymet’i harbiyesi bulunmuyor. Tutun ki siyasetin akıl yolu galebe çalıyor, Güney-Kuzey gerçeği statüsel siyasi çözüm anlamı buluyor.
FAKAT ŞUNU SORUYORLAR. Ne olacak görüşmeler demekten çoktan vazgeçmiş insanlar artık, “ne olacak bu zamlar” diye soruyorlar.
Önceleri “moda” diyordum. Bir yerlerden üfürülür, kitleselliğin kaçınılmaz sosyolojik olayıdır, fırtına haline gelir. Tutun ki son günlerde elektriğe yapılan zam bu tepkinin ağa babası oluyor.
Ancak ne tek başına yorumlanacak kadar ötesi sorunlardan azade ne de pahalılığın tek nedeni olarak suçlu durumuna düşüyor.
Kısaca hükümet artık halkı korkutuyor! İspat ediyor ki “Devleti kurtaracağım” iddiasına sardığı siyasi iradesini sınır tanımaz kararlarla faturasını halkın ödeyeceği icraatları haline sokmaktan çekinmiyor. İçinde “ben yaparım olur” da var, “yapmazsam ayvayı yersiniz” tehiditleri de!
Mesela en taze örneğinde Maliye Bakanı Uzun’un, “İki yıllık yatırım 200 milyon YTL’dir” diyerek “eğer elektriğe yaptığımız bu yatırım olmasaydı şimdi karanlıklar kaderimiz olacaktı” uyarısında salınıyor.
DEVLET GÖREVİNİ YAPARKEN FATURASINI HALKA YAZIYOR: Bugüne kadar hangisi iktidara geldiyse hep ayni savunmayı yaptı. “Bu memleket için fedakârca çalışıyoruz, anlayışlı olun, aydınlık yarınlar için icraatlarımıza destek verin, seferberliğe siz de katılın…”
Yani öteden beri söylediğimizce her gelen iktidar için halk emir kulu esamesinde “yönetilen taba” oluyor!
Hiç öğrenemediler ama: “Hükümet oluş iddiası ile iktidara gelinmişse gıklarını çıkarmadan asli görevleri olması gereken işleri icraat haline getirmekle yükümlüdürler.” Elektrik sorununu çözmek de işleridir, yollar yapıp çeşmelerden sular akıtmak da. Siyasi çözüm sağlamak da görevleridir, halka vaad ettikleri refah ve saadeti bahşetmek de. Kaldı ki “kafalara göre yönetmek başkadır, asıl olması gereken Devlet bilincinde kalkınmaya yönelik plan programlarla yönlendirmek” başkadır. Ki bunlar insanları kafalarına göre takıyorlar!
Ha, halktan elbet istenecektir: Kazandığı oranda vergisini, tasarrufu, çevre bilincini, ciddi iş anlayışını, yurtseverliği, daha çok çalışmayı falan… Fakat halkın boğazına basarak, maaşlarını dondurup üstüne zam üzerine zam koyarak, alış gücünü tırpanlayarak, daha aydınlık günler derken gerisin geriye gidip yaşamayı külfet haline sokarak; sonra da halkı suçlayarak, “yapmasaydık etmeseydik görürdük sizi ne hallere düşecektiniz” tehdidini sallamak, hükümetin görevi değildir! Tabi olur: “Komünist rejimlerde!” Soralım ama: Öylesi bir rejim mi vardır KKTC’de?