Asker-Sivil
Kimse, Kıbrıs adasında ‘asker-sivil’ gerginliği istemez...
Hele ‘ateşkes’ koşullarının var olduğu bir ortamda...
Bu nedenle ‘iç barış’ önemlidir, en az Kıbrıs meselesinin çözümü kadar...
***
Gerginliğin tırmandığı ‘çıkışları’ anımsayınız!..
Medyanın ‘kapı önüne’ konduğu dönem; Başbakan’a yönelik “Türklüğünü kanıtla”
hissiyatı!..
Ne oldu yani?
Kim, ne kazandı bu tartışmalardan?
***
Son dönemde, hem yurt dışındaki insanlarımızın sevdikleriyle buluşmasını sağlayacak “askerlik değişiklik yasası” hem de “ağaçlandırma” faaliyetleri, sivil-asker arasındaki “mesafeyi” biraz yakınlaştırdı.
Ama daha çok yol almak gerekiyor...
Sorun, her gelen ‘komutan’ın iki yıllığına farklı bir “dünya” yaratması ve kimilerinin de “güç gösterisi” sergileme merağı...
“Askerde devamlılık var” deniyor!..
Hiç ilgisi yok!..
Biri geliyor “casusluk krizi” diye gazetecileri hapse atıyor, al sana gerginliğin alası...
Bir diğeri, belirli siyasetçilerle içli dışlı oluyor.
Bir başkası, köylere çıkıyor, kapı kapı geziyor, kendi duruşuna uygun siyasi parti için oy istiyor...
Ama...
Toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede duran, çok sıcak diyaloglar kuran,
olabildiğince sosyal isimler de unutulmuyor.
Örneğin geçmişte, medya ile askeri kurumlar arasında bir ‘diyalog köprüsü’ vardı.
Bir araya gelinir, herkes eleştirisini yüz yüze dile getirir, sorusunu yöneltir, ‘sorgulamasını’ yapardı....
Ha yine “yağcılar” vardı, “çıkarcılar” vardı, “şakşakçılar” vardı, hep oldu, olacak da...
Ama diyalog köprüsü “ayrımsız” açıktı, herkese...
Şu anda, birkaç ‘özel’ isim dışında, hiçbir gazeteci ya da medya yöneticisi askerin “basın subayı”nı dahi tanımıyor!..
Bu gerçeklik de gözden geçirilmeli...
***
Askeri makamlar “siyasete” bulaşmadığı ya da “siyasi bir otorite” gibi davranmadığı sürece, toplumla çok daha sıcak ilişkiler kurabilecektir.
Şeffaf olabildiği...
Diyalogdan çekinmediği...
Ön yargılardan arınarak “dostlar” ve “düşmanlar” yaratmadığı...
Ve Kıbrıslı Türklerin sıkıntılarını gerçekten algılayarak “dar milliyetçi kalıplara” hapsetmediği....
En önemlisi de “seçilmiş makamların üzerinde olamayacağı” gerçeğini benimsediği sürece, çok daha “pozitif” bir manzara çıkacaktır ortaya...
***
Yoksa...
Sivilin askere...
Askerin de sivile ‘kahramanlığı’ kolaydır...
Prim de yapar belki...
Peki!.. Toplum ne kazanır acaba?
Önemli olan toplumun, önemli olan Kıbrıs’ın kazanması değil mi?
/ / /
Canlar!
Yeni ‘çalışma saatleri’ içerisinde, yazın o kırk derece sıcağında, öğleden sonraki o ara...
Yani ‘siesta’ da ortadan kalktı...
Hani öğlen birden üçe her yer kapanırdı...
O sıcakta zaten ‘sokağa çıkmamak’ gerek...
Hem esnaf dinlenirdi biraz, hem de vatandaş!..
Sıcak ada toplumlarındaki ‘vazgeçilmez’ gelenek bu!..
İngiliz zamanında, bizim adamızda da böyleydi...
Kolaysa, birisi, dükkanını açardı...
Çünkü ‘İngiliz’de ‘otorite’ vardı!..
***
Şimdi, bu hak sadece ‘kamu’ çalışanına ait...
Çünkü, artık canlar ve patlıcanlar memleketi burası!..
/ / /
PANO
- Dün, İstanbul’dan yazan Op.Dr. Ergün Okçen’in görüşlerine yer vermiştik. “Beyin kanaması tanısıyla Mağusa’dan Lefkoşa’ya gönderilen, başarılı bir beyin operasyonu geçiren” hastanın durumu... Ama iddia şuydu: “Söz konusu hasta, Mağusa’dan Lefkoşa’ya sadece bir ambulans şoförüyle gönderildi; yanında hiçbir hemşire ve hastabakıcı yoktu... Ambulansın yaptığı trafik kazası sonrası, sabitlenmeyen sedyeden düşen hastanın omurunda kırık meydana geldi.”
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Asaf Şenol aradı dün... Ambulansın ‘trafik kazası’nı doğruladı. Ancak, hastanın yalnız olmadığını ve hemşire Halime Tunceri refaketinde Lefkoşa’ya geldiğini, omurdaki kırığın da eskiye dayandığını anlattı; “Bizlerden kaynaklanan bir kusur olmamıştır”dedi.
- Askerden bir arkadaş aradı, “Tüm bölüklerde sadece Volkan ve Vatan gazetelerini buluyoruz, başka da gazete gelmiyor, askerde YeniDÜZEN’i nasıl okuyacağız” diye... Bir bilsem !!!