Var mısın yok musun?
Hiç izlediğim bir yarışma programı değil, “Var mısın yok musun” ancak namını duydum!..
Liseli gençlerin ya da yeni “genç” kuşağın, yaşamın “eğlenceli yüzü” ile çok fazla haşır neşir olmasından o kadar da rahatsız değilim ben...
Çünkü, biraz da “eğlencedir” hayat!..
Kimi anlarda “savrukluğuna” onların, öykünmüyorum dersem de, yalandır...
Biraz “sorumsuzca” olsa da, yaşadığınız dönemin ve bir daha geri dönmeyeceğiz yaşların tadını çıkarmak, o yılların da hakkını vermek gerekir...
Gereğinde fazla ‘sorumluluk’ ya da ‘dertle’, erkence büyümek ne kadar doğrudur ki?
Ama!..
Eğlenmek, gülmek kadar bir de yaşadığınız coğrafya adına kavga etmektir, bilgiyle ve bilinçle...
Elbette okumaktır, farkına varmaktır, gözlemlemektir...
Hele de Kıbrıs’ta yaşıyorsanız, kendi değerlerinize ve sesinize, kendi dokunuza ve renginize, kısacası ‘memleketinize’ sahip çıkmak da şarttır...
* * *
Lapta Gençlik Kampı’nda “Adalı Gençlik Kulübü”nün konuğu oldum dün...
Kırkı aşkın liseli gençle, henüz ‘kırklı yaşlara’ gelmesem de ‘yaşını başını almış’ edalarında söyleştim.
Sosyolog Hüseyin Gürşan’la birlikte...
Ve toplantımızı ‘Adalı Gençlik’in kurucularından Mehmet Ekin Vaiz yönetti.
Konumuz, “Medya ve Gençlik”ti!..
Doğrusu toplantı sonunda, ‘üzüntüyle’ harmanlı bir düşünce sardı beni...
Ama “umudumu yitirmedim” çünkü, tek tek söz alan, konuşan, bir araya gelerek paylaşan bir kitle vardı karşımda...
Üzüldüm çünkü “medya” denince, neredeyse hiçbirinin aklına Kıbrıs’tan tek bir isim gelmiyordu!..
Gelen isimler Acun’du, Beyaz’dı, Birand’dı, Reha Muhtar’dı, Ali Kırca’ydı!..
Ve “kimi okuyorsunuz”, “kimi izliyorsunuz” soruları da yanıtsız kalıyordu genelde...
En fazla izlenen, “Var mısın yok musun” isimli yarışmaydı!..
Gazeteler için “okuyorum” diyen azınlığın da söylediği, “Bir ön sayfasına bakarım, bir orta, bir de ölüm ilanlarına...”
Ve meraklısı da “spor”a!..
Öteye gidemiyordu!..
“Pedal”in, “Hellimli Demokrasi”nin, “Yolcu”nun hakkını yemeyim ama...
En azından bir kaç kez telaffuz edildi adları!..
(TV Gazetesi de söylendi de, sanırım, bana ayıp olmasın diyeydi!..)
* * *
Peki neydi sebepleri, “yeterince izlemeyen ve okumayan” bu kuşağın, temel beslenme malzemesinin de “deniz ötesi” şovlara ve yarışmalara dayanmasının!..
Bir kere ‘medyamızın’ politize olmuş halleri usandırmış liseli gençleri!..
Sürekli ‘politize’ tartışmalar, bunaltmış!..
Ve aileler..
“Annemizin izlediği dizilerden televizyon izlemeye fırsat kalmıyor ki” diyenler...
Sabah akşam ‘aşiret’ ve ‘kan davası’ dizilerinin oynadığı evlerden, nasıl bir ‘gençlik’ çıkacak ki, yurduna dair duyarlılıkları olan?
Ve eğitim!..
Bir liseli örneğin, “Başaran Düzgün’ü okuyorum çünkü bu konuda bir ödev verilmişti, o zamandan itibaren okumaya başladım” dedi!..
“Dar çıkar çatışmaları”na hapsedilen ve terk edilen “okullarda”, artık “eğitimci-öğrenci” ilişkisi, ne yazık ki “müfredat” dışına çıkamıyor; çok fazla, teşvik yok, sohbet yok, ilgi yok!..
Böyle olunca da...
Yarınlara bakarken, şu soru takılıp kalıyor belleğimize:
“Bu adada var mıyız, yok muyuz acaba?”
/ / /
UBP’den “etik” dersi (!)
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Basın Bürosu, Özgürlük ve Reform Partisi Genel Başkan Yardımcılığı'ndan ve bu partiden istifa eden Faize Tarazi'nin UBP'ye katıldığını açıkladı.
İşte bu nedenle “siyasi kültürümüz” gelişemiyor!..
UBP değil miydi aylarca, bu partinin, yani ÖRP’nin “satılmışlığını, rezilliğini, ahlaksızlığını” topluma pompalayan!.
E, bu “transfer” neyin nesi?