Suskunluk
En fazla bağırması, eylem yapması gereken "asgari ücret"le çalışanlardır bu adada...
Hem, pekçok "devletten maaş çeken" insanımıza göre, yarının yarısı bir maaşla geçinmek gibi bir kavganın yorgunluğunu taşırlar bedenlerinde; hem de yazın sıcağında ne öğle tatilleri vardır, ne de kışın soğuğunda çoğu zaman akşam dinlenceleri...
Velhasıl, birkaç kat fazla saat emek üretip, birkaç kat daha az maaşa talim ederler...
Yalnızdırlar üstelik...
Kimsesiz...
Çaresiz...
* * *
Üstelik bir de "haksız rekabet" ortamıyla boğuşurlar..
Eğer 'mimarsa' örneğin, "devlette görevli" bir diğer meslektaşı gelir, "özel alanda" da dikilir karşısına...
Devletin maaş, ikramiye, emeklilik güvencesi ve rahatlıyla...
En önemlisi de "kamu kaynaklı insan tavlama" lüksüyle, bence “ahlaksızlığıyla”...
Hiç şansı yoktur, "özelde" çalışan insanın!..
Diyelim ki 'öğretmen' ve özel sektörde şansını arıyor, nafile!
"Okuldan tavladığı öğrenci" ile dersaneye giden, evinde özel ders veren meslektaşı karşısında barınamaz kesinlikle...
Yalnızca ve sadece özelde görev yapan hekimin, elektronikçinin, elektrikçinin şansı yoktur "kamudan kaçak ve gayrı yasal" meslektaşları karşısında...
Peki ya yaşamını sadece hayvancılıkla, sadece çiftçilikle kazanan insanın var mı şansı?
Neredeyse tarlaların yarısını memurlar eker yurdumda, hayvancılığı da onlar götürür...
* * *
En fazla bağırması, eylem yapması gerekenler işçilerdir, banka veznelerinde ezilendir, marketlerde terleyendir .
Aile işletmeleri, küçük esnaf, elinde üniversite diploması ‘ne iş olsa yapan’ genç...
* * *
Ve zamanla 'ırkçı' bir ayrıma da girmiştir, Kıbrıs'ın kuzeyindeki çalışma hayatı...
Kıbrıslı Türkler "memur" olacaktır mutlaka!..
Siyasilerin ve yönetenlerin görevi de her eve bir ‘devlet işi’ bulmaktır!..
Kamu dışında dilediği gibi "özel işlerini" de yürütebilecektir herkes...
‘Ortak kasa’yı önemsemeden hep ‘daha fazlasını’ isteyecektir mutlaka!..
Sıkıştı mı "partizan" damardan girecek, "sendikal" yaygaradan köpürecektir!..
Bunun adı da “sosyal devlet” olacaktır sonuçta (!)
Ve diğer el ayak işlerini de Türkiye'den gelenler yapacak, Bulgaristan göçmenleri yapacak, 'ötekiler' yapacaktır nasılsa...
‘Sermaye’nin patronları vardır bir de tüm bu anlattıklarımızın dışında kalan ki; onlar ‘kaçak işçi’ besleyecek, ‘asgari ücret’e ezecek, ‘ne kadar vergi kaçırdıkları’ ile de övüneceklerdir sağda solda!..
Gerisi mi?
'Patlıcanlar' işte...
Yani 'canlar' dışında kalanlar...
Yani 'cumhuriyet çocukları' olmayanlar!..
* * *
En fazla bağırması, eylem yapması gereken "asgari ücret"le çalışanlardır bu adada...
Birkaç kat fazla saat emek üretip, birkaç kat daha az maaşa talim edenler...
Yine de susanlar...
* * *
‘Onların’ suskunluğu, ayıbımızdır...
Bu sessizlik hepimizin ayıbıdır...
Bu sessizlik 'yönetenlerin' ayıbıdır en fazla....
& & &
Sağdaki ‘ÖP’üşme!
Merakla bekledim, birisi yorumlar mı diye...
Kimse iki kelam yazmadı.
Oysa umutlanmıştım.
‘Özgürlük ve Reform Partisi’nin kuruluş ve hükümete katılma aşamasında ‘siyasetteki kirlilik’ yüksek sesle tartışılmış, gelecek günler için “belki artık herkes utanır”, “Belki artık siyaset yapma modeli değişir” demiştim!..
Tabii zamanla, kendilerine “siyasetin fahişesi” diyenleri dahi “tavlamayı” becermişti ÖRP!
UBP kalmıştı ‘bağırmak’ üzere geriye!..
Meğer, hani adına “ÖP” dedikleri, ya da Turgay Avcı’yla özdeşleştirdikleri tavır, “sağ siyasetin” geleneğiymiş sadece...
Ve bu “gelenek” özellikle “sağ” siyasetin “yaşam kültürü”nü oluşturuyor, ne yazık...
Oluşturmaya da devam ediyor!..
‘ÖP’ü “ahlaksız, satılmış, düzenbaz” ve nice suçlamayla tanımlayan UBP, işte bu suçladıkları partinin “as”larından birini kendine üye yapınca koşa koşa!..
Takke düştü, kel göründü doğal olarak...
Meğer ‘sağ’ın geleneksel kültürüymüş bu!...
Biz de sanmıştık ki “temiz siyaseti” özlüyorlar gerçekte...
& & &
‘Git hükümetin sorunu çözsün’
Nergisli’den Mehmet Yalçın aradı, titrek bir sesle ve sinirle...
Kamyoncu!..
Ve iki gündür ‘yüküyle’ birlikte ortada kalmış...
Birileri “ek mesainin kaldırılmasına” kızmış herhalde, öcünü yurttaştan alıyor!..
Yurttaşı koruyan kim peki? Hesap soran kim? Nasılsa ‘sendikası’ da yok onların!..
<<... Cuma günü dörde on kala gümrüğe gittim. Yükümü boşaltmadılar, mesai bitmiş... Pazartesi gel dediler. Bekledim... Saat onbirde Mağusa’ya haber gönderdiler, gelsin diye... Çıktım Lefkoşa’ya geldim. Saat üçe kadar çalmadığım kapı kalmadı, kimse yüzüme bakmadı. Yükümü boşaltamadım. Müdüre gittim. ‘Git, hükümetin sorunu çözsün’ dedi. ‘Maliye Bakanı’na git’ dedi... Ne yapayım Cenk bey... Ne yapayım... Yazık değil mi bize?..>>
***
Sayın Maliye Bakanı!.. Ve hükümet!..
Ve “devlet yurttaşın hizmetkarı olacak” diyenler...
Ne yapsın bu yurttaş ha?