Rolümüzü’ reddettik!
Aslında kimsenin suçu yoktu !..
Eğer ajanstan gelen açıklamaları yan yana sıralasak; manşete başbakanın demeci, yanına sendikaların eylemi, üzerine Cumhurbaşkanı’nın sözlerini dizsek...
Bir ‘gazete’ yapmış olurduk!..
Ne ‘tüterdi’...
Ne ‘kokardı’ ama...
Kimse de ‘mutsuz’ olmazdı ha!..
Bize ‘yazılan’ rolü oynamış olurduk o zaman...
‘Sıradan’ işimizi yapardık o gün!..
Oysa..
‘Fark yaratma’ peşinde koştuk...
Çünkü ‘cebimize’ giren azdı; bir tek gün yoktu ‘gün ışığı’ görerek terk etmişliğimiz gazetenin kapısını ama... Tek heyecanımızdı ‘fark yaratabilme’ çabası...
* * *

Ve insanları ‘şok’ederek toplum ‘tartışsın’ istedik.
Tek satır küfretmeden...
Tek kelimeyle yargılamadan...
Kimseye ‘çaldın’ demeden...
‘Gerçeği’ yan yana dizerek sadece...
Yalnızca ve sadece, fotoğrafını çektik, toplumda iki kesim arasındaki ‘uçurum’un...
Özel ile kamu arasında bir ‘uçurum’ vardı bu yurtta...
Ve bunu nasıl bir ‘farkla’ gündeme taşır, birilerinin konuşmasını sağlar, nasıl ‘gündem yaratırız’ diye düşündük...
Sonuçta, başardık!..
Günün ilk dakikasından gecenin yarısına kadar, insanlar ‘özel - kamu’ farkını, aslında ‘ortak kasa’daki paranın dağılımındaki ‘adaletsizliği’ konuştu...
Oysa ‘sıradan’ bir gazete yapsaydık...
Biz ‘rolümüzü’ oynayacaktık sadece...
Ve herkes, kendi ‘gündemini’ konuşacaktı...
Oysa biz, iş karıştırdık (!)
Oysa ‘rolümüzün’ dışına fazlasıyla çıktık (!)
* * *
Hiçbir yorum yapmadan ve kimseye saldırmadan; eleştiren ya da yargılayan tek kelime laf etmeden, Kıbrıs'ın kuzeyindeki "gelir dağılımı"nı, korkunç farkı, ortak kasanın ‘ortak’ paylaşılmadığını ve adaletsizliği yansıttık...
Bir 'durum saptaması' yaptık sadece...
Bir yana yüzde onsekizlerde maaş artışı talep eden sendika başkanlarının maaşlarını yazdık; öte yana avukatın, tezgahtarın, temizlik işçisinin, vezne görevlisinin, gazetecinin, sekreterin...
Meğer ne büyük ‘suç’muş bu!..
Yalnızca ve sadece ‘gerçekliğimiz’ ne kadar da germiş herkesi!...
Maaşlarının yazılmasından ‘utanan’ ve ‘gerilen’ bir ‘üst sınıf’ı deşifre ediyorduk ha!..
‘Sendika’ ve ‘çıkar’ faşizmine, yaranamadık!
Parti yöneticilerinin başına bir ‘bela’ daha sardık üstelik...
* * *
Aynaydı tuttuğumuz...
Aynadaki de toplumsal yüzümüz...
Nedense, kimse ‘ayna’daki görüntüye bakmadı, aynayı tutana taktı sadece...
Ve biz ‘tetikçi’ olduk!..
Ve biz ‘bölücü’ olduk hatta!..
* * *
Bir noktanın altını çizelim!..
Kıbrıs'ın kuzeyindeki adaletsiz gelir dağılımı; ne maaşı yüksek olanın "bunu hak etmediği" anlamına geliyor, ne de bin liraya geçinmek zorunda kalan özel sektör çalışanının "bunu hak ettiği..."
Hiç bir durumda ‘daha fazlasını hak etmez’ yorumu da yapılamaz elbette, herhangi bir kesim için...
Böylesi bir "adaletsiz” tabloda "siyasi kimliğin" de yoktur çok bir önemi...
CTP'lisi de TDP'lisi de UBP'lisi de DP'lisi de partilisi ve partisizi de aynı "çarpıklık" içerisinde yaşamını sürdürmektedir çünkü...
Mesele "tartışmanın odağı"ndaki samimiyettir.
Mesele, aptalca bir ‘karşıtlık’ uğruna, okullarda ‘haksız yere’ çatışmayı körükleyenlere, kitlesinin nasıl ‘sessiz’ kaldığı kadar şaşırtıcıdır...
Mesele, herkesin ‘bize yazılan rol bu’ diyerek, akıl yolunda ‘fark’ yaratmaktan kaçması ve korkması ve “aman bana ne” demesi kadar basittir....
Mesele, gözlerimizi kapatmaktır ‘toplumsal gerçeğe’ ve sadece ‘kendimize’ bakmak bencilliğidir...
Mesele, ‘yazanın da bozanın da kızanın da paylaşanın da itiraz edenin’ aslında aynı ‘güruh’ olduğudur...
Mesele ‘statüko’ denenin, hükümet ve muhalefet kültürünü de içine alan ama çok daha geniş bir yelpazeyle çevrelenen, tüketilmez ‘kalabalığı’dır...
* * *
‘Uçurum’ manşetinin tek sorumluluğu şahsıma aittir...
‘Sıradan’ı ve ‘rutin’i reddederek, gazetecilik adına bir ‘fark’ yaratma çabamız var, haber merkezindeki tüm yoldaşlarımızla birlikte...
Bence başardık...
Ve yine bence, başarsak da ‘yenildik’ bu kavgada...
Yenilgiyi ‘mesleki’ anlamda söylüyorum biraz da...
Bir ‘parti gazetesi’nde “gazetecilik” yapma şansınız çok fazla yok ne yazık ki!..
Ama bu ‘yenilgi’nin sebebi, çok geniş bir insan grubudur ki, kimileri ‘enteldir’ sözde, kimileri sözde ‘aydın’...
Çünkü ‘demokrasi kültürümüz’, insanların, sizi görmek istediği yere kadardır...
Ve bu yenilgi, tüm ‘örgütsüz’ ve ‘ezilen’ insan grubunundur aslında, tam bir ‘baskı’ ve ‘yaygara’ gücüyle ‘siyasi otorite’yi esir alan bir ‘ayrıcalıklı sınıfa’ karşıdır...
* * *
Hiçbir siyasi partinin üst düzey kadrosu, Cumhuriyetçi Türk Partisi yetkilileri kadar hoşgörülü olamazdı...
Onların bana gösterdiği tahammül, saygı ve hoşgörüyü, hiçbir ‘parti kadrosu’, kendi gazetesinin başındaki insana göstermezdi, bugüne kadar göstermedi de...
Haklarını teslim etmeliyim...
***
Dünkü ön sayfamızda, yani dünkü manşette, parti yöneticilerinin ya da hükümet edenlerin, ‘gazeteyi ellerine aldıklarında okumak’ dışında bir ortaklıkları hiçbir katkıları yoktu...
Eğer bir ‘suç’ varsa ortada, yalnızca bize bilgi veren kaynaklardı ki, sayfayı ve haberi kurgulayan ve peşlerine düşen de biz, habercilerdik...
* * *
Ama sonuçta, herkes ‘mutsuz’ oldu!..
Oysa ‘sıradan’ bir gazete yapabilirdik...
Ve ‘ilizyon’ sürer giderdi...
Hep birlikte oturur, izler, şapkadan tavşan çıktığına inanır, gülümserdik...
Yine de ‘gerçek’ değişmezdi...
Şapka da yerinde dururdu... Tavşan da...
Ve mutlaka o 'tavşan', önceden şapkanın bir yerine saklanırdı....
Biz, ‘tavşanın şapkaya nasıl gizlendiğini’ göstermek istedik sadece!...
* * *
Eğer beş yıl önceki maaşı ile yetmiş kusur kilo et alan birisi, bugünkü maaşı ile yüzyirmi kilo et alabiliyorsa; alım gücü artmışsa, buna rağmen hala 'insaf ölçüleri'nin ve 'bütçe gerçeği'nin ötesinde artış istiyorsa; öte yanda toplumun genişçe başka bir kesimi böylesi bir geliri "rüyasında dahi görmüyorsa", ara sıra aynaya bakmamız kaçınılmazdır...
Ayna bizi sevindirse de, üzse de...
* * *
Evet, onca ‘teşekkür’ telefonunun ucundaki yılgın ama sevgi dolu sese ‘ihanet’ olsa da; bu manşet “asgari ücreti iki bine yükseltiniz biz artış istemeyiz” denmesine vesile yaratsa da ağaların, beylerin....
Yine de bir ‘parti gazetesi’nde çok fazla ‘macera’ya dalmak, ‘akıllıca’ iş değil, anladım...
Ve doğrudur, ‘değişim’ çok zor, ne yazık!..
Kimseye küfretmemişken biz, birilerinin bize sürekli ‘tetikçi’ diye saldırdığı; birilerinin ‘partiye’ saldırmak uğruna bizleri ‘araç’ haline getirerek ‘gazeteci’ kimliğimize hakaret ettiği, onca emeğimizi ve alınterimizi kişisel hırsları ve cehaletleriyle yargıladığı, hele de ‘gazetecilik’ dışında hiçbir siyasi ilintisi olmayan genç meslektaşlarımızın sürekli kırıldığı; daha acısı ‘tetikçiliğini yaptığımız iddia edilenlerin” dahi olabildiğince mutsuz olduğu bir ortamda...
YeniDÜZEN adına fark yaratırken...
Partiye ve yıllarca birlikte mücadele ettiğimiz onca insana ‘mutsuzluk’ kaynağı olmak....
‘Gazeteci’ kimliğimizin saygınlığından tüketmek...
Ve hiç kazanamayacağımız bir koşuda ter dökmek delicesine, anlamlı olmuyor...
Yazmanın da anlamı kalmıyor böylece...
‘Fark’ yaratmanın da...
Evet!..
Bir süre ‘sıradanlaşmak’ gerekiyor!...
Affola!..