Şiir gününde şiir tadında
“Şiir günü”ydü dün!..
Ve gözlerimiz “görüşme”ye çevrilmişti!..
Artık “emekleme çağı”nı çoktan aşmış, “ergenliğini” yaşamış, birkaç kuşak
“harcamış” ve iyice “yaşlanmış” Kıbrıs
sorununun sonlanması için yine umutlar
yüklenmiştik.
Kıbrıs’ın da, Avrupa’nın da, velhasıl dünyanın da “başına bela”ydı bu dert ve en fazla da bizlerin...
* * *
Kurak bir mevsimdi... Kıbrıs’ta ‘çatlamıştı’ toprak...
Oysa barışa aç tohumların çatlamak ve filiz atmak için ‘su’ kadar sevgi ve anlayışa
ihtiyacı vardı, karşılıklı...
Kaç kez “mevsimi geldi artık” şarkıları söylenmiş,
gelememişti bir türlü!..
* * *
İlk kez, Kıbrıs’ı yeniden birleştirmeyi ve barışı bu kadar çok dile getiren iki lider var, görüşme masasında...
Aylar aylar sonra yeniden yüz yüze geldi, Kıbrıs’ta iki toplumun barışma umutları...
Her iki lider de “barışı ne kadar çok
istediklerini” anlatma konusunda ışık veriyor geleceğe...
Ama bizim “kimin barışı daha çok istediği” ya da “kimin daha barışsever” göründüğünden
ötesine ihtiyacımız var...
Evet, adil ve yaşayabilir bir çözüm...
Evet, siyasi eşitlik ve güvenliği gözeten bir çözüm...
Ama “erken bir çözüm” aynı zamanda...
* * *
Başlangıç umutlu oldu!..
Onca “karşıtlık” ve “farklılık” yükleme çabalarına rağmen...
Umarım, yine kursağımızda kalmaz hevesimiz...
Umarım, başladığı gibi biter, “güler yüzlü” ve barışla ve çözümle ve
birleşmeyle...
* * *
Niye ‘pozitif’ düşünmeyelim ki!..
Niye olmasın ha!..
Eğer dünden ve bugünden çok daha iyi bir gelecek bekliyorsa, hepimizi...
/ / /
Bugünün çocukları görebilecek mi barışı?
-Talat ile Hristofyas, dünkü görüşmeden çıkarken, ‘çocuksu bir gülüş’ vardı
yüzlerinde...-
30 Mayıs 1956 şafağında İngiliz askerler, Kıbrıs'ı ortadan ayıran ilk dikenli telleri çekmeye başlarlar...
Bu bir bölünme hikayesinin uzun ve acılı önsözünden sonraki ilk sayfadır!..
Ama iki sokak arasına çekilen dikenli
tellerden çok daha önemlisi "birlikte yaşama" heyecanına karşı "beyinlere" örülen dikenli tellerdir ki, bunları parçalamak çok daha zordur, çok daha emek ister...
***
Umut, her dönemde çocuklar, yani yeni kuşaklardır!..
Dikenli telleri ören Ingiliz askerlerinde ilk dikkati çeken de bugünün afacan çocuklarını anımsatan 'kısa pantolonları' olmuştur zaten!..
Ve o günlerin 'çocuklarının', Kıbrıs'ın yeniden birleşeceği günü görebilmek için artık çok fazla da zamanları yoktur...
Bugünün Kıbrıs'ını yöneten de o günlerin çocuklarıdır zaten!..
***
Ne ilginçtir, dikenli tellerin biraz "aralandığı" kırk yıl sonrası tarih de, yine "çocuklara" dair bir gündür!..
23 Nisan!..
Son birkaç yıldır bu tarih "Çocuk Bayramı"ndan ziyade, Kıbrıs'ın iki yanına yeniden geçişlerin başladığı tarih olarak anılır...
Ve "Çocuk Bayramı" tatilini de fırsat bilen "cümbür cemaat", çoluk çocuk Kıbrıs'ın güneyine akar mutlaka!..
O güney ki, yine bir 'nisan' ayında, beyinlere örülen "dikenli tellere" çok "hayır”lı bir düğüm daha atacaktır!..
***
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine dair en önemli planın ve şansın
"görüşülmeye" başlandığı günlerde, çocukların "kel" ve "şişman" amcası yeni bir ameliyattan çıkar!..
Elinde oyuncak bir ayıcık vardır!..
Belki yeniden çocuk olmak istemiştir o gün!..
Bir türlü 'barışamayan' adada, savaşma
ihtimaline karşı doğan her çocukta, biraz tuzu, biraz biberi olduğu için!..
***
Ve "Kıbrıs yeniden birleşsin mi?" sorusuna yanıt verilecek oylamanın öncesinde, 'dikenli tellerin' kuzey yarısında sürdürülen
kampanyada, çocukların ağzından seslenilir büyüklere...
"Benim için anne!"...
***
Acaba, bugünün çocukları o günü
görebilecek midir?
Kısacık pantonlarının çıplak bıraktığı bacaklarını dikenli teller kanatmadan...
[ce_mu, 2005]