Takis Konis’in “Kabus” adlı Kitabı ve “Kim Korkar Taksimden”? -1-
Yeni Kıbrıs Derneği üyelerinden Takis Konis geçenlerde “Efialtis” (Kabus) adını verdiği bir kitap yayınladı. Öznel algılamaya dayanan ve edebi bir dille yazılan kitabın bilimsel bir iddiası yoktur. Yakın tarihin olaylarını -olaylar zincirini 1950 plebisiti ile başlatıyor ve 2004 referandumu ile bitiriyor- bu olayların adanın bölünmesine doğru giden akışını derinden duyduğu bir hüzünle anlatıyor Takis Konis.
Takis Konis, Kıbrıs Rum toplumunda “tarih” ve “siyaset” diye bilinen her şeyi aklına ve kalbine vuruyor ve yepyeni bir yorum sunuyor. Tarzı ise mahallenin çocuklarını yanına çağırıp onlara masal anlatan yaşlı bir bilgeyi anımsatıyor.
Konis masal anlatmıyor ama... Yarım yüzyıldan aşkın bir süredir bu ülkede yaşananları anlatıyor. Bir farkla; okulların, kitapların ve güç merkezlerinin bugüne kadar anlattıklarını unutarak kurguluyor anlatısını. Onu “Kıbrıslı” denilen “tuhaf yaratık” yapan da zaten resmi söylemleri unutmuş olmasıdır. Takis Konis, bu kitabında bir üniformayı çıkarır gibi Kıbrıs Rum toplumunun hegemonik söylemini çıkarıp bir köşeye fırlatıyor.
Takis Konis, anlatısına 1950 plebisitinden başlıyor ve öncelikle bu adanın adının bile olmadığını tespit ediyor. Helen milliyetçiliği Kıbrıs’a “Ada”, “Büyükada” sıfatlarını yakıştırmıştı. Orası ne yurt, ne de ülke sayılırdı. Akdeniz’e savrulmuş ve anasının kollarına kavuşmaktan başka hiç bir şey istemeyen bir toprak parçası... Yani, Enosis ve sadece Enosis. “Kıbrıs Helen’dir” sloganları, Kıbrıslı Türklerde karşılığını doğurmuştu: “Kıbrıs Türk’tür”. Kısaca, dışlanan toplum, kendi “Enosisini” yaratmıştı.
Ne var ki, 1960 yılına geldiğimizde ne Enosis ne de Taksim gerçekleşmiş, tam aksine bağımsız bir Kıbrıs devleti kurulmuştu. Ancak milliyetçiliğin sembolik ağırlığı karşısında Kıbrıs devleti son derece sönük kalmıştı. “Ülke” sayılmayan ülkenin şimdi bir de devleti vardı ama Kıbrıs hala “Büyükada” ve “Yavru vatan” olarak anılıyordu. Glafkos Kliridis’in isabetli ve ironik deyişiyle Kıbrıs bayrağı dünyanın en iyi bayrağıydı, çünkü hiç kimse bu bayrak için ölmeye hazır değildi.
Böyle bir ortamda devlete elbette sahip çıkılamazdı. Kıbrıs Rum liderliği adanın kaderini kendi başına tayin etmek siyasetine geri dönerek Enosis için seferberlik başlatır. Kıbrıs Türk liderliği ise bunu devletten kurtulmak için bir şens sayar.
Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu gettolara kapanıp Türkiye’nin gelmesini beklerken, Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs devletini çoktan ikinci bir Helen devleti yapmış, o devletin meziyetlerinden yararlanmaya başlamışlardı.
Bu koşullarda yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayan “Mini Taksim” ise pek öyle “kâbusa” filan benzemiyordu. Devleti ele geçiren Kıbrıslı Rumlar zenginleşiyor, gettoları pek de ciddiye almıyorlardı. Zaten Enosis büyüsünü yavaş yavaş yitirmeye başlamışt.1964’te Türk uçaklarına karşı Kıbrıslı Rumları koruyamayan Yunanistan, Kıbrıs’ta epeyce itibar kaybetmiş, ardından iktidara gelen Yunan Cuntası ise Kıbrıslı Helenleri giderek daha büyük ölçüde “Kıbrıslırum” olmaya itiyordu.
İşte mevcut durumu muhafaza etme eğilimi böyle bir ortamda ortaya çıktı. Bu eğilim Kıbrıslı Rumlar arasında o kadar yaygın bir hale geldi ki, Makarios 1968 yılında “Enosis gerçekleşebilir değildir, bağımsızlığa sahip çıkalım” diyerek seçime gitti ve seçimden muhteşem bir zaferle çıktı.
Kıbrıslı Rumlar Helen milliyetçiliğinden kopmuşlardı ve onun yerine yeni bir milliyetçilik geliştirmişlerdi: Kıbrıs Rum milliyetçiliği... Bu milliyetçiliğin özü Kıbrıs devletine sahip çıkmak ama sadece kendileri için sahip çıkmak şeklinde özetlenebilir.
Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale etmesi ve Yunanistan’ın önce darbe yaparak Türkiye’ye müdahale ortamı yaratması, sonra da Türk müdahalesi karşısında seyirci kalması, Kıbrıslı Rumlarda Yunanistan’a karşı beslenen son sevgi duygularının da yok olup gitmesine yol açtı.
Cuntanın düşmesiyle Atina sokaklarında Mikis Theodorakis’in şarkılarıyla coşan Yunanlılar ve köylerini terk ederek kaçmak zorunda kalan Kıbrıslı Rumlar aynı zaman dilimi içinde çok farklı ve zıt deneyimler yaşıyorlardı. Bu tablo, Yunanistan ile Kıbrıslı Rumlar arasında yaşanılan kopuşun resmi gibiydi.
1974’le beraber gülümsemeyi kaybeden ve büyük acılar içine sürüklenen Kıbrıslı Rumlar, var olma mücadelesine soyundular ve bu mücadele içinde dört elle Kıbrıs devletine sarıldılar. Böylece, 1960’lı yıllarda yavaş yavaş kabul görmeye başlayan devlet, 1974 sonrasında tek referans noktası haline geldi. Bu dönemde “Anavatan Yunanistan” kavramı uçup gitti ve onun yerine Kıbrıs’ın yurt, memleket ve devlet olarak keşfi gündeme geldi. Kıbrıs, Konis’sin sözleriyle “yeniden doğuyordu.”
Devamı yarın