Şimdi Yeni Şeyler Söyleme Zamanıdır
Kıbrıs zor ve umutsuz bir dönemi yavaş yavaş geride bırakıyor. Bu karanlık dönemin başlangıç noktası elbette 2004 Referandumlarıdır ama umuztsuzluğun taht kurması 2004 Referandumlarından sonra gelişen ve 2008 yılının başlarına kadar devam eden dönemde gerçekleşti.
Şimdi, 2008 yılının başlarında, Kıbrıs sorunu hala devam ediyor ama farklı bir döneme adım atmış olduğumuzu var sayarak, o karanlık döneme yeniden bakmakta yarar görüyorum. En azından nelerin yapılmaması gerektiğini daha iyi kavramak için...
2008 yılının başlarına kadar devam eden dönemin en temel özelliği sadece barış umutlarının dondurulması değil, iyiyi ve güzeli aramanın son derece yüzeysel bir mantık duvarına çarparak unufak edilmesi ve ileriye dönük her adımın önünde zihinsel duvarların örülmesidir.
Bu dönemde Kıbrıs Rum toplumunu yöneten zihniyet barış girişimlerini engellemeyi erdem belleyerek Kıbrıs sorununun ileri götürülmesini amaçlayan bütün girişimlere sırtını döndü ve statükonun derinleşmesini sağladı. Zamanı dondurmayı amaçlayan bu “zamanlama” politikası Kıbrıs Türk toplumunda 2004 sonrası oluşan yeni-statüyü kalıcılaştırmaya dönük eğilimlerin güçlenmesine yardımcı olurken, Kıbrıs’ta çözüm heyecanı duymayan Türk bürokrasisinin de elini rahatlattı. Tassos Papadopoullos’un ürettiği “çözümsüzlük zamanı” son derece çömert bir şekide harcandı ve barıştan uzak durmanın bahanesi sayıldı.
Tassos Papadopoullos milliyetçi entelicensiyayı da yanına alarak Kıbrıs Türk toplumu ile ortak bir devlet çatısı altında buluşmaya düzenli olarak karşı çıkarken, bazı merkezler de Kıbrıslı Türklerin “Türklüğünü” sınamaya kalktılar.
Yine bu dönemde siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler ve aydınlar kötü bir sınav vererek “biz” ve “onlar” ayırımını hayatın bütün alanlarına yaydılar ve karşılıklı suçlamalar, yalan-yanlış haberler ve milliyetçi tarih yorumlarıyla sefil bir fikir ortamın oluşmasına katkı sağladılar. Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar adeta barışsız yaşama alıştırmasına tabi tutuldular ve kendi zihinsel sınırları içine çekilerek kapı ve pencerelerini sık sıkıya kapattılar.
Şimdi yeni bir döneme hazırlanırken bilmeliyiz ki, “dünle gitti düne ait her şey, artık yeni şeyler söyleme zamanıdır”.
Bu dönemde toplumlar ve elitler karşılıklı olarak ezberlerini unutup ortaya ufuk açıcı öneriler koymalıdırlar. Liderler arasında müzakereler devam ederken toplumlar arasında yakınlaşmayı sağlamak için de tedbirler alınmalı, ada üzerine serilen ölü toprağından bir an önce kurtulmalıyız.
Ortak bir devlet kurma müzakereleri “at pazarlığı” anlayışından uzak bir şekilde yapılmalı ve ortak bir yurt yaratma gibi tarihsel önemi olan bu süreci dinamik bir anlayışla ileri götürmeliyiz. Bunun için herkesin kapısını ve penceresini açarak zihnini havalandırması, en önemlisi, yeni şeyler söylemesi gerekiyor. Çünkü bu yeni dönemde ya Kıbrıs insanlarına yurt olacak ve bununla beraber Türk-Yunan-Kıbrıs üçgeninde yeni bir sayfa açılacak ya da mikro milliyetçiliğin batağına saplanıp kalacaktır.
Geçmişe saplanıp kalmak veya barış projesini geleceğe ertelemek fanatizmin galip gelmesi demektir. Ne yapılacaksa şimdi yapılmalıdır, çünkü elimizdeki tek araç şimdiki zamandır!