Londra Konferansı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıs Rum Ulus-Devletine Dönüştürme Girişimi
İki-toplumlu Kıbrıs devleti, Enosisi “doğal bir hak” olarak gören Kıbrıs Rum siyasi elitleri ve ruhban sınıfı tarafından öylesine büyük bir düşkırıklığı ve öfkeyle karşılanmıştı ki, Makarios’un Kıbrıs anayasasını değiştirmeye yönelik girişimi – ki bu değişiklik önerileri Kıbrıslı Türkleri eşit siyasi toplum statüsünden azınlık statüsüne indirmeyi öngörüyordu- ve ardından da 1963 yılının Aralık ayında etnik çatışmaların başlaması, hiç kimse için süpriz olmamıştı.
1963-64 yıllarında başgösteren etnik şiddetle birlikte Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs devletinin kurulmasını sağlayan Londra ve Zürih anlaşmalarını “geçersiz” ilan etti ve çoğunluğun “self-determinasyon” hakkından söz etmeye başladı. Kıbrıs Türk tarafı ise “coğrafi ayrılık zemininde yeni bir siyasi çerçeve” gerektiğini savunuyordu. Nitekim 1964 yılının Ocak ayında Londra’da biraraya gelen tarafların masaya koyduğu öneriler de bu doğrultuda olmuştu. Kıbrıs Rum tarafı Garanti ve İttifak Anlaşmalarının derhal sona erdirilmesini ve “tek yurttaş, tek oy” sistemiyle sayısal çoğunluğu oluşturan Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıs devletinin tek yöneticisi olmasını öneriyordu. Kıbrıs Türk toplumuna “azınlık” haklarıyla yetinmeyi öneren Kıbrıs Rum delegasyonu, bir ortaklık devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti devletini Kıbrıslı Rumların egemenliğinde bir ulus-devlete dönüştürmek istiyor ve “azınlığa verilen aşırı hakların devletin işlemesini engellediği” tezini ileri sürüyordu.
Rauf Denktaş’ın Londra Konferansı esnasında yaptığı bir değerlendirme, Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla nasıl bir “paradoks” içine sürüklendiğini oldukça iyi özetliyor: “Kıbrıs Rumları bir yandan Yunanistan Helenleri gibi hissetmek, düşünmek ve öyle davranmak istiyorlar ve açıkça bir Kıbrıs ulusu olmadığını söylüyorlar, diğer yandan da Kıbrıs Türklerle ilişkilerine gelince, söz konusu Türklerin hakları olunca, Kıbrıs’ın bir ulus olduğunu iddia ediyorlar ve çoğunluğun, sayısal olarak daha az olan toplumu bir azınlık gibi yönetmesini savunuyorlar. Bütün sorunu da bu bencil ve paradoks durumdan kaynaklanmaktadır.”
Kıbrıs Türk tarafı ise Londra Konferansında iki toplumun birbirinden tamamen ayrılmasını ve Kıbrıslı Türklerin “bir veya en çok iki bölgede” toplanmasını savunuyordu. Bunun için yer değiştirecek olan nüfus oranları bile hesaplanmıştı. Buna göre, Kıbrıslı Türklerden 45 bin kişinin, Kıbrıslı Rumlardan ise 35 bin kişinin yer değiştirmesi gerekecekti. Bulunacak olan siyasi çatının “coğrafi esasa” dayanmasını da savunan Türk tarafı, Garanti ve İttifak Anlaşmalarının aynen devam etmesini istiyordu.
Görüleceği gibi, Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs devletini esaslı bir değişikliğe uğratıp bir “Kıbrıs Rum ulus-devletinin oluşturulmasını” savunurken, Kıbrıs Türk liderliği “coğrafi ayrılık temelinde federal bir devlet modeli” öngörüyordu. Kuşkusuz, bu iki görüş arasında uzlaşma sağlanması mümkün değildi. Bu yüzden de Londra Konferası başarısızlıkla sonuçlandı.