Sondakika RadyoKIBRIS.com, FACEBOOK`ta - Gurubumuza siz de katılın, tüm yeniliklerden haberdar olun !!! RadyoKIBRIS.com CANLI YAYINDA !!! Dinlemek için TIKLAYINIZ >> Kıbrıs Postası, FACEBOOK`ta - Gurubumuza siz de katilin !!! Last Digital - 444 0 100 - Yenikent, Lefkoşa Özge Taşker - Healthy Life - Sağlıklı Beslenme ve Diyet Merkezi - 22 92 286 - Marmara Bölgesi, Lefkoşa Alo Vitae - Vitae Veteriner Kliniği ücretsiz danışma hattı: 22 40 953 - Yenikent - Lefkoşa
kibris cyprus news haber kibris cyprus news haber
6 Ocak 2009, Salı

Radyo KIBRIS

 | Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap
Sondakika Soyer: Erken seçim 19 Nisan 2009'da Talat: İki konuda yakınlaşma sağladık Liderler buluşması tamamlandı Anastasiades: ''Takvimler reddedilmemeli'' Avcı: Eskiler korkuya kapıldı Stefanu:''Hakemliğe hayır'' Nami:2009 çözüm için fırsattır

  ARŞİV
   

 RÖPORTAJ
MEHMET EZİÇ: DAYANACAK GÜCÜMÜZ KALMADI
2008 yılında yılın girişimcisi seçilen Eziç İşletmeleri Sahibi Mehmet Eziç’le kendisini, yaptığı yatırımları, ü...

 ÇOK OKUNANLAR
Yeni Büyükelçi Şakir Fakılı
 
Ekenoğlu'nun istifasını istedi
 
İşadamı Özmen'den açıklama geldi
 
Hristofias görüşmeden memnun
 
''Al Capone'' yakalandı
 
Yolsuzluklara 'Dur' demeliyiz
 
Liderler DİKO'yu kızdırdı
 
İngiltere'de yeni yıl rezaleti
 
Seksi olmayı, bana bakılmasını seviyorum
 
İşadamları Karamsar
 
2009 için ya hep ya hiç yılı olacak
 
Otobüste tercih edilen yer, kişiliği ele veriyor
 
İsrail'e 'Yasak Silah' Suçlaması
 
Az su içmek hemoroide sebep oluyor
 
'Asker gönderebiliriz'
 

 YORUMLANANLAR
İki konuda yakınlaşma sağladık [1]
 
Erken seçim 19 Nisan 2009'da [12]
 
Yeni Büyükelçi Şakir Fakılı [1]
 
Beşparmak grubu gelişmelerden endişeli [8]
 
'Paketi kabulle tanıma olmaz' [1]
 
Avcı:Eskiler korkuya kapıldı [5]
 
Liderler yeniden görüşüyor [1]
 
Eroğlu hükümeti eleştirdi [8]
 
DP meclise mi dönüyor? [1]
 
Radar Reşat'tan ekonomik kriz yorumu [2]
 
Avcı muhalefete yüklendi [3]
 
''Takvimler reddedilmemeli'' [2]
 
Nami:2009 çözüm için fırsat [5]
 
ÖRP'nin önerileri [5]
 
Hediyeyi geri yolladı [11]
 

2009 Yılına Girerken (2)
Rauf R. DENKTAŞ
Avrupalı Ortaklarımız
Prof.Dr.Ata ATUN
Herşey liderlere bağlı
Mete TÜMERKAN
Cek....Cak....
Erdinç GÜNDÜZ
Hade hayırlısı olsun...
Hasan HASTÜRER
'İstenmeyen Çocuk'
Niyazi KIZILYÜREK

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Ekim 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kıbrıs Cumhuriyeti Devletinin Kıbrıs Rum Devletine Dönüştürülmesi ve Neo-Milliyetçilik

“Osmanlı toprakları son 150 yılda dağılarak yerini mozaik yapılı ulus-devletlere bıraktı. Şimdi bu devletlerin her birinde evin reisi olan bir etnik grup vardır. Bir zamanlar birlikte yaşayan halklar arasında artık büyük düşmanlık vardır. Ekzotik Batının milliyetçilik ideolojisi oldukça güçlüdür. Lübnan ve Kıbrıs’ta eski Osmanlı tebaalarının işbirliğine dayalı rejimlerin kurulması bir zorlamadır. Nitekim Lübnan iç-savaşı bunun böyle olduğunu göstermiştir. 

Kıbrıs’ta aslan ile kuzunun bir arada yaşayabileceğine ve onları küçük bir çocuğun idare edeceğine inanmak ütopyadır. Gerçek şudur ki, eski Osmanlı tebaaları arasında kuzu yoktur. Eski Osmanlı halklarının hepsi ya aslan ya da kaplandır.”

                                                                                   Arno Toynbee
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Kıbrıslı Rumların Düşkırıklığı
        
Glafkos Kliridis adada bağımsız Kıbrıs devletinin doğuşunu istenmeyen bir çocuğun tesadüf sonucu dünyaya gelmesine benzetmektedir. “Milli marşı olmadan doğan devletin, kimsenin kendi bayrağı gibi kabul etmediği ve uğruna kimsenin ölmeye hazır olmadığı bir bayrağı vardı. Kırılgan genç Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğduğu psikolojik koşullar böyleydi” diyen Kliridis, devamla, “Enosisin gerçekleşmemiş olmasının Kıbrıs Rum toplumunda düşkırıklığına yol açtığını, 1960 anayasasında Kıbrıs Türk toplumuna fazla hakların verilmesinin ise öfke ve hınç duygusuna neden olduğunu” belirtiyor. Kliridis’e göre, Kıbrıs Rum liderliğinin “alelacele ve bilgece olmayan” anayasayı değiştirme arayışının arkasında, bu iki olgu, yani düşkırıklığı ile öfke yatmaktadır.

Gerçekten de Kıbrıs Rum toplumu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte derin bir parçalanmışlık duygusu yaşadı ve aidiyet ile kimlik kargaşası içine sürüklendi. Kıbrıs devleti ve devletin kurumları pratik yaşamın bütün alanlarını kapsamışsa da, yeni kurulan devlet kendilerini Helen ulusunun organik parçası olarak gören Kıbrıslı Rumlara sembölik-duygusal açıdan fazla bir anlam ifade etmiyordu. Kıbrıs devletinin kuruluşu Kıbrıs Rum toplumu tarafından “kabul edilemez” sayılan iki olguyu beraberinde getirmşti: 1) Yıllardan beri sürdürülen Enosis mücadelesi -bu sadece siyasi bir mücadele değil, hayatın bütün alanlarını anlamlandıran bir Büyük-Anlatı idi- sona eriyordu. 2) Kıbrıslı Türkler devletin kurucu ortağı olmuşlardı. Kıbrıs Cumhuriyeti devleti “Helenizm karşıtı bir yapı” olarak görülüyor ve Helen kimliğinin erozyona uğrayacağından söz ediliyordu. Örneğin Girne Metropoliti Zürich ve Londra anlaşmalarının imzalamasından hemen sonra yayınladığı bir bilidiriyle anlşmaları kınıyor ve Kıbrıs devletinin kurulmasını “adanın Helen kimliğine karşı büyük bir tehdit” olarak adlandırıyordu.

İki-toplumlu Kıbrıs devleti, Enosisi “doğal bir hak” olarak gören Kıbrıs Rum siyasi elitleri ve ruhban sınıfı tarafından öylesine büyük bir düşkırıklığı ve öfkeyle karşılanmıştı ki, Makarios’un Kıbrıs anayasasını değiştirmeye yönelik girişimi – ki bu değişiklik önerileri Kıbrıslı Türkleri eşit siyasi toplum statüsünden azınlık statüsüne indirmeyi öngörüyordu- ve ardından da 1963 yılının Aralık ayında etnik çatışmaların başlaması, hiç kimse için süpriz olmamıştı.

Londra Konferansı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıs Rum Ulus-Devletine Dönüştürme Girişimi
 

1963-64 yıllarında başgösteren etnik şiddetle birlikte Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs devletinin kurulmasını sağlayan Londra ve Zürih anlaşmalarını “geçersiz” ilan etti ve çoğunluğun “self-determinasyon” hakkından söz etmeye başladı. Kıbrıs Türk tarafı ise “coğrafi ayrılık zemininde yeni bir siyasi çerçeve” gerektiğini savunuyordu. Nitekim 1964 yılının Ocak ayında Londra’da biraraya gelen tarafların masaya koyduğu öneriler de bu doğrultuda olmuştu. Kıbrıs Rum tarafı Garanti ve İttifak Anlaşmalarının derhal sona erdirilmesini ve “tek yurttaş, tek oy” sistemiyle sayısal çoğunluğu oluşturan Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıs devletinin tek yöneticisi olmasını öneriyordu. Kıbrıs Türk toplumuna “azınlık” haklarıyla yetinmeyi öneren Kıbrıs Rum delegasyonu, bir ortaklık devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti devletini Kıbrıslı Rumların egemenliğinde bir ulus-devlete dönüştürmek istiyor ve “azınlığa verilen aşırı hakların devletin işlemesini engellediği” tezini ileri sürüyordu.

Rauf Denktaş’ın Londra Konferansnsı esnasında yaptığı bir değerlendirme, Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla nasıl bir “paradoks” içine sürüklendiğini oldukça iyi özetliyor: “Kıbrıs Rumları bir yandan Yunanistan Helenleri gibi hissetmek, düşünmek ve öyle davranmak istiyorlar ve açıkça bir Kıbrıs ulusu olmadığını söylüyorlar, diğer yandan da Kıbrıs Türklerle ilişkilerine gelince, söz konusu Türklerin hakları olunca, Kıbrıs’ın bir ulus olduğunu iddia ediyorlar ve çoğunluğun, sayısal olarak daha az olan toplumu bir azınlık gibi yönetmesini savunuyorlar. Bütün sorunu da bu bencil ve paradoks durumdan kaynaklanmaktadır.”

Kıbrıs Türk tarafı ise Londra Konferansında iki toplumun birbirinden tamamen ayrılmasını ve Kıbrıslı Türklerin “bir veya en çok iki bölgede” toplanmasını savunuyordu. Bunun için yer değiştirecek olan nüfus oranları bile hesaplanmıştı. Buna göre, Kıbrıslı Türklerden 45 bin kişinin, Kıbrıslı Rumlardan ise 35 bin kişinin yer değiştirmesi gerekecekti. Bulunacak olan siyasi çatının “coğrafi esasa” dayanmasını da savunan Türk tarafı, Garanti ve İttifak Anlaşmalarının aynen devam etmesini istiyordu.

Görüleceği gibi, Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs devletini esaslı bir değişikliğe uğratıp bir “Kıbrıs Rum ulus-devletinin oluşturulmasını” savunurken, Kıbrıs Türk liderliği “coğrafi ayrılık temelinde federal bir devlet modeli” öngörüyordu. Kuşkusuz, bu iki görüş arasında uzlaşma sağlanması mümkün değildi. Bu yüzden de Londra Konferası başarısızlıkla sonuçlandı.

 
                             “Sulandırılmamış, Pür Enosis”

1964 çatışmalarıyla birlikte Kıbrıs Türk tarafı devlet mekanizmalarından çekildiği/atıldığı için iki-toplumlu Kıbrıs devleti tamamen Kıbrıslı Rumların eline geçti ve yavaş yavaş fiilen bir Kıbrıs Rum ulus-devletine dönüşmeye başladı. Nitekim 1965 yılında Makarios’un BM’ye gönderdiği “İyi Niyet” mektubunda Kıbrıslı Türklere genişletilmiş azınlık hakları verilmesinden söz ediliyordu. AKEL de aynı yıl dünya komünist partilerine bir mektup göndererek Makarios’un desteklenmesini talep ediyor ve Kıbrıs’ta iki etnik toplumun varlığına dayalı devlet modelini yadsıyordu. AKEL’e göre, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinden biri olan iki-toplumluluk esası, “emperyalizmin yarattığı yapay bir durumdu”.

Londra Konferansının sonuç almadan dağılmasından sonra Kıbrıs’ta kanlı çatışmalar bir müddet daha devam etti ve Kıbrıs Rum tarafı giderek açıkça Enosis politikasına yöneldi. Zürich ve Londra Anlaşmalarını “yok saydığını” bütün dünyaya duyurarak Yunanistan ile istişare halinde Enosisi gerçekleştirmenin yollarını aramaya başladı.

Bu arada, Kıbrıs sorununun çözümü için BM, ABD ve NATO tarafından bir dizi diplomatik girişim yapıldı. Örneğin ABD, Dean Acheson’u Başkan Johnson’un Özel Temsilcisi olarak görevlendirdi. Acheson, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığına son vermeyi temel alan bir “çözüm planını” 1964 yılının Temmuz ayında taraflara sunduysa da, Makarios, 12 Ağustos 1964 tarihinde, bu planı resmen reddettiğini açıkladı.

“Self-Determinasyon/Enosis” tezinin gerisine düşen hiç bir öneriyi kabul etmemekte ısrarlı olan Makarios, 1964 yılının Ağustos ayında Yunan Savunma Bakanı Karafulyas’ın hazırladığı ve Başbakan Papandreou ve Kral Konstantin’in kabul ettiği “darbeye-dayalı-Enosis” planını büyük bir ihtiyatla karşıladı. Karafulyas’ın hazırladığı plana göre, Yunan parlamentosu ile Kıbrıs Temsilciler Meclisi aynı anda toplanacak ve Kıbrıslı Rumların tek taraflı olarak alacağı “Enosis” kararını Yunan parlamentosu kabul edecekti. Yine Karafulyas’a göre, böyle bir durumda Türkiye’nin savaş ilan etme ihtimali %10’u geçmiyordu. Planı ayrıntılı biçimde anlatmak için Kıbrıs’a gelen Karafulyas, Makarios’la uzun uzun tartıştı ve Kıbrıslı Rumların olası kaygılarını gidermeye çalıştı. Örneğin Enosis gerçekleştiği taktirde yaşam düzeylerinin düşeceğinden endişe eden Kıbrıslı Rumlara ekonomik olanakların sunulacağını, vergilendirmede indirim yapılabileceğini söyledi. Siyasi kariyer endişesi içinde olanları yatıştırmak için bütün Kıbrıs Rum milletvekillerinin Yunan Parlamentosu üyesi olacakları ve bakanların da Yunan Bakanlar Kurulunda yerlerini alabilecekleri özellikle vurguladı. Makarios ikna olmuştu. “Prensip olarak tamam. Yalnız bir sorum olacak. Ben, Yunan Krallığına Yardımcı-Kral olabilecek miyim?”  

Gerçekte ise Makarios öneriden pek memnun değildi. Başbakan Papandreou çevresinden kendisine sızdırılan haberlerde (bu haberlerin kaynağı Yorgos Papandreou’nun oğlu Andreas Papandreou olduğu yaygın bir kanıdır N.K.) Papandreou’nun Enosisi gerçekleştirdikten sonra Türkiye’ye Kıbrıs’ta askeri üs vereceği ileri sürülüyordu. Bunun üzerine Makarios iki koşul ileri sürmüştü: Enosis ilan edildikten sonra altı aylığına Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi dağıtılmayacak ve Kıbrıs hükümeti görevde kalmaya devam edecekti. Ne var ki, Karafulyas Makarios’un ileri sürdüğü koşullar hakkında ne düşündüğünü söyleyemedi, çünkü ani olarak Yunanistan’a geri çağrıldı.

Bu dönemde hem Makarios hem de AKEL cephesinde “Atofia-Enosis” (Saf, pür, sulandırılmamış Enosis) tezi önplana çıkmıştı. Türkiye’ye verilecek en küçük tavizin bile “Çifte-”Enosis” anlamına geldiği, bunun da “kabul edilemez” olduğu ısrarla vurgulanıyordu. Nitekim 31 Ocak 1966 tarihinde Makarios ile Yunan hükümet yetkililerinin katıldıkları bir toplantıda, Makarios Yunan hükümetine görüşlerini şöyle özetlemişti: “Enosis karşılığında hiçbir koşulda Kıbrıs’tan herhangi bir ödün verilemez. Yunanistan’dan verilip verilmeyeceği Yunan hükümetinin bileceği iştir.” Oysa Yunanistan Türkiye’ye bir takım “ödünler” vererek, Kıbrıs’ın geri kalan büyük kısmını sınırlarına katmaya oldukça hevesliydi. Nitekim Yorgos Papandreou’nun o dönemde söylediği bir cümle Yunanistan’ın halet-i ruhiyesini çok iyi yansıtıyordu: “Sana bir apartman bağışlarlarsa, sen de bir dairesini başkasına verebilirsin.” Ne var ki, Makarios bir “daire” bile vermekten yana olmadığı için “apartmanın tapusu” bir türlü Yunanistan’a devredilemiyordu.

 
         Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Rum Devletine Dönüşmesi

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her şeye rağmen ayakta kalması ve Kıbrıs Rum devletine dönüştürülmesi Makarios’un o dönemde uyguladığı politikaların bir sonucuydu. Bir yandan Yunanistan’a bağlanmayı öyle şartlara bağlamıştı ki, hem Enosisi “istiyor” görünüyor, hem de Enosisin gerçekleşmesini imkansız hale getiriyor, diğer yandan da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki-toplumluluk esasından kaynaklanan kurumlarını bir bir ortadan kaldırıyordu. Örneğin Cemmat Meclisinin varlığına son vermiş ve anayasada yeri olmamasına rağmen bir devlet kurumu olarak Eğitim ve Kültür bakanlığı kurdurmuştu.

Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs Rum ulus-devleti içinde azınlık olmayı kabul etmeye davet ediyor, bunun ötesinde hiç bir öneriye sıcak bakmayacağını açıklamaktan çekinmiyordu. Nitekim 1965 yılında resmen Temsilciler Meclisi üyesi olan üç Kıbrıslı Türk milletvekili seçim yasasının görüşüleceği bir oturuma katılmak üzere Meclise girmek istediklerini Meclis Başkanı sıfatıyla Glafkos Kliridis’e ilettiklerinde, Kliridis’ten aldıkları yanıt 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yerinde yeller estiğinin en iyi kanıtı gibiydi: “Temsilciler Meclisi’nin oturumlarına katılabilmeniz için Makarios hükümetini tek meşru hükümet saydığınızı açıklamanız gerekiyor. Ayrıca bilmeniz gerekiyor ki, artık Mecliste ayrı çoğunlık aranmıyor. Oyunuz, diğer milletvekillerinin oylarından biri gibi değerlendirilecektir”.

Bu açıklama ortaklığa dayalı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sona ermiş olduğu anlamına geliyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yerini artık Kıbrıs Rum devleti almıştı ve Kıbrıslı Türkler isterlerse, bu devlet içinde “azınlık” olarak yerlerini alabilirlerdi.

                         Kıbrıs Rum Devletinin Kökleşmesi

1967 yılında Kıbrıs’ta bir kez daha sıcak çatışma ortamına girildi. Grivas’ın komutasındaki Rum Milli Muhafız ordusu Köfünye (Geçitkale) köyüne saldırdı ve 24 Kıbrıslı Türk katledildi. Bunun üzerine Türkiye bir kez daha savaş hazırlığına başladı. Kıbrıs Rum tarafı, ABD’nin de devreye girmesiyle, Türkiye’nin koşullarını kabul edip Grivas’ı ve adaya yasa dışı yollardan giren Yunan askerlerini Yunanistan’a gönderince, savaş tehlikesi de atlatılmış oldu.

1967 Köfünye krizinden sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ne dönüştürülmesi yolunda önemli adımlar atıldı. Makarios o güne kadar izlediği siyasette köklü değişiklik yaparak, “efkteo”/ “efikton” (Mümkün olan ile Özlenen) ayırımını ortaya attı. Buna göre, Enosis “özlenen bir ülkü” idi ama mevcut koşullar altında “gerçekleşebilir” değildi. Bağımsızlık ise “istenen” değil ama “gerçekleşebilir” olandı. Bunun anlamı şu demekti: o tarihe kadar Enosis politikası ile, Kıbrıs Rum devletine dönüşen Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaşatma politikası birarada sürdürülürken, bundan böyle artık sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaşatmaya öncelik verilecekti. Nitekim1968 yılında Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla iki toplum arasında başlayan görüşmelerde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasında yapılacak değişiklikler ele alınacak ve böylelikle Zürich ve Londra anlşmalarını “iyileştirmek” üzere müzakere yapılacaktı.

1968 yılında başlayan yeni görüşme sürecinde Kıbrıs Rum tarafının amacı, Kıbrıslı Türklerin siyaseten “eşit toplum” statüsüne son vererek Kıbrıs Cumhuriyetini Kıbrıslı Türklerin bu cumhuriyet içinde “azınlık” olarak yer alacağı bir Kıbrıs Rum ulus-devletine dönüştürmekti.

Kıbrıs Türk tarafı, çaresiz, görüşmeleri bu temelde yapmak zorunda kaldı ve 1960 anayasasında yapılacak değişikliklerle haklarının kırpılmasına göz yuman bir tutum takındı. Buna rağmen Makarios “daha fazlasını” istediğinden görüşmelerden kalıcı bir sonuç alınamıyordu. Türk tarafının geri adım atarak 13 Maddelik anayasa değişikliğini kabul ettiği ve sadece yerel yönetimlerin özerkliği konusunda ısrar ettiği bir dönemde, Makarios hiç bir esneklik sergilemiyor, Pavlos Dinglis’in sözleriyle, “Kıbrıslı Türkleri yönetecek bir Kıbrıs Rum devleti istiyordu”.

Bu dönemde Genişletilmiş Görüşmelere katılmak üzere adaya gelen ve Makarios ile yakın ilişki içinde bulunan Yunanlı anayasa uzmanı Dekleris’in söyledikleri Makarios’un niyeti konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır: “Onun için (Makarios kastediliyor NK) en ideal ve en olası çözüm, sadece Kıbrıslı Rumlardan oluşan devleti yaşatmak ve Türklere sınırlı katılım olanakları sunmaktı. Beraber çalıştığımız dönemde beni en çok etkileyen şey, de-facto durumun sürdürülmesinde Helenizmin hiç bir kaybının olmadığına dair beslediği inançtı.” Gerçekten de Makarios çözüm bulma konusunda hiç acele etmiyordu ve Türk tarafının gün gele bütün koşullarını kabul edeceğine inanıyordu. Nitekim Yunan Darbesi ve Türk Müdahalesinden sonra, 30 Kasım 1974 tarihinde, Atina’da yapılan ilk liderler toplantısında şu sözleri sarf edecekti: “Görüşmeleri rahat bir ortamda sürdürüyorduk. Daha fazlasını da elde edebilirdik”.

 
                        1974 Sonrası ve Neo-Milliyetçilik


1960’lı yıllarda biraz da istemeden, sırf Enosis gerçekleşebilir olmadığı için ortaya çıkan Kıbrıs Cumhuriyeti devletini yaşatma eğilimi, 1974’ten sonra iyice güçlendi ve Kıbrıslı Rumlar arasında yeni bir siyasi bilincin oluşmasına yol açtı. Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin varlığını korumak ve güçlendirmek için başlatılan seferberlik sonucunda Kıbrıs devleti Kıbrıs Rum toplumu nezdinde pratik değerin ötesinde, sembölik değer de kazandı. İlk kez 1974 yılından sonra kutlanılmaya başlanan bağımsızlık günü -ki bu rastgele bir seçimle 1 Ekim günü olarak belirlenmişti- Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti devletine sarılmalarının ve yurttaşlık bilinci geliştirmelerinin en iyi göstergelerinden biridir. O tarihe kadar adanın öncelikle bir “Helen adası” olduğuna yapılan vurgu, yavaş yavaş yerini Kıbrıs Cumhuriyeti vurgusuna bırakıyordu. Eğitim bakanlığının ilk defa 1979 yılında kutlanan bağımsızlık günü için okullara gönderdiği mesaj, bu dönüşümü gösteren en iyi kanıtlardan biridir: “Bütün öğrenci ve öğretmenlerin Kıbrıs devletini koruyup güçlendirmeleri gerekiyor. Devletin sembölleri, kurumları ve kuruluşlarının geçmişte çeşitli bahanelerle yapıldığı gibi yıpratılmasına hiç bir surette göz yumulmayacaktır.”    

Bu dönüşüm haliyle Kıbrıs Rum toplumunun kimlik algılamasını da etkiledi. Eskiden kendini öncelikle “Helen” olarak tanımlayan Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu artık kendini “Kıbrıslı Rum” olarak tanımlıyor. Siyaset düzeyinde ise bir zamanlar Yunanistan ile birleşme tutkusu ile Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşı olmayı bağdaştırmayan Kıbrıslı Rumlar, artık Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlığını gururla taşıyorlar.

1964 yılında Rauf Denktaş’ın Londra Konferansında yaptığı konuşmada ileri sürdüğü “paradoks durum” artık ortadan kalkmıştır. Ortada bir paradigma değişikliği olduğu kesindir. Bir Kıbrıslı Rum günümüzde kendisini aynı anda Helen ulusunun kültürel parçası hem de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yurttaşı sayabiliyor. Ne var ki, günümüzde yanıtını bekleyen soru bu değildir. Sorulması gereken soru Kıbrıs Cumhuriyeti’ni “kendinin” sayan Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle siyasi eşitlik temelinde biraraya gelmeyi isteyip istemeyecekleridir. Elbette bu soru Kıbrıslı Türkler için de geçerlidir ama bu başka bir yazı konusudur.

   384 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  05 Ocak 2009, Pazartesi   En kritik yıl
  29 Aralık 2008, Pazartesi   Yeni Yılda Ne Olsam
  23 Aralık 2008, Salı   Kıbrıs Rum Toplumunda Şiddet ve Dönüşüm
  18 Aralık 2008, Perşembe   'Ortak yurt' tahayyülü olmayan bir milliyetçi: Tassos Papadopoulos
  15 Aralık 2008, Pazartesi   Bir siyaset adamının kısa tarihi
  08 Aralık 2008, Pazartesi   Ne Tek Halk, Ne de İki Halk
  25 Kasım 2008, Salı   Kıbrıs Görüşmeleri ve Zihniyet Sorunu
  20 Kasım 2008, Perşembe   KKTC’nin İlanı
  18 Kasım 2008, Salı   “İki ayrı ve eşit yöntemin” varlığından yola çıkarak
  18 Kasım 2008, Salı   Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin İlanı


 
  Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap
© 2000 - 2008 KIBRIS POSTASI - Version 2.1 | ¤° o O
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: haber@kibrispostasi.com
Kıbrıs Postası
Anadolu Ajansı Abonesidir. 
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dýþarýya link Last Digital

Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kıbrıs Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.