Bir zamanlar nasıl biliniyorduk?
Kıbrıs adası üzerinde, Dünyanın en güzel coğrafyasında, yine dünyanın en güzel insanlarından oluşan ve birçok topluluklardan daha azimli, hatta canları pahasına mücadele ile dolu bir yaşam mazisi olan, ulusal değerlerine yürekten bağlı, barışsever, ilkeli, ahlaki ve kültürel dinamiklerine değer veren, onurlu Kıbrıs Türk Halkı olarak biliniyorduk.
1950’li yıllardan 1974’e kadar yaşadıklarımızla dünyaya örnek olacak “birlik ve beraberlik, dayanışma ve mücadele” örneği sergiledik. Sonucunda da özgürlük ve bağımsızlık gibi hiç de kolay elde edilemeyen değerlere sahip olduk.
Onun da ötesinde bir devlet kurduk..
Ama nedendir bilinmez bu çeyrek asır içerisinde bir türlü bu devleti sahiplenemedik.
Zulüm yıllarından, özgürlük yıllarına geçmemize rağmen, içimize sızan ve bizleri birbine düşürüp halimizi seyredenlerin, ayni zamanda bizi “başkalaştıran” etkenlerlerin yarattığı durumumuza bakıp üzüleceğimize ve kendimizi çaresiz sanacağımıza artık uyanıp harekete geçmemiz gerekmiyor mu ?
Özümüze yansıyan bu değişimi ya da bu farklılığı kabullenmemiz mümkün olmamalı.
Çünkü, bu durumu kabullenmekten öte, biz sahip olduğumuz o değerlere artık uzaktan bakmanın acısını da yaşıyoruz.
Neredeyse, son çeyrek asırdır bu ülkede enerjimizi, bilinçli olarak yaratılan, gereksiz gündem ve detaylarla heba ediyoruz.
Bir tarafta dünyada atılan dev adımları seyrederken, kendi içimizde didişmekten, bizler, bir karınca kadar yol kadetmiyoruz.
Çünkü bizde “hizmet bilinci” “üretkenlik”, “çalışma”, “rekabet”, “demokratik açılımlar” ve daha birçok şey “inanç ve gayretle” yapılmıyor.
Büyük bir gayretle, herkes, kendini bir güven ortamında hissetmiyor oluşu dahi kullanılarak, daha da “muallakta yaşıyoruz hissi” altına sokulmaya çalışılıyor adeta. Kısacası “gelin, var olana sarılıp, mümkün olanın en iyisini olsun yapalım” anlayışından çok uzaktayız. Ve kanımıza işleyen “bananecilik” sayesinde, “bana ne herşey olacağına varacak, bir yapan varsa gelsin yapsın” gibi yaklaşımlar maalesef bizlere, hiç bir ivme kazandırmıyor..
Canımızın yandığı her konuda yaramıza daha da tuz basılıyor.
Böylece toplumsal değerlerimiz, örselendikçe örseleniyor..
Kendi içimizde “ayrımcılık ve ötekileştirme” yanlışlıklarına düşürülüyoruz.
Atatürk “bu ülkeyi, en çok seven, işini en iyi yapandır” diyordu. İnsanlar için değerlendirme yaparken bu ilkeyi unuttuklarını görüyoruz.Kimse işini en iyi yapan olmak istemiyor, hatta en iyi kaytaran olmaya çalışıyor. Hangi noktaya geliyoruz biliyor musunuz? Kaderimizi kendimiz yaratıyoruz noktasına..Tıpkı Mahatma Gandi’nin şu sözünü bizlere hatırlatan noktaya: “Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.”
Dolayısıyle, geldiğimiz nokta kendi yarattığımız kader olmalı.
Bugün bu kadar, planlı ve programlı bir şekilde “Birleşik Kıbrıs” için yapılan çalışmaları veya hazırlıkları, 1983’te kurduğumuz KKTC için nedense hiç yapmadık. İçinde bulunduğu son siyasi ve ekonomik durum için bile ne kadar çok yapmamız gerekenler olduğu kanaatine varmak için alim olmak gerekmez herhalde.
Nice gereksiz harcamalar havaya atıldı ve bugüne kadar bu çözüm hayalleri uğruna ne emekler ne paralar harcandı.
Neden KKTC’de bunca sorun yaşanırken bu çalışma grupları ile teknik komiteler iç sorunlarımızın düzeltilmesi için “çözüm üretme grupları” olarak bugüne kadar kurulmadı?
Akıl akıldan üstündür diye de değil, uygulamaları denetleme amacıyla da olsa bu komiteler kendi ülkemizde bugüne kadar iddia edilen yolsuzlukları, haksızlıkları ve başıboş uygulamaları denetleme adına olsun yapılamaz mıydı?
Sadece sistemi iyileştirmek adına bile bir denetleme mekanizması kurulabilirdi. Bunun sonucunda KKTC bugün olduğu noktadan çok daha ileride ve ekonomik açıdan da çok daha güçlü bir devlet olacaktı. Dolayısıyle de Güney komşularımızla çözüm masasında bugün çok daha güçlü olacaktık.
Hala geç değil !
Birlik ve dirlik içinde olmamız gerektiği bilincini yeniden kavramışsak;
Üretkenliğin ve dayanışmanın bize çok şey kazandıracağının farkında isek;
Herşeyden öte bu gemide hep birlikte olduğumuzu unutmamışsak;
Boş işlerle zaman kaybetmeyi bir tarafa bırakıp, sistemin bir an önce iyileştirilmesine yönelelim ve kaybetmeye başladığımız, bir zamanlar sahip olduğumuz o güzel özelliklerimize yeniden kavuşalım.