Toplumsal uzlaşı neden gerekli? Ve ne anlıyoruz toplumsal uzlaşı derken?
Yaşanan birçok gerginlikten de anladığımız gibi toplumun sürekli “gerilmesinden” kimseye fayda olmadığı ortada.
Toplumsal Uzlaşı" dediğimiz şey, teoride; farklı düşünce ve anlayışların biribiri ile bir homojenlik oluşturmasa da “birbirini dinleme ve saygı gösterme” ile sonuçlanması gereken bir "niyet" tir.
Atamızın da dediği gibi “sözkonusu vatansa, gerisi teferruattır” diye inanıyorsak; “niyet” işte burada devreye girmeli. Niyet etmek bile teşvik eden itici gücü ortaya koymaktır.. Uzlaşı kültüründe beklenen özveri aslında `güç paylaşımının kabülüdür”.
Bu nedenledir ki, artık sektörlerden yükselen sesler arasında “uzlaşın” çağrısı da yükselmektedir. Bu çağrının bir diğer anlamı da “gemi su alıyor, kavgayı bırakın, gemiyi kurtaralım” çağrısıdır.
Öncelikle şu gerçeği kabul edersek ve uzlaşmazlığın içimizde bir hastalık gibi yayılmasının kimseye birşey kazandırmadığını ve kazandırmayacağını kavramışsak sanırım toplumun “uzlaşı ihtiyacının” ne kadar ivedi olduğunu da kavramış olacağız...
Maalesef, İyi niyetli girişimleri baltalamakta üstümüze yok! işte yapımızda gelişen bu yanlış anlayış yüzünden uzlaşıyı bir türlü yakalayamıyoruz, Bu yanlıştan, derhal kurtulmamız gerekir. Her sektörde ciddi sorunlar ve büyük tıkanıklıklar yaşanmaktadır.
Sırf “inatlaşmak” adına yanlışa hizmet ediliyor ve durumumuz günden güne daha da kötüye gidiyor.Kısacası toplumsal uzlaşı çok acil olarak gerekli.
öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki birlikte yaşamanın temel kriterlerinden biridir “toplumsal uzlaşı”. Uzlaşma herkesi mutlaka mutlu eder diye birşey de yoktur. Hatta kişileri, kendi düşüncelerinin kabul görmemesi mutsuz da edebilir. Ayrıca taraflardan hiçbiri istediğini tam olarak alamamış da olabilir dolayısıyle de istediğini tam alamayan bireyler kaybettiklerini düşündükçe daha da huzursuz olabilirler.
Ancak burada önemli olan sonuçtur. “Uzlaşılan karar” hayata geçirildiği taktirde, “huzurlu ve mutlu” bir durum yaratabilir ancak.
Ve sonuçta daha güzel bir toplumsal yaşam ve daha güzel bir gelecek için bu uzlaşıya ihtiyaç var. Herkes birikimlerini ve yaratıcı katılım biçimlerini ortaya koyarak öncelikle eğitimde uzlaşıyı ortaya koymalı.
Hangi konuda bu uzlaşıya ihtiyacımız olursa olsun önem sırasına göre konuları belirleyip “konu başlıklarına göre atölye çalışmaları, seminer, panel, forum, gibi etkinliklerle bu kültürün yayılmasına da destek verilmeli. Bir süreç olarak bu hareketi programlamalı ve gerçekleştirmeliyiz.
“Toplumsal uzlaşı” bir “uyumdur”. Müzikteki “ahengi” yakalamak gibidir. Bu nedenledir ki toplum içindeki çarpık ve karmaşık seslerle yaratılan huzursuzluk ve uyumsuzluk insanın zihnini de bedenini de yorgun kılıyor. Uzlaşı kültürümüzü artık zenginleştirmeliyiz..
Kısacası: "toplumsal uzlaşma" denilen kavramın aslında, tek bir kişinin fikrinin daha çok kişiye kabul ettirilmesinden başka birşey olmadığını iddia edenlerin düşündüğü gibi olmadığını kanıtlamalıyız.
Bu düşünce tamamen yanlıştır. Bu tür kavramlar çok detaylı ele alınıp değerlendirilmediği taktirde içi boş doldurulmamış bir uzlaşının da uzlaşı sayılmayacağı bir sonuça gideceği ortadadır. Çemberin içindekilerle, çemberin dışındakilerin uzlaşısından bahsetmiyoruz. Toplumsal uzlaşı bütünsellik arzetmeli..Toplumsal uzlaşıya o kadar ihtiyacımız var ki : kendi kendimize birbirmize düşürüldüğümüz bir ortamda düşüncelerimize, duygularımıza, görüşlerimize, fikirlerimize göre dahi damgalanmış insanlar olarak “karşıt düşünce düşmanlığı” yaratmak isteyenlere asla izin vermemeliyiz.
Vicdani sorumlulukla, yüreğiyle ülkesi için uyarılarda bulunan ve felakete doğru sürüklendiğimiz uyarısında bulunan ve acil önlemler alınmasını öneren “bilirkişilerin” sesine kulak vermeyen makamların da bu uzlaşma konsepti içinde olup olmadıklarını önce kendilerinin sorgulaması gerekmiyor mu?
Ülke içinde hale hazırda bir siyasi kavga devam ederken ve sivil toplum örgütlerinin her türlü çekişmeleri de bu karmaşık ortamı körüklerken, elbette “günübirlik siyasetlerle, günübirlik çözümlerle hiçbir soruna kesin çözüm veya çare bulamayız.
Toplumsal uzlaşının yanı sıra, sivil toplum örgütlerinin de karar mercileri ile toplum arasında bir köprü vazifesi oluşturup acil önlemler alınmasına katkı koyması bir görevdir. Aksi takdirde dibe vurmak, felaketin boyutunu gözardı etmek, hem ekonomik, hem siyasi hem de toplumsal olarak bizlere kaybettirecektir.
Sorun ne olursa olsun, ne kadar büyük olursa olsun, hiç bir makam veya hiç bir sorumlu bu konuda acizlik sergileme lüksüne sahip değildir.
Ülkenin, getirildiği noktada, büyük bir finas sorunu var. Öncelikle bunu aşmanın yolları aranmalı. Ülke ekonomisini düze çıkarmak için yapılması gerekenler konusunda harekete geçilmeli.
Devlet bütün kurumlarıyla harekete geçirilmeli. Güçlü siyasi irade ortaya konulmalı. Birçok sektörden yükselen “feryatları” duymak zorunda olanlar kulak tıkamamalı.
Geçmişten bugüne yapılan hataların telafisi için herkes taşın altında elini koymalı. Aksi takdirde umutlar tükenecek ve bunun tükenmesiyle çabalar sona erecek. Sonuçta da felaketle karşı karşıya kalacağız..