Öyle bir noktaya geldik ki, yapacak tek şey kaldı diye düşünüyorum.
Sanırım herkesin biraz hafıza tazelemeye ihtiyacı var. Sadece iki gün biraz tarihimizi okuyup, Kıbrıs konusunu yeniden değerlendirsek, en azından sahiplenme duygularımızın uyandığını göreceğimize inanıyorum. Görüşmeler sürecinde de bir fubol maçında olduğu gibi taraftar olarak görüşme masasında olmalıyız. Nasıl bir taraftar olmalıyız?
Devletin bir taraftarı, milletimizin taraftarı, egemenliğimizin taraftarı olmalıyız. Aksi halde, içimizde o ruh yoksa, o coşkuyla oturmuyorsak masaya, kurallar iki taraf için ayni değilse ve biz eşitsizliğe razı olmuşsak, ta başından çok şeyi kaybederiz.
Neden tarihimizi biraz karıştıralım diyorum? Çünkü, Kıbrıs konusunda Uluslararası haklı sebeplerimiz olduğunu bir daha görmemiz için.
Eminim ki, tarihimizde yer alan acı tablolar hiç de içinizi açmayacaktır. Ama unutmak yerine, hatırlamayı tercih ederseniz, en azından gerçeklerle değerlendirme ve vefa duygularınızı da yeniden törpülemiş olursunuz.
Nasıl ki nice mevziler vardır, toprakları korumak için, yüreklerimizde de mevziler olmalı bazı değerler için....
Bugüne kadar bizimle olan ilişkilerinden gerçek niyetini bizlerle asla paylaşmayan emparyalist güçlerin, sözsüzlükle, haksızlıklarını hatırlayalım tarihin sayfalarında..
AB hayaliyle, “Kıbrıs ödünü” ya da “KKTC’nin tasfiyesi” gibi düşünceleri olanların da gerçekleri bir sayfanın sadece bir iki satırında bulacaklarından eminim...İşte örneği:
2000 yılında “Avrupa’nın geleceğinde ne olursa olsun Türkiye’nin yeri asla yoktur” diyen Almanya eski Başbakanı Helmut Schimidt’in sözlerini hatırlayalım. Ve Türkiye için sadece işbirliği açısından ”Genç ve hızlı büyüyen nufüsun satın alma gücünden faydalanalım” demişti.
Rum hakimiyetine hizmet eden birçok AB ülkesi, KKTC’nin feshi için ortaya atılan “çözüm” şekillerinden hepsine azınlık statümüzün yerleştirilmeye çalıştıklarını acaba kaçımız farkındayız. En azından farkındayız ki geriye dönüşü mümkün olmayan ödünler verdiğimiz anda, Kıbrıs konusu ve Kıbrıs adası çok tehlikeli bir istikamete girer.
Bilmemezlikten gelenlere hatırlatmak adına : “Tarihte ödün verenlerin değil, ödün vermeyenlerin kazandığını biliyoruz..
Kıbrıs konusunda, işte bu nedenle çok daha uyanık olmak durumundayız...
Maalesef, yıllardır daha doğrusu 30 yıldır, bizi bu noktaya getirmek isteyenlerin oyunlarıyla
Sadece “sandalye oyunu” oynayanlar oldu..
Halk, seçimlerde verilen yalan yanlış, havada kalan, projesiz ve plansız vaadlerle kandırıldı. Sonrasında da verilen tüm sözlerin açığını Türkiye’nin kapatmasını isteyip durduk...
Kısacası, artık, küçük küçük düşünüp, koltuk kapma yarışı yapacağımıza, büyük düşünüp oturduğumuz koltuklara hakkını vermeyi düşünmenin zamanı geldi.
Partizanlık, yolsuzluk, savurganlık, ve haksızlıklara hizmet edileceğine, insan önce toprağına, devletine, vatanına sahip çıkmalı.
Yüreğiyle değil sadece, gözüyle, sesiyle, kulağıyla ve emeğiyle sahip çıkmalı.
Kıbrıs meselesinin görünen yüzünde birbirimizi yiyeduralım, bir de arkada görünmeyen yüzü var Kıbrıs’ın, işte esas bunun için uyanık olalım. Herşeyden önce de kendi kendimizin taraftarı olalım.
Ne demişti eşsiz rehberimiz Atatürk : “ Bir Ulus kendi gücüne, yalnız kendi gücüne dayanmazsa, şunun bunun oyuncağı olur ancak.”
Uyanmak için birkaç kitap karıştırmak yeter..