Ana Sayfa >> Yazarlar Ertanç HİDAYETTİN | 9 Ocak 2017, Pazartesi
Cenevre'nin düşündürdükleri
Paylaş  
33
49
23

Bilmem Kıbrıs üzerine bu kaçıncı Cenevre Konferansı olacak.

Sanırım ilk konferans 25-30 Temmuz 1974 tarihleri arasında oldu. O kez Kıbrıs’ın iki toplumu ve garantör devletler Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan masada temsil edilmişti.

Bu kez her ‘Tom, Dick ve Harry’ masada. Mary’lere pek rastlanmıyor. Ha, unutuyordum, belki bu kez bir Theresa masada olur. Sanmıyorum.

Malum, erkek egemen bir dünyada yaşıyoruz. Zaten dünyadaki tüm kargaşanın sorumlusu erkekler değil mi?

Kıbrıs sorununun geçmişi tabii ki çok uzun zaman öncesine dayanıyor. Benim ekran bu sorunun içinde doğdu, çocukluğumuz, gençliğimiz bu sorunlarla geçti.

Yaşlılık yıllarımıza doğru hızla ilerlerken Kıbrıs sorununda tünelin sonunu henüz göremiyoruz yazık ki. Belki çocuklarımız, olmadı, torunlarımız görür.

Birçoklarımız uzak diyarlara göçtük. Kıbrıs’ı uzaktan takip ediyoruz. Bazen oraya doğru gazel, uzun hava ve de yalelli okuyoruz, ama gönlümüz hep orada.

Artık Kıbrıs’ımıza huzur ve barış gelmesi arzusuyla yanıp tutuşuyoruz.

Birçoklarımız göçtük dedim ya. Ben Birleşik Krallığa göçenlerdenim. Askere alınmama ramak kala eğitim amacıyla Londra’ya geldim.

Neden Birleşik Krallıktayız? Neden burada Hindistan yarımadasından, Karaib adalarından, Kıbrıs’tan, İrlanda’dan kalabalık bir nüfus var? Ha, işin püf noktası da burada.

Radikal öğrencilik yıllarımda, gerici, ırkçı öğrencilerle, öğretmenlerle (evet, öğretmenler de ırkçı olabiliyor) tartışırken Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum, Hindistan, Karaib kökenli arkadaşlarımla onlara bir ağızdan şöyle derdik:

“Siz yıllardır bizi sömürdünüz, ülkelerimizi talan ettiniz, ekonomimizi mahvettiniz. Şimdi sıra sizde. Biz buraya intikam almaya geldik”.

Tabii işin aslı Birleşik Krallık’ta yaşayan çoğunluğu eski BK kolonilerinden gelen insanların götürüsünden çok fazla getirisi var. Bu her zaman öyle oldu. Ne kadar da “anavatanlarına” geldiğini sanan özellikle Karaib adalarından gelenler ev aradıklarında şu ilanlarla karşılaşmışlarsa:

“No Blacks, no Irish, no dogs”. Siyahlara, İrlandalılara ve köpekli olanlara ev kiralanmaz anlamında.

“Üzerine hiçbir zaman güneşin batmayacağı” İngiliz İmparatorluğu toprakları bir zamanlar dünya nüfusunun bir çeyreğini kapsıyordu.

Böl ve yönet yöntemi, Latince ‘Devide et imperia’, tarih boyunca egemen güçler tarafından uygulanan bir yöntem oldu. Emperyalist güç, idaresinde olan ülkeleri idare edilebilecek parçalara böler, ve böylelikle ülke halklarının birleşip kendilerine karşı mücadele etme gücü zayıflatılır.

Bu yöntemi Sezar, Napolyon, Onbirinci Louis ve daha birçokları zalimce kullandı.

Sonradan Fransa, Hollanda, İspanya, Portekiz, Belçika, Almanya, Sovyetler Birliği gibi Avrupa sömürgecileri de hep bu yönteme başvurdu.

Amerika 20nci yüzyılda yöntemi daha geliştirerek tüm dünyada, özellikle Ortadoğu’da devam ettirdi. Rusya’nın Orta Asya siyaseti bu yöntem üzerine kurulu.

Ama İngiliz İmparatorluğu bu yöntemin en büyük uzmanı oldu her zaman.

1947 ile 1947 tarihleri arasında işgalleri altındaki Hindistan’da bu yöntemin en korkunç örneğini görürüz.

Malezya’da, Singapor’da, Siri Lanka’da, Burma’da, Ortadoğuda, ve tabii küçücük adamız Kıbrıs’ta hep bu yöntemi kullandı İngiliz.

Hindistan’dan kovulana kadar, yarımadayı 3 ayrı ülkeye böldüler; Hindistan, Pakistan ve Bangladesh.

Birinci Dünya Savaşı sonunda İngilizler, Fransızlarla birlikte Ortadoğuyu tamamen darmaduman ederek hala bugün kendilerine ve Amerika’ya hizmet etmekte olan Suudi Arabistan kukla devletini yarattılar.

Küçücük ama önemli stratejik bir konuma sahip olan adamızda ayrılık tohumlarını eken kimlerdi? Tabii ki İngilizler. EOKA ya karşı Türk polis güçlerini öne sürerek iki toplumu bölen onlar. Enosisi önceleri teşvik eden yine onlar.

Kıbrıs’tan gittiler gitmeye ama adanın yüzde üçünü kapsayan (254 kilometre kare alan) üs olarak kullanacakları ‘Bağimsiz Britanya Toprakları’ olarak onlara kaldı.

Gariptir, yarın başlayacak Cenevre Konferansında İngiliz üsleri masada bile değil. Yabancı askerler adadan ayrılmalı diyenler İngiliz üsleri konusunda sus pus.

Bu yazımda geçmişe şöyle bir uzanıp bugün niye bulunduğumuz noktadayız konusuna azıcık ışık tutmak istedim. Birçok önemli konuya değinmediğim, naif bir yazı olarak niteleyebilirsiniz. Bu bir köşe yazısı. Akademik bir tarih dersi değil.

Birçokları gibi bugün başlayacak Cenevre konferansından çok beklentim, umudum yok. Umarım yanılırım. Yanılmayı hiç bu kadar yürekten arzulamadım.

Ancak, konferansdan sonuç alınmadığı takdirde Kıbrıslı halklar olarak artık direksiyonu kendi ellerimize almamız gerektiğinin bilincine varmalıyız.

Kıbrıslılar olarak birleşerek, bir ağızdan barış isteğimizi gerekirse haftalarca sokaklarda kalarak haykırmazsak, siyasilerden bize fayda gelmeyeceği kesindir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
3
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
13 Mart 2017, Pazartesi    Neyi kutluyoruz ki?
6 Mart 2017, Pazartesi    Göç Yolları
26 Şubat 2017, Pazar    Bir Kıbrıs Trajedisi -"Kayıplar"
20 Şubat 2017, Pazartesi    Londrada halkların dayanışması
31 Ocak 2017, Salı    Acı çekerek iz bırakabilmek
22 Ocak 2017, Pazar    Genco ve Nazım Kilisede
15 Ocak 2017, Pazar    "Geçmişi affedip geleceğe göğüs gerebilir miyiz?"
31 Aralık 2016, Cumartesi    Cehennemi dünyada yaşayan çocuklar
25 Aralık 2016, Pazar    Geçip gidiyor hayat
18 Aralık 2016, Pazar    "Bizim gibi Müslümanlar"

Neyi kutluyoruz ki?
Ertanç HİDAYETTİN | 13 Mart 2017, Pazartesi
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 8 Martta Dünya Kadınlar Günü “kutlandı”. Günün tarihçesini bilenler bu günü gerçek ismi ile, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak anarlar.
Diğerleri balolar, kokteyller düzenley...
Göç Yolları
Ertanç HİDAYETTİN | 6 Mart 2017, Pazartesi
Sabahın erken saatlerinde kalkar, babasına hayvanları mandıradan çıkarıp otlanmaya götürmesine yardımcı olurdu. Çeşitli çiftlik işlerini yoluna koyardı aynı zamanda.
Sonra, öğrencileri “Şeher”e götürmek i...
Bir Kıbrıs Trajedisi -"Kayıplar"
Ertanç HİDAYETTİN | 26 Şubat 2017, Pazar
“Paşa Dayı” derdik ona. İri cüsseli bir adamdı. Ama yüzünden gülümseme hiç eksik olmazdı.
“Gelin be çocuklar, bir yüro atalım” derdi bize. `Huriye, hade topla çocukları” diye selenirdi e...