Ana Sayfa >> Yazarlar Ertanç HİDAYETTİN | 18 Haziran 2017, Pazar
Belleğimden çıkmayan kokular
Paylaş  
4
7
5

Görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama.

Bilimciler en az dokuz duyunun olduğunu kanıtladılar ama, geleneksel olarak kabul gören beş duyularımız bunlar.

Bunların arasında en fazla gözardı edilen, önemsenmeyen hangisi? Şüphesiz koklama.

Hayvanlarda koklama duyusunun hayati önemi vardır. Tehlikeyi sezmelerine, avlarını bulmalarına yarar.

İnsanda “medeniyetin gelişmesi” ile bu duyunun önemi giderek azalmıştır.

Farketmişsinizdir. Dünyamızda şu an gelişen olaylar ışığında medeniyetten bahsetmek büyük bir ironi.

Neyse, bu yazımda size biyoloji dersi vermeye (başka …oloji dallarına da girer konu sanırım), dünyada gelişen olaylardan bahsetmeye niyetim yok.

Çocukluk yıllarımın unutamadığım kokularından bahsetmek isterim sizlere bu yazımda.

İlham, şu an büyük bir zevkle okuduğum, ve şimdiye kadar okuduğum en eğlenceli seyahat kitabı olduğunu düşündüğüm “Here and There” isimli kitaptan geldi. Yazarı A. A. Gill.

Dünyanın çeşitli ülkelerine yaptığı seyahatleri içeren makalelerden oluşan kitabının bir makalesi “Kayıp ettiğimiz Duyu” isimli.

Gill bir paragrafta şöyle diyor: “Batıda yaşayan çocukların doğal kokuları olduğunu bilmedikleri şeyler var. Örneğin, süt, yumurta, tavuk, patates, havuç, v.s.”.

Her şeyin sanitize edilmiş süpermarket raflarından alındığını gören şehir çocuklarının bu şekilde düşünmesi doğal olduğu kadar üzücü.

Gelelim benim belleğimden çıkmayan kokulara:

Çocukken bize çok uzak gelen Lefke çarşısına kavgasız, itirazsız sadece bir neden için gitmeyi kabul ederdik. Mithat veya Çağların fırınından mis gibi kokan sıcak ekmek almak için.

Annemiz, bir ekmeğin yarısının eve gelene kadar yeneceğini bildiğinden ekmek sayısını gerekenden bir fazla söylerdi.

Sokak kapının önünde, toprağın oturması için önceden sulanmış alanda oturuyorsunuz. Aplıç yolundan ansızın birkaç kamyon birden geçmeye başlıyor. Trodos köylerinden gelen kamyonların arkasından etrafa yayılan nefis elma kokusu.

Bahar aylarında Lefke’ye yaklaşınca, arabanın açık pencerelerinden içeri sızan portakal, limon çiçeği kokusu.

Evimizin biraz ötesindeki mezarlıkta oynarken kokladığımız osuruk çiçekleri. Her koku güzel olacak diye bir kural yok!

Isırgan otlarının sızısını gidermek için bacaklarımıza sürdüğümüz gömeç bitkisinin kokusu.

Babamın görev yaptığı Karadağ Polis Karakolu civarındaki dağ yamaçlarındaki çam ağaçlarının baş döndürücü kokusu.

Lefke deresi yanındaki değirmenlikte genzimizi yakan zeytin yağı kokusu.

Dere boyundaki bahçelerden fışkıran narenciye, elma, efkalipto, alıç, çala badem kokuları.

Saçlarımıza bol bol sürdüğümüz parıl parıl parlayan pirlantin (briyantin) saç yağı kokusu.

Sakalsız çocuk yüzümüze şişeyi boşaltırcasına sürdüğümüz Old Spice kolonyağı kokusu.

Gelelim Lefkoşa’ya. En büyük tutkularımdan “Şehere”.

Lefkoşa sokaklarında yaz akşamları etrafa yayılan yasemin kokusu. Yalın ayak, yoksul çocukların hurma dallarına dizip sattıkları yaseminlerin kokusu.

Yusuf Kaptan sahasının önündeki seyyar arabadan satın alarak maç öncesi iştahla mideye indirdiğimiz gülsuyu kokulu sulu mahallebi.

Paraşütün dükkanından dışarı yayılan döner kokuları. Lefke Hanının girişindeki Ahmet dayının lokantasından yayılan ciğer kokuları.

Bandabuliyanın unutulmaz kokusu. En çok Macilla’nın sattığı Kıbrıs pastırmalarının kokusu kaldı belleğimde.

Çok küçükken annelerimizle birlikte gittiğimiz Büyük Hamamın tertemiz sabun kokusu.

Kuruçeşmedeki poliklinikte itişip kakışan hastaların ter kokuları.

Lefkoşa Genel Hastahanesinde bademcik ameliyatı için operasyon odasına girerken kokladığım eter kokusu. Ameliyattan iki gün sonra kavanoz içerisinde getirilen salçalı köftelerin unutulmaz kokusu.

Soğuk Kış geceleri sobanın üzerine konulan portakal kabuğunun kokusu, yine soba üzerinde pişirilen kestanelerin kokusu.

Seyyar satıcıdan alınan kaynar salep kokusu.

İşte benim hiç zorlanmadan, bir çırpıda aklıma gelen çocukluk yıllarımın bazı nostaljik kokuları. Umarım siz okurlarımın belleğinde de unutamadığınız kokular canlanmıştır. Siz de paylaşın.

Koku duyunuzu önemseyin. Çünkü geçmişimizin en önemli anıları bu duyu sayesinde belleğinizde canlanır.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
1
YAZARIN SON 10 YAZISI
13 Haziran 2017, Salı    Ah Theresa, vah Theresa!
5 Haziran 2017, Pazartesi    Terör olayları ve duyarlılık
30 Mayıs 2017, Salı    Tartışma ve eleşiri sanatı
22 Mayıs 2017, Pazartesi    Birleşik Krallık Seçimleri ve "Kıbrıslılar"
13 Mart 2017, Pazartesi    Neyi kutluyoruz ki?
6 Mart 2017, Pazartesi    Göç Yolları
26 Şubat 2017, Pazar    Bir Kıbrıs Trajedisi -"Kayıplar"
20 Şubat 2017, Pazartesi    Londrada halkların dayanışması
31 Ocak 2017, Salı    Acı çekerek iz bırakabilmek
22 Ocak 2017, Pazar    Genco ve Nazım Kilisede

Ah Theresa, vah Theresa!
Ertanç HİDAYETTİN | 13 Haziran 2017, Salı
“Siyasette bir hafta uzun bir zamandır”.
1960lı yıllarda İşçi Partisi Lideri Harold Wilson söylemişti bu sözü.
Bir ispatını da geçtiğimiz hafta yapılan Birleşik Krallık Genel seçimlerinde gördük bu doğru sözün.
Bir...
Terör olayları ve duyarlılık
Ertanç HİDAYETTİN | 5 Haziran 2017, Pazartesi
Bugünkü yazımın konusu birkaç gün sonra yeralacak Birleşik Krallık Genel Seçimi üzerine olacaktı. Ancak bugün (4 Haziran 2017) Londra’da yeni bir terör saldırısı haberi ile uyandık. London Bridge civarındaki ünlü Boro...
Tartışma ve eleşiri sanatı
Ertanç HİDAYETTİN | 30 Mayıs 2017, Salı
Köyün delisi” gibi hissetmeye başlamıştım kendimi.
Eleştiri dozunu kaçırdığımı düşünen bir arkadaşım hissettirdi bana bunu.
“Doğru yahu, niye her zaman toplumun aksaklıklarını en yüksek sesle gündeme getirenler aras...