'Kıbrıs İzlenimleri 2008 (4)
Kıbrıs İzlenimleri 2008 (4)
Egzotik Boğaz
Birkaç günden beri Boğazdaki Exotic Otelde kalıyoruz. Oteli Kıbrıstaki dostalarımızın tavsiyesi üzerine İngiltereden ayarlamıştık. Temiz ve güleryüzlü hizmet kavramını ilke edinmiş bir aile işletmesi otel, Boğaza gelmezden hemen önce. Otel sahiplerinden Hüseyin Beyle epeyce yazışmamız olmuştu ama onun bu kadar genç olduğunu tahmin etmemiştim. Sözde emekliye ayrılmış baba Ali Bey de dahil tüm aile ve otel personeli canla başla çalışıyorlar. Karşıda otele ait Kıyı restoran. Çok popüler bu restorana Lefkoşada yaşayan arkadaşlarımın geldiğini öğreniyorum. Hafta arası dahi dolup dolup taşıyor. Otelde kaldığımız için istediğimiz gece kişi başı ekstra beş sterline menüden ne istersek yiyebiliyoruz.
Boğaz çok güzel bir yer. Karpaz ve Mağusa arasına sıkışmış bir sayfiye yeri. Ancak bu güzellikten yararlanan turist sayısı çok az. Oteller hemen hemen boş. Yalnız casinosu olanlar çalışıyor. Onların da bölge ekonomisine katkıları çok az. Exotic Otelde havuzbaşı yapmaya gelen iki İngiliz çift çok şikayetçi. Bir arkadaşlarının Kumyalıda yeni inşa edilen villasında kalıyorlarmış. Geri İngiltreye gidecekleri günü dört gözle bekliyorlar. Villa rahat, yeri muazzam ama su yok. Üstelik elektrik kesintileri canlarından bezdirmiş İngiliz turistleri. Bizim o konularda hiç sorunumuz yok.
Sınır Kapısında Sinir Krizleri
Kıbrısın hangi bölgesinde tatil yaparsam yapayım, çocukluk ve gençlik yıllarımda unutulmaz bir yeri olan Lefkoşaya gitmeden edemem. Sabahın erken saatlerinde Boğazdan çıkıp henüz serinken, daha doğrusu sıcak iyice basmadan Lefkoşanın yolunu tutuyoruz. Bu kez bir aile işimiz de var. Southgate Kolejinde iki yıl birlikte okuduğum şimdi Kıbrısa yerleşmiş avukat bir arkadaşımla randevumuz var. Kısa süren işlem ve İsmet ile güzel bir sohbetten sonra TC Büyükelçiliğine gidiyoruz. Konsolosluk bölümü ana baba günü. Anadolunun kırsal kesiminden gelen TC vatandaşları çeşitli hizmetleri için belli ki epeyce uzun zamandır bekliyorlar. Bizim işlem için kuyruğa girmemiz gerekmiyor. Şimdi kardeşimin sayesinde torpil patlattık dersem ilk yazıda KTHY na torpil yaptığı için veryansın etmeme okuyucular bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyecekler!
Görmeye gittiğimiz Kıbrıslıtürk memur sinir küpü. Kardeşimi tanıdığı için önce epeyce ona dert yanıyor. Sonra aklına gelip ne istediğimizi soruyor. Bu arada telefonu hiç durmuyor. Telefon edenlere verdiği sinirli cevaplardan asabiyetini anlayıp ona hak veriyoruz. Çünkü herkes torpil yapıp oraya uğramadan işini yapmaya çalışıyor. Sinirli haline rağmen yine de herkese yardımcı olmaya çalışan bu babacan memurdan gerekli tavsiyeleri alıp oradan kendimizi zor atıyoruz. Kardeşim Erdinç daha üç dört yere daha uğrayacak işlemlerin tamamlanması için. Anlaşılması zor bürokrasi bunu gerektiriyor. Aksi takdide gerekenden üç kat fazla devlet çalışanı ne yapacak?! Bize 'siz gidip gezin gerekirse öğleden sonra tekrar buluşuruz' diyor.
Lefkoşaya herzamanki gibi kızgın sıcak hakim. Arasta Sokağına gidiyoruz. Bu korkunç sıcakta Arastalarda dolaşmak sadece turistlerin yaptığı bir çılgınlık. İlk gözlemlediğim birçok dükkan sahiplerinin somurtkanlığı oluyor. Asık suratlar çoğunlukta. Müşteri bakımı diye bir kavramdan sanki hiç haberleri yok. Adeta çek git başımdan, beni rahatsız etme diyorlar. Mağaza sahipleri öyle, çalışanları öyle. Ender raslanan güleryüzlü yaşlı bir dükkan sahibine Lokmacı açılalı işlerde bir yoğunluk oldu mu diye soruyorum. Birkaç günden sonra işlerin tekrar öldüğünü söylüyor. Lefkoşanın en başarılı projelerinden olan Büyük Hana gidip oturuyoruz. Tadına doyum olmayan kıymalı ve hellimli börekleri güzelce mideye indirdikten ve buz gibi soğuk Efes birası yudumladıktan sonra keyfimiz yerine geliyor.
Pasaportlarımız yanımızda olduğundan Lokmacıdan Rum kesimine geçmeye karar veriyoruz. Rum sınır kontrolüne gelince genç bir kadın memur elimizdeki poşetleri kontrol ediyor ve beklememiz gerektiğini söylüyor. Herkes gelip gidiyor, biz hala bekletiliyoruz. Dayanamayıp niye hala beklediğimizi soruyorum. Meğer Arastalarda gezerken hediye aldığımız bir karton sigarayı görmüşler. Kişi başına sadece iki paket sigara geçirmeye hakkımız varmış. Özür dileyip kurallardan haberimiz olmadığını söylediğimiz halde bize karşı gayet sert ve kaba davranıyor biri kadın diğeri erkek olan gümrük memurları. Tabii bu da eşimin ve benim tepemizin atmasına neden oluyor ve tartışmaya başlıyoruz. Belli ki bu iki genç memur Rum eğitim sistemi ve kilise propagandasının ürünleri zavallı iki insan. Hızlarını kesemeyip siyasetten konuşmaya başlıyorlar. Bizi işgal bölgesinde yaşamakla suçluyorlar. Bir ara kendilerine söz söylememizi hazmedemeyen erkek memur kızıp polis çağımakla bizi tehdit ediyor. Biz de buyur çağır diyoruz. Gelgelelim oraya gelen yaşlı polis memuru bizi değil gümrük memurunu yatıştırmaya çalışıyor. Çünkü biz gayet sakin ve makul tartışıyoruz. Sonuçta hakkımız olan dört paket sigarayı alıp protesto olarak Rum tarafına gitmekten vazgeçiyor ve geri dönüyoruz. Ama giderken eşime İngilizce ve bağırarak 'gel geri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine dönelim' türünden sözler ediyorum. Arkama baktığımda iki Rum memurun suratları sinirden kıpkırmızı, birşeyler mırıldandıklarını görüyorum. Acaba bize mi sövüyorlar!
Bir arkadaş daima 'insanı istemeden milliıyetçi ederler' der. O şekilde bir durum.
İki lider ne kadar isterlerse konuşsunlar. Ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar. Özellikle Rum yönetimi eğitim sistemlerinde ciddi değişiklikler yapmadığı ve kiliseye dur demeyi beceremediği sürece Kıbrısta çözümden, barıştan sözetmenin hayal olduğunu bir kez daha gözler önüne seren bu deneyim beni oldukça üzüyor.
Devam edecek
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.