DİPLOMASİ İDEALİZMLE BAĞDAŞMAZ
İlginç bir toplum olduk. Varoluş kavgamızda bile, “her kafadan bir ses çıkıyor.” (Kötü anlamda söylemiyorum) Çok sesliliğin, diyalog ve uzlaşma olmayacağı anlamına gelmediğini de anlasak!
Çok seslilik konusunda Rumlar’ın bizden pek farkı yok. Farkımız, onların çokseslilikle demokrasinin diğer vazgeçilmezleri olan diyalog ve uzlaşmayı harmanlayabilmeleri ve ulusal davalarında birlikte hareket etmeyi becerebilmeleri!
Rum Tarafında Birliktelik,
Bizde Paramparça Bir Bünye
İki halk arasındaki bu fark, bugünlerde yine belirgin olarak ortaya çıktı. Bizim tarafa baktığımızda en küçük bir birliktelik yok! Birlikteliği sağlayacak bir girişim bile yok!
Rum tarafı ise, yeni bir seçimden çıkmış olmasına karşın, özde inanılmaz bir birliktelik gösteriyor. Kuşkusuz “ulusay konseyi” gibi, temel konuda kendilerini birleştirici bir düzenek var. Ben bu düzenek olmasa da “öteki/biz” sözkonusu olunca bu birliktelikleri yine olurdu diye düşünüyorum.
Aslında Rumlar’ın yaptığı ve bizde eksik olan, çoğulcu demokratik bir yapıda bile, birlikteliğin olabileceğine iyi bir kanıttır.
Biz bunu beceremedik. Beceremiyoruz. Yeni bir ciddî sınava paramparça bir yapıda giriyoruz.
İdealizm/Romatizm Ve Diplomasi
"Her kafadan bir sesin çıktığı” bugünkü ortamda çok ilginç düşünceler de çıkıyor ortaya. Mesela ben, bunca badireye karşın, olaya kendi bakış açısının idealizmi ile romantik denebilecek bir yaklaşım sergileyenler olduğunu düşünüyorum. Karşısındakileri melek sanan, melek sandığı için de “iyi çocuk” rolünü benimseyen bir anlayıştır bu!
Oysa uluslararası ilişkiler ya da (konuya daha dar bir açıdan bakarsak) diplomasinin meleklikle, iyi çocuk olmakla hiçbir ilgisi yok. Diplomasi denen olgu; idealizmle, romantizmle, tek taraflı iyi niyetle bağdaşmaz. Diplomasi, kadife kılıf içinde görünür, ama katıdır, acımasızdır. “Gözünüzün yaşınıza bakmaz”. Ayaklarınızın yere değmesi gerekir. Eğer değmezse sizi uçururlar.
Bir Diplomatın Anıları
Bugünkü bu yazımda, yeni çıkmış bir kitapla ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşmayı hedefledim. İlgili olduğu için öncelikle diplomasi ile ilgili bazı saptamalarımı da dile getirdim.
Birleşmiş Milletler’de temsilcilik, Sayıştay Başkanlığı, Ombudsman gibi doruktaki görevlerde bulunan Nail Atalay’ın anılarını içeren “Birleşmiş Milletler’de On Buçuk Yıl” adlı kitaptan söz ediyorum.
Bizden bir diplomatın anılarını içermesi bakımından, ilginç olan kitaba ben de bir önsöz yazdım. Gelin, kitapla ilgili düşünce ve değerlendirmelerimi kısa ve öz olarak aktaran bu Önsöz’ü birlikte okuyalım.
“Birleşmiş Milletler’de On Buçuk Yıl”a Önsöz
“Birleşmiş Milletler’de Temsilcilik, Sayıştay Başkanlığı ve Ombudsman gibi doruktaki görevlerde bulunan Nail Atalay’ı Kıbrıslı Türkler iyi bilir.
“Böylesi görevlerde bulunanların, yaşadıklarını ve gözlemlerini toplumla paylaşmaları bizde gelenekselleşmiş değil! Oysa bu gibi insanların anılarını yazmalarına şiddetle gereksinim var: En azından geçmişi daha iyi anlayıp değerlendirmek için!
“Nail Atalay, yazmaya yeğleyenler arasına girdi. Gerçi yalnız onbuçuk yıl diplomatlığını (BM’deki Kıbrıs Türk Toplumu, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Temsilciliği) yazmış. Ama olsun! Başlangıç olunca diğer anılarına da sıra gelir diye düşünüyorum.
“Nail Atalay’ın Birleşmiş Milletler anıları çok ilginç! Birçok bilinmeyeni günışığına çıkaran çarpıcı ayrıntılar sözkonusu.
“Ancak satır aralarında, ayrıntılarda “kocaman” olaylar var. Hani “şeytan ayrıntıda gizli” denir ya! Özü ile, sözü ile doğruluğunu anlıyorsunuz bu deyişin!
“Bir bardak viskiye satılan diplomat mı istersiniz? Maraş’ı kendi ellerimizle uluslararası sorun yapma becerimizi(!) mi? Bir köşede sızıp kalan Türk diplomatını mı?
“İnsanı karamsarlığa boğan tablolar da çıkıyor karşınıza! Kocaman dünya örgütü Birleşmiş Milletler’de işlerin nasıl döndüğü, kararların nasıl nasıl alındığı gerçeği mesela!
“Buna karşın görevine dört elle sarılan bir diplomatın, olanaksızlıklar içinde ve çoğu kez “yalnız adam” olarak başarılarını görüyor insan!
“Sözün kısası, Nail Atalay’ın anıları, zevkle ve ibretle okunacak cinsten! Yukarıda yazdıklarıma bakarak anılarda yalnız “satır araları” ve “ayrıntılar” olduğu sanılmasın. Kıbrıslı Türkler’in Birleşmiş Milletler serüveni, Barış Hârekatı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti süreçlerini de birinci ağızdan, bir göz tanığının kaleminden okuma fırsatını yakalıyor insan.
“Dileğimiz benzer kitapların çoğalması! Anı yazmanın gelenekselleşmesi! Eteğinde taş olan herkesin, bu taşları “boşaltması”! Ne kadar etek boşalırsa, geçmişimiz o kadar netleşip berraklaşır ve geçmişimiz ne kadar netleşip berraklaşır ve geçmişimiz ne kadar netleşip berraklaşırsa, geleceğimizi görme de o denli gelişip güçlenir.
“Nail Atalay’ı kutluyor ve ona teşekkür ediyorum.
“Dilerim ki kalemini bir kenara bırakmaz. Daha yazacak çok şeyi olmalı! Ondan o kadarını beklemek hakkımızdır, sanırım.”
Son Birkaç Söz
Türkçe’de çok güzel sözler, atasözleri, deyimler var: “Şeytan ayrıntıda gizlidir” bunlardan biri.
Diplomasinin gerçek yüzünü görmek için kitabı iyice, satır aralarındaki ayrıntıları kaçırmadan okumanızı öneririm.
Diplomasinin, ideolojik (ya da bakış açımızın) idealizmle, romantizmle, iyi çocuk olmakla bağdaşır yanı olmadığı, o kadar iyi anlaşılıyor ki diplomat Nail Atalay’ın anılarında!
Öneririm!