Ana Sayfa >> Yazarlar Cenk UZUNOĞLU | 20 Mart 2017, Pazartesi
"Koçanı" kaptırma tehlikesi
Paylaş  
7
11
6

16 Nisan referandumunda 18-34 yaş arası genç seçmen çıkacak sonuç üzerinde çok etkili olacak.

Yapılan anketlerde 18-34 yaş grubunda parti temayülüne ters düşen yönelim oranının yüksek çıktığı yönünde.

Bu yaş grubunu etkilemek için yazılı basın ve TV sus pus diye şikâyet etmemek lazım.

Bu yaş grubunda medya çok da önemli değil.

Çünkü gençler gazete okumuyor.

TV de farklı bir bakış açısını kaçırmayım diye bizim gibi her gece 2-3 saat ne haber ne de açık oturum izliyor.

Gençler birçok şeyi sosyal medyadan takip ediyor.

Anayasa değişikliği gibi konunun hukuki olduğu kadar sıkıcı olan tarafıyla anlatılmasına da rağbet etmiyor. 

Kısa ve öz görsel anlatımın esas olduğu sosyal medya bu sefer çok önemli olacak.

Bundan dolayı referandumda hayır cephesinde yer alanlar antipati yaratmayacak kendilerince ‘’hayırlı’’ paylaşımlar yapmaya özen gösteriyorlar.

Alışılageldik parti ve lider karşıtı söylemler referandumda kararsız konumundakileri parti çizgisine sığınmaya iteceğinden dolayı tansiyon artırıcı söylemlerden uzak duruluyor.

Hayır demekten ziyade niye evet denmemesi üzerinden gerçek hayatla da ilişki kurarak örneklemelerle iletişim kurmaya çalışıyorlar.

****

Mümkün olduğunca basit bir anlatımla, şimdilik 3 ana argüman işleniyor.

Hayır kampanyasını yürütenler RTE, AKP ve başka parti referansı kullanmadan yakın zaman ve komşu ülkelerden örneklerle ‘’tek adam rejiminin tehlikesi olur’’ savını ortaya koyuyorlar.

Örneklerle yaratılacak tereddüt ile özellikle ılımlı AKP ve MHP seçmenini ikna etmeyi hedefliyorlar.

Denge gözeterek oluşturulmayan ve demokratik kontrol mekanizması olmayan tek adam rejimi ile yönetilen Irak, Libya ve Suriye’de olanları ön plana çıkartıyorlar.

Her üç ülke tüm Türk kamuoyu tarafından bilindiği üzere bugün paramparça. Bunun seçmen üzerinde ‘’acaba’’ diye yarattığı bir çekim gücü var.

****

Diğer üzerinde durulan konu yargının bağımsızlığı.

Önerilen Başkanlık sisteminde hukuk bağımsız olamayacak iddiası var. Hem anayasa mahkemesini hem de hakimler ve savcılar yüksek kurulunun üyelerinin büyük bir bölümünü yeni yetkileri ile ‘’Başkan’’ atayacak.

Geriye kalan üyeleri de başkanın partisinin çoğunlukta olduğu meclis atayabilecek.

Yani bağımsız olması gereken hukuk ve adaletin uygulayıcıları tamamen tek adamın kontrolünde olabilecek. 

Bunun Türk siyasetinde uygulamadaki yansımasının ne olacağını kestirmek için kâhin olmaya gerek var mı diye soruluyor.

Tek adamın partisinin ilçe başkanları ve milletvekilleri üzerinden tüm davalara (alacak, verecek olsun, darp ve cinayet olsun) etki etme gücü oluşacak.

Ya bizden olursun ya da bertaraf olursun iyice içselleştirilecek ve tabana yayılacak. 

****

Halk arasında etkili olacağa benzeyen diğer söylem de başkanın parti genel başkanı olarak da kalabilecek olması ile ilgili.

Bunun ne anlama geldiğini en yalın haliyle futboldan örnek vererek, GS-FB maçını FB li hakemin FB forması ile çıkıp yönetiyor olması diye tasvir etmek mümkün.

Hakemin tarafsız düdük çalacağına inanır mısın?

Herkesin anlayacağı futbol örneğinden hareketle futbol federasyonu başkanının örneğin ayni zamanda FB ya da GS kulüp başkanı olacağını düşünün deniyor.

Üstüne üstlük merkez hakem komitesini o belirleyecek.

Hakemleri o belirleyecek.

Yetmedi futbol disiplin kurulunu o belirleyecek.

Bu yetmezmiş ligi kendi takımı kazanmazsa bir de ligi iptal etme hakkı olacak.

Böyle bir macera ve hayal dünyasının gerçek ürünü bir senaryoyla referanduma gidiyor Türkiye.

Tüm bunları sağduyu ile izleyenlerin aklından geçen de tabiri caizse ‘’bu lig de, federasyon da sonunda ne olur’’ sorusu.

****

Referandumun içeriği ile ilgili iddialar bu noktaya gelmişken, parti genel başkanları ve kendini tereddütsüz taraf olarak konumlandıran Cumhurbaşkanı niye televizyona çıkıp açık oturumda görüşlerini karşılıklı olarak ortaya koyup tartışmıyorlar?

Esas sorulması gereken soru tarafların katılımıyla yapılacak böyle bir açık oturumdan kimin, niye kaçındığı olması gerekmiyor mu? Bu konu nedense muhalefet tarafından da ciddi bir şekilde dile getirilmiyor. Anlaşılacak gibi değil.

Meydanlarda ya da tek taraflı serbest atış formatındaki açık oturumlarda ‘’kefenlerimizi giyip siyaset yapıyoruz’’ diyenler, kefen yerine takım elbise giyip karşı görüşü savunanlarla televizyonda medeni bir şekilde referandumun içeriğini karşılıklı tartışmaya katılmaktan uzak durması nasıl bir demokrasi anlayışıdır?

Sırf bu soruyu sormak ve cevap aramak referandumda hangi yönde oy kullanmak için bile yeterli bir sebeptir.

Kendinden emin olan eşit şartlarda yapılacak bir açık oturumda milletin huzurunda televizyonda söylediklerinin cevabı ile yüzleşmekten de kaçınmaz.

****

Diyeceksiniz bir Kıbrıs Türkü olarak sana ne oluyor otur oturduğun yerde.

Bu referandum yalnızca Türkiye’nin iç meselesi değildir.

Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyeti kendine referans almış tüm Türk dünyası için de bu referandum çok önemlidir.     

Bundan dolayı bu aralar dağılmış olsa da müzakere masasında yarının Kıbrıs’ına hala daha dünün Türkiye’si ile çözüm aradığımızın farkında olalım.

Kıbrıs Türkünün anlayacağı dilden söyleyeyim. 

Türkiye’de devletin ‘’tapusu’’ tehlikededir.

Varın bizim ‘’koçanın’’ ne durumda olduğunu siz düşünün.

Uyanmaya gerek yok uyumasak yeridir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
13 Mart 2017, Pazartesi    La La Referandum!
6 Mart 2017, Pazartesi    "Kariyer telaşındaki" BM'nin esas derdi
27 Şubat 2017, Pazartesi    Esas tehlike adadan göç
20 Şubat 2017, Pazartesi    Üst aklın görünmeyen elleri ve habersiz süvarileri
13 Şubat 2017, Pazartesi    Mesele şans kapısını büyük yapabilmekte
8 Şubat 2017, Çarşamba    Bedava piknik değil, yalnızca piknik ateşi
30 Ocak 2017, Pazartesi    Çözümün "piyasa değeri"
23 Ocak 2017, Pazartesi    Başarının resminde Akıncı’nın olası rolü
16 Ocak 2017, Pazartesi    Cevapsız sorular ve sonuç
9 Ocak 2017, Pazartesi    "Üst aklın" Kıbrıs'a yansıyan Türkiye ikilem

La La Referandum!
Cenk UZUNOĞLU | 13 Mart 2017, Pazartesi
Ne alaka diyeceksiniz ama peşinen söyleyeyim, yazının başlığını ‘’La La Land’’ filminden esinlenerek attım.
Ve evet o filmi hem de vizyona girdiği gün maalesef sonuna kadar seyredenlerdenim.
Merak edip hala daha sey...
"Kariyer telaşındaki" BM'nin esas derdi
Cenk UZUNOĞLU | 6 Mart 2017, Pazartesi
Soğuk savaşın 1989 yılında sona ermesiyle oluşan belirsizlik ağırdan giden bir dönüşüm sürecini içinde barındırıyor.
İçinde günden güne artan belirsizliği barındıran bu dönüşümün nereye varacağı tüm dünyada merak ve ...
Esas tehlike adadan göç
Cenk UZUNOĞLU | 27 Şubat 2017, Pazartesi
"Çözümsüzlük çözümdür’’ ya da ‘’ille de anlaşma’’ diyenlere, karşı karşıya kaldığımız durum tek bir rakam ile anlatılsa bu hangi rakam olabilir diye düşündüm.
Bu tek rakamın 74’ten sonra özellikle üniversite sonrası ...