Ana Sayfa >> Yazarlar Cenk UZUNOĞLU | 19 Haziran 2017, Pazartesi
Anlaşma olsa…
Paylaş  
10
21
10

İstanbul’da eve giren çeşitli Kıbrıs gazeteleri okunduktan sonra hemen atılmıyor.

Ülke dışında yaşayanlara özgü bir alışkanlık mı bu, yoksa özel merakım ile ilgili bir şey mi bilmiyorum.

Vardır elbet ‘’diaspora’’ kültüründe bunun psikolojik bir açıklaması.

Geçen hafta sonu, kim bilir belki de yalnızca bana mahsus olan gazeteleri atmadan son kez gözden geçirme ritüelimi bir kez daha tekrarladım.

Son bir iki yılda evde biriken yüzü aşkın gazeteye baktım.

İlk anda gözüme çarpan siyasetten ziyade trafik kazaları ve bunun sonucunda verilen kayıplar oldu.

Diğer öne çıkan konu da Türkiye’deki hükümet yetkilileri ile girilen polemiklerin sebep olduğu ‘’siyasi trafik kazalarının’’ iç siyasetimize yansımaları oldu.

Akıncı’nın seçilmesiyle Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakere haber ve yorumları ön sayfalara ve köşe yazılarına artarak yansımış.

Gazete sayfalarına daha fazla yansımış ama sonuç ortada.

Her zaman olduğu gibi anlaşmaya uzak ama farkında olmasak da uzun süredir hiç olmadığı kadar da olası bir sıcak krize de bir o kadar yakınız.

Gazeteleri gözden geçirirken ‘’anlaşma olursa bu sayfalarda neyi haber olarak okuruz’’ diye olası bir anlaşmanın iç siyasete ve Türkiye ile ilişkimize nasıl yansıyacağını düşündüm.

****

Anlaşma olsa Kıbrıs Türkü yapılacak ilk genel seçimde kendini mecliste Rum’a karşı savunacağını düşündüğü ‘’çözümsüzlük çözümdür’’ diyen kişileri mi ağırlıklı olarak tercih eder, yoksa yapılan anlaşmanın pekişmesine olanak sağlayacak ‘’ille de anlaşma’’ yanlılarını mı seçer?

Bugün konuşulan çerçeve içerisinde Rum’la anlaşmanın hayrımıza olmayacağını düşünenler anlaşma olması durumunda seçimlerde aday olurlar mı?

Yoksa siyasete küsüp köşeye mi çekilirler?

Siyasete devam edip aday olurlarsa bu nasıl yorumlanır?

Demokratik haklarını mı kullanmış olurlar yoksa söyleyip yazdıklarının doğru olduğunu ispatlama yolunda iyi niyetten yoksun adım attıkları görüşü mü ağır basar?

****

Acaba olası anlaşma sonrası hâlihazırda seçilmiş milletvekili olanların bir defaya mahsus bir geçiş dönemi ile görevlerine belli bir süre daha devam edecekleri bir güven artırıcı ‘’güzellik’’ de gündeme gelir mi?

İki taraftaki partiler meclise anlaşma öncesi seçimlerdeki oy ağırlıklarına ya da meclisteki dağılıma göre partilerin belirleyecekleri hâlihazırda milletvekili olanları doğal vekil olarak gönderirler. Alt ve üst mecliste eksik olan sayı varsa yalnızca bunun için seçim yapılır.

‘’Al gülüm ver gülüm’’ siyasetinden bir örnek yeni devlet yapısının temeline iyi niyet harcı olarak katılır mı?

Gelirse bunun referanduma etkisi ne olur?

Bak gör o zaman Kıbrıs sorununun çözümü ne kadar da kolaymış aslında dedirtir mi?

****

Olası bir anlaşma sonrası Türkiye ile ilişkimiz, Kıbrıs Türk iç siyasetine nasıl yansır?

Türkiye’den 74 sonrası göç edenler kendilerini daha etkin temsil edeceklerini düşünerek içlerinden adaylara bugüne kadar yapmadıkları şekilde yönelirler mi?

Kendini ‘’yerli’’ olarak görenlerin kopardıkları yaygaraya rağmen, 74 sonrası Anadolu’dan gelenlerin sayısı ile orantılı bir temsil bugüne kadar meclise yansımamış.

Bu değişir mi?

Adaya ne zaman gelindiğine göre bir ayırım çok daha belirgin bir şekilde siyasete ve toplumun günlük hayatına yansır mı?

Türkiye’nin yaklaşımı ne olur?

Türkiye, kurulu siyasi partilerle yarışacak bir partiyi ne olur olmaz diye destekleyip ortaya çıkarır mı?

Malum, bize ‘’besleme’’ diyenin de ima ettiği üzere Türkiye’nin bize güvenip bırakamayacağı derecede adada ve çevresinde stratejik çıkarları var.

Türkiye’nin Kıbrıs iç siyasetine yansıması Nasreddin hocanın ‘’evi satıyorum ama evin iç duvarındaki çivileri satmıyorum’’ hikâyesine dönüşür mü?

74 sonrası göç edenlere kurduracağı bir parti de evin içindeki bu çivilerden biri olur mu?

Kıbrıs Türk tarafı olası bir anlaşma sonrası böyle bir fay hattı yaratılarak bölünür mü?

****

Siyasetteki kalite nasıl etkilenir diye de düşündüm.

Seçmen nezdinde milli takıma oyuncu seçimi yapma içgüdüsü mü ağır basar, yoksa yine kim benim çocuğu hak etmediği ve ihtiyaç olmadığı halde devlette işe girmesine yardımcı olur düşüncesi mi ağır basar?

Anlaşmayı yapmak zor ama anlaşmanın hayata geçmesini sağlayacak ilk siyasetçileri seçmek de kritik olur herhalde.

Belki o zaman siyasette yarattığımız beklenti ve yaptığımız seçimlerle seçmen olarak da kendimize geliriz.

Belki o zaman bizim bu duruma düşmemizin tek sebebinin yalnızca seçtiklerimiz olmadığını daha iyi anlarız.

Sırf bunun için anlaşma olsun istenmez ama insan da olası bir anlaşmanın seçmen üzerinde yaratacaklarını aklına getirmeden edemiyor.

Belki de bir anlaşmanın en olumlu yanı da Kıbrıs Türkü olarak seçmenin kendisini bulması olur.

Hem de tek olumlu yanı belki de.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
16 Temmuz 2017, Pazar    Bir adım ileride olmaya devam (mı?)
10 Temmuz 2017, Pazartesi    Akıncı’nın olası tarihi rolü
3 Temmuz 2017, Pazartesi    Kapıyı "tıklatıyor"
26 Haziran 2017, Pazartesi    İş hayatının siyasete dair öğretileri...
12 Haziran 2017, Pazartesi    Irak ve Suriye'den sonra sırada İran var
5 Haziran 2017, Pazartesi    Komplo teorisi mi, yoksa geleceğin kendisi mi?
29 Mayıs 2017, Pazartesi    Satılık evin "çivisi"
22 Mayıs 2017, Pazartesi    "Anlaşmamaya anlaşmanın" anlaşması
15 Mayıs 2017, Pazartesi    Onurlu çıkış kapısı
8 Mayıs 2017, Pazartesi    "3. yol"

Bir adım ileride olmaya devam (mı?)
Cenk UZUNOĞLU | 16 Temmuz 2017, Pazar
Kıbrıslı Türkler için devleti farklı bir statüye geçirme süreci başlayacaksa İsviçre’deki görüşmelerden sonra çözümsüzlüğün makul olduğu görüşü bizim dışımızda da tereddüt ile de olsa kabul görmelidir.
Bu en son dene...
Akıncı’nın olası tarihi rolü
Cenk UZUNOĞLU | 10 Temmuz 2017, Pazartesi
İş hayatının planlama yaparken öğrettiği üç kural vardır.
Birincisi, başarılı olmak için önceden başarının ve başarısızlığın resmini ayrı ayrı çizebilmek ve her ikisinde de kurum içinde geniş bir mutabakat sağlamak.
...
Kapıyı "tıklatıyor"
Cenk UZUNOĞLU | 3 Temmuz 2017, Pazartesi
Kapıyı ‘’tıklatıyor’’
İki hafta önce patlak veren Katar krizi, İran ve İngiltere’deki saldırılardan sonra dünyanın yakın geleceği ile ilgili olasılıklar karşısında umutsuzluğa kapılmamak elde değil.
Nazım Hikmet’in ...